Sözcüğün tam anlamıyla “güç zehirlenmesi” yaşayan AKP elebaşları, farklı çevrelerle mutabakata varma gereği duymadan, ülkeyi, “çaldığım düdük” anlayışıyla yönetiyor. “Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan aya kadar 4 şeritli yol yapacağım derse, Vallahi inanırız” diyen geniş sosyolojinin yarattığı körlükten olacak, “Ne yapsak bu halk sorgulamaz” rehaveti egemen her şeylerine. Başefendi’nin “Sizden öğrenecek değiliz” babalanmasını hâlâ sürdürmesi tam da bu yüzden zaten…
 
Tavan yapan bu kibir, şiştikçe şişen ego için “AKP, siyasi dilini bu şekilde kuruyor, sana ne bundan” diyebilirsiniz. Ülke için bu kadar kötü sonuçları olmasa, ben de, öyle der geçerdim, ama diyemiyorum ne yazık ki. AKP’nin, “Ne alçağı, dünyadaki tüm dağları ben yarattım” kibri, ülkede, tartışma doğal olarak da uzlaşma kültürünü yok etti en başta. Farklılıkları olağan sayıp, birlikte iş yapma refleksini ortan kaldırdı. Bir arada yaşama iradesine ağır darbe indirdi en kötüsü de…
 
TELEVİZYONLARDAKİ LİDERLER TARTIŞMASI TARİHE KARIŞTI ÇOKTAN
Farklı çevrelerin en küçük hak arayışına bile tahammülü olmayan AKP, bu ülkenin bin bir güçlükle inşa ettiği “demokratik birikimi” acımasızca yok ediyor. Hukuka güven önceden de azdı da, ahir zamanda hiç kalmadı sayelerinde. Sözde ileri demokrasi yıllarındayız, ama emekçiler tek hak arama aracı olan grev hakkını kullanamıyor. Her toplantı ve gösteri yürüyüşü bir gerekçe bulunup yasaklanırken AKP’ye yönelen eleştirel her cümle, “Devleti yıkmaya yönelik eylem” sayılarak kriminalize ediliyor…
 
Oluşturulan bu siyasi iklimde, AKP’nin “din ve milliyetçilik istismarı” üzerine kurduğu politikalara karşı çıkmak da mümkün olmuyor elbette. Hal böyle olunca, televizyonlara, aynı fikrin etrafında dönen bağrışmaları tartışma diye sunmak kalıyor. Burnundan kıl alınmayan Başefendi, seçimdeki rakiplerini dahi dengi saymadığı için ABD’de bile üç kez yapılan liderler tartışması da tarihe karıştı çoktan. Önceki, o kötü demokrasi günlerinde(!) televizyon ekranlarına kilitlenerek izlerdik oysa...
 
HÜLLE YAPMADA DA ÇOK MAHİRLER
Zonguldak’ta da her şey, tıpkı ülkedeki gibi gidiyor. Bir önceki yönetimin akla ziyan beceriksizliği sayesinde yerel iktidarı da ele geçiren AKP, tüm kentsel meselelerde, uzman kuruluşların hiçbir önerisini dikkate almadan bildiğini okumayı sürdürüyor. MAKZON tartışmalarında da böyle, sahil projesi, Kız Meslek Lisesi, Filyos Projesi, kömür havzası tartışmalarında da. Karakum’daki protokol camisi, salt dini duygular üzerinden oy devşirme kaygısıyla bir “kent suçu” olarak yükseliyor…
 
Hülle yapmada da çok mahirler doğrusu. MAKZON tartışılırken “Sanayi merkezinin şehre yakınlığı olmazsa olmaz koşul” olarak sunulurken, sıra, Filyos gibi doğal alanlara geldiğinde, “Kentlerde yaşam kalitesinin yükselmesi için bu tip kullanımların, şehir dışında olması lazım” deniyor. AKP elebaşları “Hülle, desise, algı operasyonu ve devlet zoru” ile bezirgân saltanatını sürdürmenin yolunu buldu bence, daha ne kadar sürer bilmiyorum. Bildiğim şu ki, ülke yönünden sürdürülebilir değil asla… 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228