Hani AIDS denen virüs ile Türk toplumunun ilk tanışmasında yıllar önce televizyon ekranlarına bazı komik skeçler gelmişti, örneğin Taksim meydanında karı –kız tavlamaya çıkan bizim yerli hanzoların yanına yaklaşan televizyoncu kız gizli kamerayla çekim yaparken “beni ister misin koçcum?” sorusuna “evet anammm” yanıtını alınca “ama bende aids var…” deyince hanzo takımı “ olsun yavrum bana bişey olmassss…” diye kahraman Türk milleti ayaklarına yatıyordu ya; işte aynı durum bu günlerde de söz konusu…
Ama bu kez sadece hanzo ve gerzek takımı değil, entel takılan ya da akıllı geçinen tipler de aynı yanıtı Covid-19 için veriyorlar: “Amaaan, bana bi şey olmaz…”
“Yakalan da görürsün ebenin şapkasını…” diyeceğim ama ebe de sağlıkçı takımından, onlar da yüzlerce virüs şehidi vermişler, sağlıkçılara ayıp olacak…
Hele dininde diyanetinde geçinip kalabalık mahallerde birbirine bitişik vaziyette namaz kılanların “bizi Allah korur evladım, hem ölsek de Allah yolunda ölmüş oluruz…” demeleri yok mu?
İnsanı dinden imandan çıkarıyor…
Hadi sen öldün kurtuldun da bulaştırdıklarının ne günahı var be adam?
Tüm gereksiz yere sokağa çıkanlara sesleniyoruz;
Otur oturduğun yerde, git evde yengemle pişpirik(!) oyna, şekerli kahveni iç, olmadı iki kadeh at, kitap falan oku; bizim ne suçumuz var da mecburen sokağa çıkanları korkutuyorsun?
Evet;
Hayatımız virüs oldu, günde 15-16 ölüm vakasıyla başlayan virüsle mücadele uğraşımız bu günlerde günde 215 ölüm sayısına ulaştı ki kimi uzmanlar bu rakamın gerçek olmadığı varsayımını her gün tv ekranlarından yüzümüze yapıştırıyorlar…
Her gün yüzlerce ölüm yani, sanki harpteyiz!
Bilgisayarlara bulaşan virüsten bile tehlikeli bu virüs, birisinde bilgisayar devreden çıkıyor, diğerinde insanlar dünya değiştiriyor.
Cenazeleri de belediyeler kaldırıyor!
Yıkamıyorlar belki de, yıkasalardı şimdiye kadar bir iki ölü yıkayıcısı haberi düşerdi basına ama şimdiye kadar hiç duymadık…
Virüs sadece insanları mı öldürüyor?
Her ne kadar şimdi ekranlarda bu haberler verilirken “ölüm” denmiyor “vefat” diye daha yumuşatılmış şekli yer alıyor ama virüsün öldürdüğü, öldürmediyse bile süründürdüğü meslekler ve sektörler de var:
Kahvehaneciler, lokantacılar, alkollü mekanlar, şoför esnafı, seyyar satıcılar, sinemacılar ve tiyatrocular, diskolar, turizm kapsamındaki her türlü sektör, eğitim, yurtlar, evlerini öğrencilere kazık fiyattan kakalayan mal sahipleri (gerçi bu mal sahiplerine bişeycikler olmaz da…), ayakkabı boyacıları, berber esnafı, hamam ve saunalar, vs. vs. vs. saymakla bitmiyor…
Bu meslekler ve sektörler ile buralarda çalışan gariban emekçiler de yaşamdan kopmuş durumdalar.
Bu arada benim merak ettiğim bir konu da, gariban vatandaşa lokantalar yasaklanırken meclis lokantalarının çalışıp çalışmadığı?
Heeeee?
Ve sağlıkçılar!
Şirazeden çıktılar walla, şakûlleri kaydı, aile hayatları bitti, insanları tedavi ederken hastalık kapmaları ve hatta ölmeleri de cabası…
Yazık!
Veeeee;
Gelelim asıl konuya;
Bizde biliyorsunuz genel nüfus sayımlarında sokağa çıkma yasağı uygulanır ve sayım gününün 9 ay 10 gün sonrasında da doğum patlamaları yaşanır. Yani hınzır kocalar evde o gün eşlerini gıdıklarlar. Bu istatistiklerle sabit.
Şimdiiiii;
Corona başladı ve hemen sonrasında bir aya yakın evde kaldı bu hınzırlar (eşler de hınzır olabilir, hep kocaların günahını almayalım…), peki dokuz veya on ay sonra bir nüfus patlaması yaşanırsa, bizim kadın doğumlarda, köylerdeki sağlık ocaklarında, hastanelerde gereken önlemler alındı mı, gereken merkezlere kadın doğumcu ve ebe atamaları yapıldı mı, örneğin Zonguldak’ta kadın doğumlara bir günde 50 doğum olayı gelirse n’olacak?
Zamanında pozitif çıkmış ana babadan doğan bebeler için n’apılacak?
Soruyoruz…
Önümüzdeki Ocak, Şubat ve Mart aylarında da buradayız…
Hadi bakalım kolay gelsin…
    
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228