FLAŞ HABER
Tunceli belediye meclisi ilin Tunceli olan isminin Dersim olarak değiştirilmesine karar vermiş, karar alındıktan sonra da onay için valilik makamına yollanmış, makam da konuyu Bölge İdare Mahkemesine havale edip “olmaz” kararı çıkartmış…

Biz bu ülkede “açılım” ayaklarına yatanların yıllarca Doğu ve Güneydoğu’da Belediye ve il merkezlerine asılıp monte edilen Kürtçe levhalara ve illerin Kürtçe isimlerinin yeniden kullanılmaya başlandığına ses çıkarmadıklarını görmedik mi?
Biz bu ülkede “Atatürk” ismi verilmiş bir çok yapı, sanat yapısı, park, bahçe ve meydan vs. isimlerin değiştirilip ilgisiz isimler verilmesine ve yetkililerin yine bunlara ses çıkarmadıklarına şahit olmadık mı?

Hatta ve hatta, bırakın isim değiştiilmesini, biz bu ülkede Atatürk heykelleri ile resimlerinin bile yerlerinden kaldırılıp çöpe atıldığını, cadde ve sokaklara devletçe aranan kişilerin isimlerinin verildiğini ve yine yetkililerin böyle oluşumlara ses çıkarmadıklarını, çıkaramadıklarını görüp yaşamadık mı?

“TC”
konusuna girmek bile istemiyorum…

Neymiş efendim;

Tunceli Dersim olamazmış!

Neden?

Orası hep Dersimdi… Halk da hala öyle diyor,demeye de devam etsinler, ne olur yani? Tunceli elden mi gider?
Koskoca Doğu’da, Güneydoğu’da yeniden ağırlığını koyan Devlet, bir Tunceli Dersim oldu diye gücünden mi kaybeder?
Kaldı ki orada halk sadece ilin isminin değiştirilmesini istiyor, bayrağına saygısını sürdürüyor, İstiklal marşına da…
 
HEIDI ve TRT

İsviçre Alplerinin çıplak ayaklı minik kızı Heidi’nin gerek kitabının, gerekse film ve çizgi filmlerinin okunma ve izlenme toplamı belki de kutsal kitaplarınkinden bile fazladır.
Ben de ilkokul yıllarında okudum, o yıllardan bu güne kadarda tv kanallarında bir çok kez filmini ve çizgi filmlerini izledim…
Hala da denk gelirse izlerim!
Heidi isimli eserin insanın hafızasında kalan bir iki çok önemli bölümü vardır, örneğin Heidi’nin arkadaşı, yürüyemeyen Clara’nın Heidi dağlara döndükten sonra onu ziyarete gittiğinde ayaklarının çıplak olarak toprağa basması kürlerinin sonucu belli bir zaman sonra yürümesi ve kendisini almaya gelen ailesinin bu durum karşısında gözyaşlarına boğulması sahnesi; ayrıca Heidi’nin de “büyükanne” dediği, Clara’nın soyluluk kavramları ve prosedürleri kapsamında yaşamını sürdürmüş büyükannesinin Heidi’nin dönemin avam tabakasına mensup büyükbabasıyla dağdaki tahta evin önünde bir tahta masada tahta kadehler içinde büyükbabanın sunduğu içkiyi önce garipsiyerek sonra beğenerek birkaç kadeh içmesi sahnesi…
Evet;
Her fırsatta izlerim ben Heidi’yi demiştim ya,
Geçtiğimiz aylarda Telekom kanallarının birinde izledim, geçtiğimiz akşam da uykum kaçınca kanalları zaplarken denk geldiği TRT kanalında.
Ama TRT Clara’nın büyükannesiyle Heidi’nin büyükbabasının kadeh tokuşturduğu o sahneyi filmde kesmiş ve öyle vermişti…
Katletmişti filmi yani.
Filmlerdeki içki ve sigara sahnelerinin buzlandırıldığını hatta sigara yerine ağızlara gül dalı sokulduğunu görmüştük ama bir sanat eserinin böylesine hunharca ve vandalizme örnek olacak şekilde kırpıldığına uzunca bir süredir şahit olmamıştık.
Çüşşşşşşş!..
Demek ki bizim sanat sansürcüsü TRT Venüs heykeliyle ilgili bir program yayınlamak durumunda kalsa heykelin göğüslerini bantlayacak, eski Roma veya Yunan tanrılarının heykellerindeki belirgin üreme organlarını da ya örtüyle örtecek ya karartacak.
Böylece de toplumun ahlak duygularının istismarını önlediğini zannedecek…
Bir daha çüşşşşşşşş!
Buradan bizim RTÜK’ün de halini hatırını sormak isterdik ama, sürüyle sakallı sarıklı sözde hocaefendilerin çıktığı kanallarda bunların zırvalamalarına bile ses çıkaramayan RTÜK, sanat kavramının katledilişine mi ses çıkaracak?
Kanlı canlı, kız kaçırmalı, kan davalı, bol bol adam öldürmeli vs. türden katliamlı filmlere “eyvallah” diyerek çocuklara vahşet öğretilmesine önayak olan RTÜK, çifte standartlı uygulamalarına nasıl bir bahane bulabilecek?
Kaldı ki kafa TRT ile aynı kafa!
Filmlerde de, dizilerde de, habercilikte de, yandaşçılıkta da…
 
UNUTULAN ANKESÖRLÜ TELEFON
Yayla Konağının bahçesinde bir telefon kabini var… Fi tarihinde buraya konulmuş, döneminde çok da işe yaramış ama ne zaman ki cep telefonları piyasaya çıkınca işlevini yitirmiş ve içinde bir de ankesörlü telefon olan bir telefon kabini.
Yıllardır kullanılmıyor…
Ama konağın görevlileri yine de temiz pak durması için her gün temizleyip tozunu mozunu alıyorlar.
Bu arada yine görevliler kabinin hiçbir zararar görmemesi ve gereksinimi duyulan bir başka yerde kullanılabilmesi için sık sık telekom yetkililerine de başvuruyorlar, “gelin bunu buradan kaldırın, başka bir yere kurun…”
Ama; kellim kellim la yenfa…
Seneler geçti, Telekom’dan “tık” yok.
Bu senin malın değil mi Telekom, envanterinde kayıtlı değil mi, orada öyle atıl duruyor, al bunu başka bir yerde değerlendirsene…
Malına sahip çıksana!..
Ve merak ettiğim bir başka konu; acaba yıllardır mahallelerine ya da köylerine bir ankesörlü telefon kulübesi konulması için Türk Telekom’a dilekçe vermiş birileri var mı?
Böyle birilerine “elimizde telefon kabini ve ankesörlü telefon yok” denilmiş mi?
Haaaaaaa?
 


 
    
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner243

banner228

gaziantep travesti gaziantep lezbiyen gaziantep swinger gaziantep gay gaziantep jigolo film izle dizi izle reklamsız porno izle reklamsız porno seyret seks hikayeleri sex hikayeleri porno izle porno seyret