Hiç görülmemiş enteresanlıkları içinde barındıran bir dönemin içinden geçiyoruz. Şunu kesin olarak anladım ki, covid-19 salgını, kesinlikle dünya insanlığı için bir afettir. Her gün tonlarca ekmeği, yemeği çöpe atan, bir giydiğini bir daha giymeyen, marka takıntısı olan, burnu havada, zora gelemeyen, açın fakirin halinden anlamayan, komşuluk nedir bilmeyen bencil bir neslin hakim olduğu karanlık bir dünyada yaşıyoruz. İşte bunca kötülüğün yaşandığı bir zaman diliminde ortaya çıkarak sanki bir şeylerin farkına varmamızı istiyor, korona virüsü. 

İşin bilimselliğini, nedensellik ve sonuçsallık kısmını sağlıkçılara bırakarak toplumsal eksikliklerimizi vurgulamak istiyorum. 

Mesela sabah sağlıklı kalkıp akşam cenazemiz gelebiliyor. Sonra her gün onlarca kişinin koronaya yakalandığını duyuyoruz. İnsanlar patır patır sosyal medya hesabından "Ben koronavirüs oldum. Covid-19 testim pozitif çıktı. Karantinadayım. Lütfen herkes dikkat etsin" şeklinde duyurular yapıyor. Siyasetçi, işadamı, esnaf, işçi, memur, köylü kentli, zengin fakir dinlemeden herkesi esir eden bir salgın karşısında aciz kalıyoruz.

Yoğun bakımlarımız doldu. Sayı katlanarak artıyor. Kitlesel bir yayılım söz konusu... Özellikle Zonguldak'ta yaşlı nüfus fazla. Üstelik bunların büyük çoğunluğu madenden emekli. Yani koronaya yakalandıklarında yoğun bakımlık tedavi görmesi gereken hastalar. Bu da demek oluyor ki, eğer dikkat etmezsek yüzde 100 doluluk oranına yaklaşan yoğun bakım önlerinde sıra beklerken ölebiliriz!

Kuralları hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum: Kaliteli maske, sosyal mesafe ve el hijyeni.

Sosyal mesafe konusunda dar alana hapsolmuş Zonguldak, çok büyük bir risk altında.

Çare ne? Çok zorunlu olmadıkça dışarıya kesinlikle çıkmamak.  

"-Ee benim canım sıkılıyor, evde patlayacak mıyım?"

Böyle diyenlere, "Valla, mezarda patlamaktan iyidir!" diyorum.

Evin etrafında dolanırsın, kitabını okursun, çoluk çocukla bir arada, sinemanı izlersin, yoğun bakımda ölmeyi beklemediğin için ne kadar şanslı olduğunu düşünerek haline şükredersin...    

***

Sağlık nimetinin ne kadar kıymetli olduğunu,

Aldığımız bir tek nefesin bile dünyalara bedel olduğunu,

Paranın pulun, makamın, şöhretin hiçbir işe yaramadığını,

Sabah o güçlü, mağrur, makam sahibi ya da büyük paralarla oynayan büyük adam(!) olarak sapasağlam yataktan kalkıp, küçücük bir mikroba yenik düşerek yoğun bakım yatağında çaresizlik içinde kıvrandığımızı,

Sabah sağlam kalkıp akşama mezara, hem de en yakınlarımızın bile yanımızda olamadan kara topraklara verildiğimizi,

Bu kadar acizlik karşısında ağlanacak halimize hala gülebildiğimizi...

İşte bütün bunları bir arada gördüğümüz bir dönemin sersemliğindeyiz.

Bu tür durumlar için hep Ziya Paşa'nın "Halletmediler bu lügazın sırrını/Bin kafile geldi geçti hükemâdan füzelâdan..." mısraları aklıma gelir. Yani bugüne kadar binlerce hikmet, fazilet ehli, bilim adamı veya filozof gelip geçse de bu hayat bilmecesinin sırrını kimse çözemedi demek istiyor Ziya Paşa.   

Korkarım, bu bilmeceyi kafamızı mezar tahtasına çarptığımız an çözeceğiz!

Tabi işin bir de ekonomik boyutu var. Esnaf kan ağlıyor. Zaten tekne zorlukla dönüyordu, korona yasaklarıyla o da gitti. Toplum olarak bütün katmanlarımıza kadar varlıkla yokluk arasında sınanıyoruz. Yani sadece canla değil, mal ile de sınanıyoruz. Allah sonumuzu hayretsin!

İBRETLİK AKİBETLER...

Hastayken, zordayken masumiyete bürünüyoruz; ama ne zaman ki sağlık mucizesi bize dokunuyor, bütün kötülüklere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bu tür durum için de Kur'an'da geçen ibretlik bir olayı hatırlamamızda fayda var:

"(Fakat) onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da, 20 - Bahçe simsiyah kesiliverdi. 21 - Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler: 22 - "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye. 23 - Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı. 24 - "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı. 25 - (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler. 26 - Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler. 27 - "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler). 28 - İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?" 29 - "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler). 30 - Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar. 31 - Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız. 32 - Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız. 33 - İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi." (Kalem Suresi)

SU ZAMMINI KINIYORUM

Belediye suya zam yaptı. Kayıp kaçağı önleyerek zamların önleneceği vaat edilmişti. Tam tersi yapıldı. Sık sık suların kesildiği bir şehirde, kayıp kaçağın bedelini abartılı rakamlarla ödetiyorlardı. Ben de bütün bunlar yetmezmiş gibi yeni zam kararı için el kaldıranları huzurlarınızda kınıyorum!