Makamlar gelip geçici.

Çevremizde gördüğümüz ve bizim sandığımız her şey birer emanet…

Kendi bedenimiz bile emanet. Vakti zamanı gelince, beden hapsinden tahliye olan ruhumuz, ait olduğu yere çekilecek.

Nihayetinde sonu belli olan, bir yolun yolcularıyız.

Ey aziz okuyucu! Bizi biz yapan benliğimize bile malik olamadığımız dünyada; makam için, koltuk uğruna, şahsi çıkar aşkına “elmas” ayarında olmak varken, “çamur” seviyesine düşmeye gerek var mı?

Bak ne diyor Mevlânâ:

“İnsanın hammaddesi topraktır ama fazla sulandı mı çamurlaşır”

Dersimiz budur.

Şunu baştan belirteyim. Herhangi bir siyasi görüşe kuyruk olacak cinsten partizanlığa her zaman karşı oldum. O yüzden (bu köşede zikredilen isimlere, öne çıkarılan bazı sözlere ve olaylara bakarak) bir siyasi görüşün yanında ya da karşısındaymış gibi algılanmamayı sizlerden istirham ederim. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra bir gerçeği paylaşmak istiyorum.

Bazı şahsiyetler, meslekî açıdan siyasetçi de olsalar, söylediği sözlerin büyüklüğü bakımından hatırlanmayı hak ederler.  

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, bir toplantısında, şunları demişti: “Şimdi bakın yoldan geliyoruz, yine yola gideceğiz. Hiçbirimizin garantisi yok. Ruh bir saniyeliktir. Küh dedi miydi, bir solukluktu, gitti…
Onun da nasıl geleceği, ne şekilde geleceği ve nasıl yakalayacağı belli değil. Bir saniyesine bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hükmedemediğiniz bir hayat için bu kadar ‘fırıldak’ olmanın anlamı yok!”

Gelin seçimlere, gündeme, yaşadığımız dünyaya, sosyal medya mecrasındaki riyakârlık yarışına bir de bu gözle bakalım!

Adam gibi adam olmak varken…

Fırıldaklığı meslek haline getirenler, bırakın kendi çamurunda batsın!

                                         ***

Buraya evrensel ve gündem üstü bir konuyla girdim ki…

Yaklaşan yerel seçimlere, verilen vaatlere, atılan taklalara, ittifaklara, gayr-i ittifaklara bir de bu açıdan bakılsın istiyorum.

                                         ***

Geçen hafta ele aldığımız Fevkani köprüsü meselesinde, köprünün tehlike arz ettiğini bile bile esnafın gazabından korkup konuyu geçiştiren adaylarımız var.

Üç partinin adayı da bu konuda sessizliğini koruyor.

Bazıları da benim “Canlar gitmesin” çağrımı, kendime has yorumu olduğunu nitelendiriyor. Zonguldak’ın gerçeğiyle bunların örtüşmediğini söylüyor.

Konuya böyle bakanlara, Çaycuma belediye Başkanı Mithat Gülşen’i hatırlatmak istiyorum.

2012 yılında Çaycuma köprüsü çöktüğünde, ölen 15 kişi arasında kendi babası ve yeğeninin de bulunduğunu öğrenince yaşadığı şoku görmeliydiniz. Fenalaşıp hastaneye kaldırılmıştı. Orada bulunan herkes çok üzülmüştü.

Fevkanide aynı acılar yaşanmasın istiyorum.

Derdimiz bu.

ELİNİZDEN TUTAN MI OLDU?

Diyorlar ki:

“Efendim Fevkani Zonguldak’ın bir değeridir. Yıkılamaz. Güçlendirilerek tehlikesi giderilebilir.”

Fevkani köprünün şehir için bir ‘değer’ olduğu şimdi mi aklınıza geldi?

Sözlerim Şenol beye, Selim beye, Hamdi beye değil sadece…

Kurulduğu 1955 yılından bugüne kadarki Belediye başkanları, Belediye meclis üyeleri ve Valileri katarak söylüyorum:

Kişiler ve sözler değişse de zihniyet hiç değişmemiş.

İşte eseriniz ortada…

65 yıldır yıkılması için elinizden geleni(!) yapmışsınız.

Bir kere el atıp bakım - onarım yapmamışsınız.

“Bu değerdir, bunu gelecek kuşaklar için yaşatalım”
dememişsiniz.

Ondan sonra biz, “Gelin canlar yanmadan, çürüttüğünüz metal yığını yıkıp kentin önünü açalım” dediğimizde, Zonguldak gerçeklerinden uzak şeyleri yazmış olalım öyle mi?

Biz yazınca mı değer olduğu aklınıza geldi?

Bu zamana kadar korusaydınız kardeşim!

Elinizden tutan mı oldu?

Aslında meselenin köprü falan olmadığını, ‘kültürel değer’ gibi süslü lafların hiç kimsenin umurunda olmadığını…

Tek geçer akçenin, pardon ‘değer’inin ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz ya neyse… Bu bahse hiç girmeyelim.

Dedim ya…

Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız bir hayat için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.

Sıcak, içten olun.

Samimi davranın.

Ya olduğunuz gibi görünün!

Ya da göründüğünüz gibi olun!

Bu cefakâr Zonguldak halkının sizlerden fazla bir beklentisi yok.

Halk “Yolumuzu yapın, samimi olun, kasıntı olmayın yeter” diyor.

Bu mütevazı Zonguldak insanına dürüst olmak zorundasınız.

Umarım anlamışsınızdır.
 
 
 
  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Garip Zonguldak 1 hafta önce

Bak sevgili Abdullah kardeşim, müteahhit defalar, köprü asfalt yapılmadan önce,gazetemizde ve birçok yerel gazetede, konunun ehhemiyetine,tehlikesine,rizkine, yapıldığı dönemde ki haline işaret ederek yorumlar yaptım.malesef ve maalesef hiçbir gazeteci kardeşim konuya duyarlılık gostermedi.yine aynı şeyi tekrar söylüyorum, köprü tehlike arz ediyor.bakın sevgili kardeşim,bilmem bilir misiniz köprünün ve üzülmez yolunun orijinal halini.parça parça beton olarak yapılmış, yıllarca hiçbir tamir, bakım gerektirmeden müthiş bir yoldur.köprü üstü ise yine parça parça beton ve belli aralıklarla köprü altında ki makarnaların üstüne denk gelen yerler köprünün esnemesini sağlayacak şekilde özel olarak dizayn edilmişti.Zeki Çakan döneminde komple asfalt kaplama ile herşey mahvedildi.ilk etapta iyide bir süre sonra köprü enedikçe yapılan çalışmalar boşa gitti.işte ben tamda burda köprü trşlaninca biraz düzgün yapılsın ve asfalt kaplama yapılmasın.kopru yorgun.birde artı bu kadar yükü çekemez.koprunun esnemesini sağlayan satihli kapatılarak köprünün esnemesini ortadan kaldırdıniz.falan filan.lafı uzatmayalım yapılan iş göz boyama ve geçici.ancak bunu yapanlar vebal altında olup büyük bir tehlikeye imza atmışlardır.selam ve saygılar.kolay gelsin.

banner236