Siz insanın evriminin tamamlandığını mı düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse çok yanılıyorsunuz! Evrim devam ediyor; belki de daha başlardayız! Dünyanın yaşı ile insanın ilk ortaya çıktığı devirleri karşılaştırdığımızda; insanlık tarihinin çok yeni sayılabileceği açıkça görülebilir.
   Geçmişteki ve günümüzdeki topluluklarda yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bir bilim dalı olan Antropoloji, Türkçe adıyla İnsanbilim, insan evriminin bugüne kadarki safhaları hakkında bizi bilgilendiriyor. Ama evrim devam ettiğine göre, bundan sonra acaba nasıl evrileceğiz? Antropoloji bunu öngöremiyor. Bundan sonrası başka bir bilim dalının işidir. Ondan daha sonra bahsedeceğiz. Ama önce geriden başlayıp bugüne gelelim.
   Aslında bu antropoloji çok karışık bir konudur. Birçok tarih ve başta Latince olmak üzere birçok yabancı terim ve isim ile kafa karıştırır. Ama ben sizler için olabildiğince özetleyip herkesin anlayabileceği kadar sade bir dille anlatmaya çalışacağım.
   İnsanın da üyesi olduğu, ''Primat'' denilen iri beyinli memeliler takımının evrim süreci günümüzden 65-55 milyon yıl önce başlar. İnsan cinsi günümüzden 2.3 ile 2.4 milyon yıl önce diğer memelilerden ayrılır. İnsanın ortaya çıktığı bu grup ile grubun tüm nesli tükenen soyları ''Hominid'' olarak adlandırılır. Modern insanı ve yakın atalarını içeren hominid cinsine de ''Homo'' denilmektedir. Homo cinsi dışındaki Hominidler ise ''insansı'' varlıklardır.
   Değerli okuyucular, her hayvanın veya bitkinin türleri olduğu gibi insanın da geçmişte çeşitli türleri olmuştur. İnsanı bugünkü anlamda insan yapmaya başlayan tür ''Homo Erectus'' dur. Homo Erectus ayakta dik duran insan demektir. Bu tür bundan 1.8 milyon önce ortaya çıkmış ve 70 bin yıl önce de yok olmuştur.
   İnsanın ayakta durması ellerinin serbest kalmasını sağladığı gibi hareket kabiliyetini de artırmıştır. Serbest kalan eller sayesinde insanlar alet yapmayı ve alet kullanmayı öğrenmeye başlamış ve bu durum zekanın da gelişmesini sağlamıştır. Zekanın gelişmesi de ateşi bulmalarını kolaylaştırmıştır. Serbest kalan eller nesneleri anlamada, değerlendirmede, dönüştürmede ve onları işlemede insanlara yardım edip anlama yeteneklerine büyük katkıda bulunmuştur. Hatta ellerin serbest kalması insanların iletişimini de geliştirmiştir. Elin dilin doğuşundaki rolü yadsınamaz. Temas yoluyla duygu aktarabilen el, bugün bile kelimeler yoluyla aktarılan bir duyguyu pekiştirmek için kullanılmaktadır. Günlük hayatta karşımızdaki ile iletişim kurarken yaptığımız el kol hareketlerini gözünüzün önüne getirin..
    Ayrıca ayakta durmaya başlayan insan çalışırken veya koşarken eskisinden çok daha az enerji sarf etmeye başlamıştır. Örneğin, bilim insanı David Raichlen, belirli bir mesafe kat etmek için, bir insanın, dört ayağı üzerinde yürüyen bir şempanzenin harcadığı enerjinin dörtte biri kadar enerji harcadığını belirtmiştir.
   İşte tüm bu avantajlar insanları diğer memelilerden ayırarak bugünkü modern insana doğru evrilmesini sağlamıştır.
   Birçok safhayı ve birçok insan türünü atlayarak günümüze yaklaşıyorum. Bugünkü modern insan türüne ''Bilge İnsan'' veya düşünebilen ve konuşabilen insan anlamına gelen ''Homo Sapiens'' denilmektedir. Homo Sapiens türünün ataları ise bundan 200 bin ile 70 bin yılları arasında yaşamış ''Homo Neanderthalensis'' ile, 750 bin ile 100 bin yılları arasında yaşamış olan ''Homo Heidelbergensis'' türüdür. Bizim türümüz olan Homo Sapiens ise takriben 200 bin yıldan beri varlığını sürdürmektedir. Dikkatinizi çekeceği gibi, Homo Erectus ile de çakışan uzun yıllarımız var. Ayrıca ''Denisova'' ve ''Homo Floresiensis'' gibi bizim türle çağdaş başka insan veya insansı türler de var.
   Buradan şunu çıkarmanız gerekir: Bizim türümüz olan Homo Sapiens türü aslında safkan değil! Yukarıda bahsettiğim nesli yok olmuş türlerle aralarında kısmen gen geçişleri olmuş. Hatta Homo Sapiens ve bu saydığımız diğer türler belirli bir zaman dilimi içinde, aynı anlarda Avrasya'ya yayılmıştır. Bu nedenle gen geçişleri kaçınılmazdır. Modern insanlarda bile %1-4 arası Neandertal geni bulunduğu saptanmıştır.
   Kısacası demem o ki; bizim modern insan türümüzün içinde hala nesli tükenmiş ilkel türlerden kalıntıların veya melez insanların var olduğu anlaşılıyor. Laf aramızda; bizim memlekette bunlardan çok var!
   Şimdi öyle veya böyle bu günlere geldik. Bu arada Homo Sapiens yüzlerce mutasyon geçirdi. Kuyruk gitti ama kuyruk sokumumuz hala duruyor. Artık 32 dişimizin tamamını kullanmıyoruz ve 20 yaş dişlerimizi çektiriyoruz. Kör bağırsağımızda körelmiş durumda. Safra kesesini aldırdığımızda da bir şey olmuyor. Kadınlar iki santim kısaldı ve kilo aldı.Yani bunlar demek oluyor ki evrim hala devam ediyor!
   Bu arada, feministlerin bir görüşünü de aktarayım. Feministler diyor ki; ''Bizler Homo Habilis, hatta birer Neanderthal iken, yani dişi ve erkek olarak iki cins de tıpkı şempanzeler gibi kıllı tüylü yaşarken, sonrasında son insan türü olan Homo Sapiens olarak birer insana dönüştüğümüzde; siz erkeklerde bir miktar kıl kaldı da biz kadınlarda neden hiç kalmadı?'' Yani feminist kardeşlerimiz demek istiyor ki, kadınlar evrimi tamamladı ama erkekler hala tam insan olamadı! Bu görüşe siz ne diyorsunuz, haklı olabilirler mi?
   Gelelim şimdi evrimin bundan sonrasına.. Acaba insanlar teknoloji ve gen mühendisliğinin yardımıyla gelecek yüzyıllarda nasıl bir evrim geçirecek? Gerçi teknolojinin icadıyla birlikte insan evriminin sona erdiğini ve evrimin yerini akıllı tasarımın aldığını düşünebilirsiniz ama bu doğru değildir. Nitekim yukarıda saydığım vücudumuzdaki değişiklikler bunun ispatıdır. Şimdilik teknolojinin evrim üstündeki etkisi sınırlı ve ancak kritik sağlık sorunlarında ortaya çıkıyor ve hayatta kalma şansımızı artırıyor. Örneğin; ortalama insan ömrü eski Mısırda 18 yıl, Ortaçağ'da 30 yıl ve daha 80 yıl önce 50 yıl iken bu gün 80'e gidiyor. Hekimler 30 yıl içinde 100 yıla çıkacağını da söylüyor.
   Geleceğe geçmeden önce dünyanın ve insanlığın mevcut durumuna da bir göz atalım.
   Sapiens'in nüfusu 50 bin yıl önce en fazla 1 milyon iken; 10 bin yıl önce en fazla 100 milyona, 1800'lerde sanayi devriminin başlangıcında ise 1 milyara ulaşmıştır. Bugünkü nüfusumuza gelince; 8 milyara dayanmıştır! Bu nüfus gezegenimiz ve en çok da diğer canlı türleri üzerinde baskı yaratacak aşırı bir nüfustur.
   Nüfusu hızla artan insanlığın yaşam ve gezegen üzerindeki etkisi çok güçlü bir şekilde devam ediyor. Bunun sonucu vahşi doğa yok ediliyor ve atmosferimiz yaşamı tehdit edecek şekilde hızla ısınıyor. Ekosistemlerin tamamı yok olurken, her yıl gezegenin bir yılda ürettiğinden daha fazlasını tükettiğimiz güne daha çabuk yaklaşıyoruz. Küresel ısınmanın yaratacağı büyük tehlikenin çoğu kimse farkında değil. Sera gazı salınımı son sürat devam ediyor. Bu salınımının azaltılması için hazırlanan 1997 Kyoto Protokolü küresel ısınmayı durdurmaktan çok ertelemeyi hedefliyordu. 2015 Paris Anlaşması daha iddialı hedefler gördüyse de o da ancak ısı artış seviyesini 1.5 derecede sınırlamayı amaçlıyor. Ama bu da aşılıyor ve dünya daha da yaşanmaz noktaya gidiyor.
   Bu nedenle insanlar global bazda çareleri uygulamaya geçiremiyorsa da; yine de lokal önlemler almaya çalışıyor. Örneğin; Pekin'de hava kirliliği öyle boyutlara ulaştı ki insanlar dışarıya çıkmaya çekiniyor. Varlıklı Çinliler kapalı alanlarda hava temizleme sistemleri kuruyor. Hatta 2013'de yabancı diplomatların ve varlıklı Çinlilerin çocuklarını gönderdiği ''Beijing International School'' üzerine devasa bir cam kubbe inşa edilerek dış dünyadan soyutlandı. Diğer okullar da bu modayı takip etmeye başladı.
   Dünyanın zengin ülkelerinde, yine bu hava kirliliğinden korunmak için bilim insanları ''sera kentler'' oluşturma projelerine başladı bile.. Hatta çevre felaketinden korunmak için, Nuh'un Gemisinden esinlenerek içine kendilerini ve sevdiklerini dolduracakları kapalı yaşam alanları bile düşünülmektedir. Bu arada uzayda yaşanacak başka gezegen arama çalışmaları da cabası!
   Şimdi gelelim geleceğin insanına.. Biliyorsunuz zaten evrim devam ediyor dedik.. Dünyanın yaşanmaz hale gelmeye başladığı zamanımızda insanlar, ve özellikle bilim insanları boş mu duracak? Elbette durmayacak! Tabii ki dünyayı yaşanabilir hale getirmenin yanında insanlığı daha da ileriye taşımak için de çalışacak.
   Geleceği öngören bilim insanları özetle diyor ki; ''Bugünkü insan türü hala ilkellikten kurtulamamıştır. Nüfuslar bilinçsizce çoğalmakta ve dünyanın doğal kaynaklarını çekirge sürüsü gibi talan etmektedirler. Atmosferi kirleterek yaşanmaz hale getiriyorlar çevreyi kirletiyorlar. Denizde balıkları karada hayvanları tüketiyorlar. Tatlı su kaynaklarını kurutup ormanları yok ediyorlar. Dünyanın kaderini yeryüzünde çoğunluğu temsil eden bu ilkel insanlara bırakamayız. Eğer bu ilkel insanları durduramazsak onlarla beraber biz de yok olacağız. O halde onları bir önce durdurmalı ve sonra da onlardan kurtulmalıyız. Bunun için yapay zekayı geliştirmeli ve bilimin ışığında büyümüş, dünyayı yönetecek yeni insan türü olarak süper insanlar yaratmalıyız!''
   Böyle düşünen bilim insanları çoktan kolları sıvayıp işe başlamışlar hatta bayağı da mesafe almışlardır. Bilim insanlarının süper insan yaratmak için kullandığı ve ileride insanlığın kaderini değiştirecek olan bilimsel yöntemin adı ''Optogenetik'' dir. Işık sayesinde ve genetik kodlama yardımıyla insanların beyinlerini uzaktan kontrol eden bu yeni bilim dalı, beyin içindeki nöronları yanıp sönen renkli ışıklarla istediği doğrultuda yönlendirebiliyor. Işık beyne yerleştirilen mikroçiplerle sağlanabiliyor ama tabii ki önce nöronların ışığa duyarlı olması lazım. Bunun için şaşıracaksınız ama virüslerden faydalanılıyor! (Bu arada, aklınıza korona geliyor mu?) Çünkü virüs bir hücrenin içine girince o hücrenin DNA'sı aracılığı ile kendi genetik materyalini kopyalayabiliyor ve kendisini üretebiliyor. Bu nedenle ışığa duyarlı bir proteinin genetik kodunu bir virüse yükleyip beyine gönderdiğinizde nöronlar da ışığa duyarlı hale gelebiliyor. Virüse veya mikroçipe yüklenen dijital bilgi biyolojik kodlara dönüştürülebiliyor. Bilgi biyolojik kodlara dönüştükten sonra da kolaylıkla bir insanın bir parçası haline gelebiliyor.
   Kısacası bu yöntemle yapay zeka ile donatılmış ve uzaktan bir merkez tarafından kontrol edilebilen süper insanlar yaratabiliyorsunuz!
   Tabii bu arada yapay zeka yüklenmiş akıllı robotlar ve yarı robot haline getirilmiş ''cyborg'' (siborg) denen insanlar da gündemde ve gelişme halinde.. Ayrıca klonlama yöntemi de uygulanacak projelerden biri..
   Tabii tüm bu gelişmeler olurken din ve tanrı kavramı da değişiyor. Öyle ya; insanlar tanrının yapacağı işleri, yani insanı değiştirme, ömrünü uzatma ve hatta ölümsüzlüğü bulma gibi işleri kendileri yapmaya kalkışınca; kendilerini tanrının yerine de koymuş oluyorlar. Bu durumda kendilerine ''Homo Deus'', yani ''Tanrı İnsan'' türü demeye doğru gidiyor iş! Ve diyorlar ki; Homo Sapiens'in devri kapandı bundan sonraki devrin ismi Homo Deus!
   Hal böyle olunca gelecek yüzyılda dinler de ortadan kalkıyor. Zaten din kitaplarına inanmayı da bırakıyorlar. Çünkü onlara göre bu kitapları Allah göndermedi, insanlar yazdı. Hatta Sümer efsanelerinden kopya çekildi..
   Peki mevcut dinler ortadan kalkarsa yerine ne gelecek? Gelecek yeni dinin ismi ''Dataizm!'' Bildiğiniz gibi ''data'' İngilizcede ''veri'' veya ''veriler'' anlamına gelmektedir. Dataizm'e de Türkçe olarak ''Vericilik'' diyebiliriz. Fakat son zamanlarda dini bir anlam da yüklenmektedir. Dataizm, evrenin veri akışından meydana geldiğini ve her olgunun ya da varlığın değerinin veri işleme sürecine yaptığı katkıyla belirlendiğini öne sürer. Dataizm iki farklı bilimsel akımın yarattığı büyük sarsıntının kesişmesinden doğdu. Bunlar; organizmaların biyokimyasal algoritmalar olarak değerlendirilmeye başlanması ve bilgisayar bilimcilerin gittikçe karmaşıklaşan algoritmalar yaratmayı başarmalarıdır. Kısacası Dataizm iki temel disiplinle köklü ilişkilerden doğmuştur. Bunlar bilgisayar bilimleri ve biyolojidir.
   Sonuçta Dataizm veriler yükleyerek insanı bilgisayar haline getirmek isteyen bir akımdır. Bu durumda bu dinin kıblesi de ABD'deki teknoloji merkezi olan Silikon Vadisi olacaktır.
   Değerli okuyucular, bu konular çok teknik, çok uzun ve çok karmaşıktır. Görüyorsunuz o kadar özetlemeye çalıştığım halde yazı yine de uzun oldu. Herhalde sadece bilime meraklı olan sizler sonuna kadar okuyabildiniz!
   SONUÇ: Geleceğin insan türü Homo Deus ve geleceğin dini de Dataizm olacak gibi görünmektedir! Bu tabii ki bizim tür olan Homo Sapiens'e de yol görünüyor demektir. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
MehmetAli Eyidogan 2 hafta önce

Merhabalar sayın abim Öncelikle seni tebrik ediyorum Böyle bilime dayalı çok derin konuyu buyukbir emek vererek okuyucularına aktardigin için seni haddim olmiyarak kutluyorum Ve bu yazıni okuyunca senin Araştırmacı iyibir yazar olduğunu görüyorum Abi sanırım fazla uzattım Saygı ve sevgilerimi sunuyorum

banner228