Hayatımıza girmiş, anlaşılmasını ve anlatılmasını istediğimiz bir durumu kolaylaştıran, halkın yaşam biçiminden çıkmış doğaçlama sözler vardır. Ortak kültürden etkilenerek üretilmiş bu sözleri “atasözü ve deyimler” diye sınıflandırırız. Bir karşılaştırma yapacak olursak, atasözleri az sözcükle çok şey anlatan özlü sözlerdir. Anlattıkları denenmiş, doğruluğuna inanılmış düstur (genel kural, kaide) niteliğindedirler. Deyimler ise, kalıplaşmış anlatım araçlarıdır. Ağızdan ağza taşınırlar. Bazıları ulusal, bazıları da bölgesel olarak kullanılırlar. Bu yazımda değineceğim ve etkileşiminden bahsedeceğim konu Zonguldak’ımıza özgü olan bu söz ve deyimlerdir, bize özgü ifade şekli de diyebiliriz… Argoyla karışık, espri, deneyim ve tecrübeyle yoğrulmuş bu sözler sahip olduğu bölgesinde anlamlı ve anlaşılırdır. Bölgesinin dışında anlamsız ve gereksiz olarak karşılanabilir.
 

 
Geçmiş yazılarımda Zonguldak’ımıza özgü bazı deyim ve ifadeleri kaleme almış ve yaşamla olan alakalarını açıklamıştım. Zonguldak dışında bu ifadeleri kullanıp ta, başına iş alanları da aynı yazımda anlatmıştım. Siz olun sadece Zonguldak’ımıza özgü bu deyimleri başka yerlerde kullanmayın… Ya komik olursunuz, ya da sıyırmış muamelesine tabi tutulursunuz… Eski yazımdaki bu deyimlerden ya da sözlerinden bazılarını ayrıntısına girmeden sadece konu başlıkları halinde hatırlatırsak.
“Bir gazoz rakı”
“Yağcılarda inecek var”
“Çaydamar’ın borusu”
“Git kendini Balkaya’sından aşağıya at”
“Gaca bayırı”
“Asma’da Osman”
“Tabakhaneye bok yetiştirmek”
“Emeğin başkenti Zonguldak”
“Fransız şeftalisi”
 
Listedekilerden sadece “Tabakhaneye bok yetiştirmek” yurt geneline yayılan bir deyim olmuştur. Safranbolu yöremize özgü deri imalathanelerinde kullanılan köpek pisliğinin imalathanelere (tabakhaneye) soğumadan yetiştirilmesinden dolayı acil durumu ifade etmek için tanımlanmıştır.
 
ABİN İSKELEDE KUM ÇEKİYOR…

Yukarıda madde madde sıraladığımız listemize “abin iskelede kum çekiyor” sözünü de ekliyoruz. Zira deyim olmasa da ifade olarak bir dönem “abi” diyen birine “abin iskelede kum çekiyor” esprisiyle refleks cevap olarak kullanılırdı. Genelde erkekler arasında söylenen, karşısındakini küçük görmekten ziyade, tamamen şamatayla karışık, iyi niyetli, daha eğlenceli ortamı yaratması için söylenirdi. Ancak, bazen de tam tersi başından savuşturmak için (hadi başka kapıya) yanıt olarak ta işe yarardı.
 
Bu iskelede kum çekme işini herkes bilmez. O zamanlar, yaşayanların bir bölümü de bu işi bilmeyebilir. Bugün için unutulmuştur, Nedeni kullanımının çok lokal olmasından kaynaklanmaktadır. Zonguldak il geneli değil de ilin merkezindeki tarihi beton iskelenin işlevselliği zamanlarından kalan bir modadır çünkü… İskele yıkılmasıyla birlikte tamamen unutulmuştur.
 
Kent tarihiyle yaşıt olan iskele, kent yaşamının her aşamasında işlevselliğini korumuştur. Ta ki yıkılıp üzerine bir baraka inşa edilene kadar!!! “Abin iskelede kum çekiyor” sözü kısa bir dönemine ait… Oysa iskele Zonguldak’ın bütün ihtiyacını bir asır çekti... Yolcu çekti, kum-çimento çekti, erzak-eşya çekti, balık-balıkçı çekti. Onun çektiğini kimse çekmedi aslında… Daha la da çektiriyoruz. Eski işlevsel haline getirip kent kültürüne kazandıramıyoruz bir türlü…
 
İskele, Zonguldak’ın önemli noktalarından birisidir. İskele durağı, İskele meydanı  derken şimdi yeni düzenleme ile İskele Kavşağı olarak da bilinecek. Yayla istikametinden gelen yolcuyu kente girişinde ilk İskele durağı karşılar. İşlevsel önemi kadar tarihi önemi de büyüktür. Kent kültürüne geri kazandırılmalıdır.
 
Zonguldak Nostalji Grubu’nda Dursun Ali Turan’nın paylaşımlıya gündeme gelen “abin iskelede kum çekiyor” konusu, altına yapılan yorumlarla zenginlik kazanmış. Öyle ki bu ifade uzun süre kullanıldıktan sonra mutasyona uğramış ve önce “iskelede kum bitti, abin şimdi çakıl çekiyor” daha sonra da “ abin Karadon’da kömür çekiyor” ifadesine kadar dönüşmüş. Kırsalda oturanlar arasında da “dere kenarında kum çekiyor” olmuş. Bugünün ihtiyar delikanlıları çok iyi hatırlarlar…
 
Kum-çakıl işlerine girmişken, çakıl işleri yanında kentin çimento ve lojistik malzemesi de tamamen beton iskele üzerinden yapılırdı. Daha sonra kum işleri iç limanda, hızlı kömür yükleme iskelesi yanındaki kum-çakıl harmanına taşındı. Çektirme tekneleriyle Kapuz, Uzunkum açıklarından denizden çekilen kum, yıkama işlemine tabi tutulmadan liman içinde maçunalarla boşaltılır kamyonlarla inşaat alanlarına taşınırdı. Sahillerimizdeki kum zenginliğini tehdit eden bu dönemden sonra kömür lavuarı atıkları ve santral atıklarının denize dökülmesi, dip akıntılarıyla Karakum dediğimiz kaplanmayı oluşturdu…
 
Denizden çıkartılan kum-çakıl kadar kumsaldan da katırlarla kum çekme işleri yıllarca hüküm sürdü. Özellikle İnağzı kumsalındaki kumlar adını bu işten alan “Kumcu Yakup” tarafından çekildi. Kumcu Yakup’a göz yumanlar, kızanlar bir baktılar ki, Çatalağzı Santrali atıkları bütün sahil boyunca tamamen kumun üzerini kapladı. İnci gibi kum tanelerini sonsuza kadar yok oldu. Şimdi üzerinden birde karayolu geçince bitirdik rahat ettik…
 
Yüksel Yıldırım