FLAŞ HABER

Tarihimizin Kırılma Noktası…  6 – 7 EYLÜL OLAYLARI

İstanbul'da yaşayan başta Rumlara olmak üzere azınlıklara yönelik saldırı, tahrip ve yağma hareketinin üzerinden 63 yıl geçti.

Ülkedeki toplumsal çeşitliliği belirtmek için yaygın olarak yapılan "mozaik "benzetmesine atıfta bulunarak, 6-7 Eylül Olayları "mozaik çatladı" betimlemesiyle tarihimizde yer aldı.

1. Olaylar Kıbrıs görüşmelerine denk geldi

Olaylar, Londra'da Kıbrıs görüşmeleri devam ettiği günlerde meydana geldi. Grivas önderliğindeki EOKA, adada yaşayan İngiliz ve Türklere karşı terör saldırılarına başlamış, saldırılar kamuoyunda büyük bir öfkeye neden olmuştu. Bu sırada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı konuyu görüşmek üzere Londra’da toplanacak üçlü bir konferansa davet etmiş, Konferans 29 Ağustos’ta başlamış ve Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu Türkiye’yi temsilen yerini almıştı.

2. Fitil, yalan bir haberle ateşlendi

63 yıl önce bugün, İstanbul'da yaşayan gayrimüslimler bir yalan haberle hedef haline getirildi. Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken Selanik'te Atatürk'ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı haberinin yayılması üzerine, 6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve iş yerlerini yakıp yıktı.

3. "Atamızın evi bombalandı"

İstanbul Ekspres gazetesi "Atamızın evi bombalandı" manşetiyle ikinci baskısını yaptı. Tirajı 20 bin civarında olan gazete 6 Eylül'de 290 bin bastı. Bunun için önceden kağıt stoğu yaptığı iddia edildi.

4. Gidin, yıkın, kırın, yok edin!

6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi resmi kaynaklara göre 4 bin 214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yeri tahrip etti.

5. Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı

Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.

6. “Galiba dozu kaçırdık”

Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” dediği olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti.  Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15 olarak kayıtlara geçti.

7. Saldırı ve tahribat diğer semtlere de sıçradı

Saldırılar eş zamanlı olarak İstanbul’da Rumların yoğun olarak yaşadığı diğer semtlere; Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat , Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek’e kadar uzanmış  hatta Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy’de de meydana gelmiştir.

8. Binlerce Rum, Türkiye'den göç etti

Olayların ardından, Türkiye'de yaşayan binlerce Rum, Türkiye'den göç etti. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düştü.

9. Taksim'de büyük miting düzenlendi

“Kıbrıs Türktür Cemiyeti”(KTC)  adına yayınlanan deklarasyon yanı sıra çeşitli öğrenci birliklerinin yayınladığı bildiriler doğrultusunda da Taksim Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlendi. Bu mitingin ardından, bazı gruplar İstiklal Caddesi’ne yönelerek buradaki gayrimüslimlere ait iş yerlerinin camlarını kırdı.

10. Olaylar çığırından çıkınca

Olayların kontrolden çıkması üzerine Adnan Menderes Sapanca'dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi.

11. Siyasi cephede sarsıntı

Bu süreçte İçişleri Bakanı Namık Gedik, istifa etti ve yerine geçici olarak Savunma Bakanı Ethem Menderes atandı, Bakan Fuat Köprülü vekaleten Savunma Bakanlığı görevini üstlendi. Milli Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir valisi, İzmir’de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul emniyet müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alındı, bir dizi memurun olayların engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirildi. Londra’daki konferans ise kesilmiş , Kıbrıs sorunu artık Türk-Yunan anlaşmazlığı olarak  tüm dünya kamuoyuna farklı bir çerçeve içinde sunulmaya başlanmıştır.

12. İtiraf gibi...

Özel Harp Dairesi (ÖHD) başkanı, Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun gazeteci Fatih Güllapoğlu’na söyledikleri:

-Bak ben sana bir örnek daha vereyim. 1974’teki Kıbrıs Harekâtı. Eğer Ö.H.D. olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi? (...) Adaya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi ve bu arkadaşlarımız, adadaki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler. Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular. Sonra 6-7 Eylül olaylarını ele al...

-Pardon Paşam anlamadım, 6-7 Eylül olayları mı?

-Tabii. 6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

-E, evet Paşam!...”

(“Türk Gladio’su İçin Bazı İpuçları,”Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991)

13. Lefter: "En kötüsü, harçlık verdiğim çocukların evimi taşlamasıydı..."

T24'ten Raffi A. Hermonn köşesinde sosyal medyada çok paylaşılan ve gazeteci Sedat Kaya tarafından kaleme alınan bir yazıya yer verdi.

İşte "Kefere'nin sessiz çığlıkları" adlı yazıda Lefter Küçükandoniadis'le ilgili çarpıcı bölüm:

İsabella Öztaşçıyan'ın evinin yakında, Hamam Sok’ta Lefter Küçükandonyadis oturuyordu. Çok yoksul bir lağımcının oğluydu, Lefter...

Ama Milli Takım ve Fenerbahçe'nin de yıldız golcüsüydü..

Ay Yıldızlı forma ile nice goller atmıştı…

Atina'da Yunanistan’a gol bile atmıştı...

Yunanlılar ona Turko,Turko diye tezahürat yapmıştı..

Çöp arabasıyla dolaşan saldırganlar onun da evine geldi..

Araçtan inip taşlamaya başladılar...

Vurun şu gavura diye bağırıyorlardı..

Sonrasını Lefter Küçükandonyadis anlatıyor.

“On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım... O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım... En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul'dan emniyet müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında 'aman Allah’ım' demişti…”

 

64. YILDÖNÜMÜ

6-7 Eylül olaylarının, İstanbul’da yaşayan gayrimüslimlere saldırıların düzenlendiği ve ‘tarihi utanç’ olarak nitelendirilen vakanın 64’üncü yıl dönümü.

İstanbullu gayrimüslim azınlıkların evleri, iş yerleri, okulları, kiliseleri, haçları ve değerli eşyaları yakılalı ve tahrip edileli 64 yıl oldu. Peki Türkiye toplumu tarihten ders çıkarabildi mi? O günün ‘günah keçisi’ kimlerdi ve dünden bugüne ne değişti?

1954’te Kıbrıslı Rumlar, dönemin İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi başlatmış, Yunanistan’daki hükümet ise Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkı konusunu Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşımıştı. Kıbrıslı Rumların, adanın Yunanistan’a bağlanması fikri gündeme getirildiğinde ise adadaki Türk ve Rum halklarını karşı karşıya getirmişti.

Bu sürece paralel olarak 1955 yılında Türkiye’deki medya tarafından İstanbul’da yaşayan Rum halkına karşı nefret söylemi içeren haberler yazılıyor; basında İstanbullu Rumların nasıl refah içinde yaşadıkları ve mutlu oldukları, Batı Trakyalı Türk azınlıklarla karşılaştırılıyordu. Bu da iki halk arasında tansiyonun giderek yükselmesini körüklüyordu.

1954’te kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti, Kıbrıs meselesinin ‘millileşmesi’ adına önemli bir hamle olmuş, bu konu üzerine kamuoyu yaratmak için İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde çalışmalar yürütmüştü. Cemiyet dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından da destekleniyordu.

6-7 Eylül'de gayrimüslimlere saldırılar

Atatürk’ün evinin bombalandığı haberi üzerine akşam saatlerine doğru Taksim Meydanı'nda toparlanmaya başlayanlar, slogan ve afişlerle İstiklal Caddesi’ne doğru ilerleyerek Rum dükkanlarını tahrip etmeye başladı.

Olaylar İstanbul’un her yanına yayılırken, saldırılar kısa süre sonra yerini dükkanların yağmalanmasına bıraktı. Saldırıya uğrayan ve yağmalanan işyerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere aitti.

Resmi kaynaklara göre, 6-7 Eylül Olayları bağlamında 4 bin 214 ev, bin işyeri, 73 kilise ve 26 okul tahrip edildi. İnsan hakları örgütü Helsinki Watch’a göre olaylarda 15 kişi hayatını kaybetti.

Gayrimüslimlerin dükkanlarının yağmalanması ve saldırı olaylarının kontrol altına alınamaması sebebiyle 6 Eylül gecesi sıkıyönetim ilan edildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yaşananlardan medyayı ve 'bazı komünistleri' sorumlu gösterdi. Bayar’ın açıklamasının ardından ise aralarında Aziz Nesin, Can Boratav, Zehra Kosova gibi isimlerin bulunduğu birçok yazar ve aydın askeri hapishaneye gönderildi.

Sorumlular kimdi?

Gayrimüslimler üzerine araştırmalar yapan sosyolog ve yazar Prof. Dr. Ayhan Aktar, şahıslar düzeyinde 6-7 Eylül olaylarını ‘kim yaptı’ sorusuna cevap bulanamayacağını, aksine Atatürk’ün evine bomba koydular denilerek, yani ‘mukaddes’ olan ulusal sembolleri kimin ustaca yönlendirdiğinin bulunması gerektiğini savunuyor.

6-7 Eylül olaylarının neticesinde Türkiye’de, özellikle İstanbul’da yaşayan, binlerce Rum ve gayrimüslim ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, mallarına el kondu.

Peki ‘tarihi utanç’ olarak anılan 6-7 Eylül Olaylarından bugüne ne değişti?

Bu sorunun cevabını aramaya yönelik, 6-7 Eylül olaylarına yol açan nefret söylemleri ve bugünün Türkiye’sinde bu tür saldırılara en çok maruz kalan gruplardan biri olan Suriyelilere yönelik söylemler arasında kısa bir karşılaştırma anlamlı olabilir.

6-7 Eylül olaylarında, dönemin gazetelerinde İstanbullu Rumların ‘zenginliği ve refahı’, Trakyalı Türklere kıyaslanarak ‘bizim gibi yaşamıyorlar’ denmişti. Aynı şekilde bugün de özellikle sosyal medyada, “TOKİ evleri Suriyelilere bedava veriliyor”, “Suriyeliler istediği üniversiteye sınavsız giriyor” ya da “Suriyelilerden vergi alınmıyor” gibi gerçeklikten uzak haberler yer buluyor.

Medyanın ayrımcı dili

İstanbullu Rumlar medyada, ‘zengin ve mutlu’ olarak gösterilirken diğer yandan Trakyalı Türklerin Yunanistan’da kötü koşullar altında yaşadığı medya tarafından sürekli dile getirilmişti. Dönemin basını Kıbrıs adası üzerine anlaşmazlıkları ayrımcı bir dille haberleştiriyordu. İstanbul Ekspres gazetesi, Atatürk’ün evinin bombalandığı haberini ve istihbarat örgütleri ile ilişkisi olduğu öne sürülen Kamil Önal’ın “Mukeddesata el uzatanlara bunu pahalı ödeteceğiz” demecini manşete taşıyarak vermişti.

Ayhan Aktar, Ağustos 1955’te , İstanbul Rumlarının rahat yaşamları konusunda İstanbul basınında yüzlerce haber çıktığını, bunun da halk arasında ‘Rumların Türklerin aleyhine olarak zenginleştikleri’ yönünde bir izlenim yarattığını belirtiyor.

Teyit.org editörü Gülin Çavuş’a göre, Suriyelilere yönelik nefret söylemine neden olan iki önemli nokta var: Suriyelilere yönelik devlet yardımı konusunda yayılan iddiaların ayrımcı bir dil kullanılarak yapılması ve daha çok suç işlediklerine yönelik iddiaların yayıldığı yanlış haberler. Çavuş’a göre bu durum, ayrımcılığı pekiştiren bir dilin oluşmasına sebep oluyor.

Hrant Dink Vakfı Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Araştırma Koordinatörü Funda Tekin’e göre ise Suriyeliler medyada, özellikle satır aralarında, tehdit olarak temsil ediliyor.

Alt sınıf - üst sınıf tepkisi

Prof. Dr. Baskın Oran, 6-7 Eylül olaylarının ve Suriyelilere yönelik nefret söylemlerinin temelde aynı şeyden kaynaklandığını savunuyor: İnsan faktörünün, kendisinden farklı olana tepkisi.

Oran, ‘6-7 Eylül rezaleti’, farklı olana (gayrimüslime) tepkinin yanı sıra, alt sınıfların üst sınıflara (zenginlere) tepkisini de temsil ettiğini vurguluyor. Fakat bununla birlikte, Suriyeli sığınmacılara yönelik nefret söylemlerinde farklı olana tepkinin yanı sıra, bu kez üst sınıfların, sığınmacıların oluşturduğu alt sınıflara tepkisini de temsil ettiğini belirtiyor.

“Yukarıdan tahrik”

6-7 Eylül Olayları Baskın Oran’ın ifadesiyle ‘yukarıdan’ (DP iktidarı) tarafından tahrik edilmişti. Oran, Türkiye’deki kitlenin 'Millet Sistemi' tarihi sebebiyle de asırlardan beri hazır olduğunu ifade ediyor.

Diğer yandan Suriyeli sığınmacılara yönelik nefret söylemi için yukarıdan tahrik olduğunu söylemek doğru olmaz. Suriyelilerle ilgili yayılan nefret söylemlerini anlayabilmek için daha çok sosyolojik eğilimleri incelemek gerekli. Özellikle sosyal medyada göründüğü haliyle ‘Suriyeliler işimizi çalıyorlar’ ya da ‘hırsızlık ve taciz’ olaylarına karışıyorlar gibi nefret söylemlerinin ekonomik ve sosyolojik birçok nedeni var. Suriyeli mültecileri hedef alan nefret söyleminin gerekçelerden yoksun olduğunu görmek için İçişleri Bakanlığı’nın 2014-2017 yılları arasındaki verilerine bakmak yeterli olacaktır. Bu rakamlara göre Suriyelilerin karıştığı olaylar, Türkiye’deki toplam suçların sadece yüzde 1,32’sine denk geliyor.

'Dünden bugüne ne değişti?' ve 'Türkiye toplumu tarihten ders alabildi mi?' gibi soruların cevaplarını bulmak çok güç. Fakat tarihte toplumsal şiddet olaylarına dönüşen 6-7 Eylül nefret suçu gibi olayların tekrarlanmaması için medyanın ve siyasetin önemi büyük.

Suriyeli sığınmacılar bağlamında nefret söyleminin ve saldırı olaylarının önüne geçebilmek için uzmanlar, hükümet kurumlarının göç konusunda daha şeffaf olması ve medyanın bu kişileri ayrıştırıcı dil kullanmadan işlemesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca, Suriyelilere yapılan yardımların çok büyük bir kısmının Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nden geldiğini fakat yardımların bu kurumlar tarafından yapıldığı halka net ifade edilmediği için “Suriyelilere daha fazla ayrıcalık tanındığı ve devletin kendi vatandaşlarını korumadığı” gibi algılara yol açtığını söylüyor.

 

Derleyen: Şebnem Saka

 

 

11. Siyasi cephede sarsıntı11. Siyasi cephede sarsıntı

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228

TOKAT'LI İLE YOLLAR AYRILDI..YAMAN'LA...

Haberi Oku