TUNÇ ÇELEBİ CUMHURİYET'E YAZDI:  'VEFA BORCUMUZU ÖDEMEYE GELİYORUZ”

Fener Mahallesi eski sakini Balat Hastanesi Başhekimi Tunç Çelebi, bugünkü Cumhuriyet Gazetesinde Zonguldak’ı konu alan bir köşe yazısı yazdı.

İşte o makale:

TTK'ya (Eski Adı EKİ) ait Karadon Maden Ocağı'nda 17 Mayıs 2010’da meydana gelen Grizu faciasında 30 işçi yaşamını yitirmişti, “Bu mesleğin kaderinde var”, “İlk 19-20 cesedimizde bahsettiğiniz türden herhangi bir şey yoktu. "Güzel öldüler". Acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim” cümlelerini duyalı 10 yılını bitirdi.

 

Büyük şair Hasan Hüseyin Korkmazgil demişti, “Ekmeği bol eyledik / Acıyı bal eyledik / Sıratı yol eyledik / Geldik bugüne” ve ne güzel tarif etmişti acılarını ve talebini yapmıştı, “Kör olasın demiyorum / Kör olma da / Gör beni” diyerek buruk bir anlatımla. Ama güzel ölümü anlatmaya koca şairin bile dili varmamıştı.

 

Zonguldak artık son yıllarda münferit de olsa, ses getiremese de cılız tepkiler veriyor; kötü kaderine, unutulmuşluğuna, bilinçli geri bırakılışına yetersiz de olsa isyan etmeye çalışıyor. Kentin genel fotoğrafı, her yönüyle küme düşmüş, düşürülmüş ve irice bir kasaba görünümüne bürünmüş bir yerleşim birimi.

 

CUMHURİYETİN İLK VE MODEL ŞEHRİ

 

Öyle bir kent düşünün ki Cumhuriyetin ilanından sonra Cumhuriyetin ilk ili olarak kayda geçmiş, sanayileşme sürecinde kullanılacak çok değerli kömür yataklarına sahip olduğu için sağına ve soluna Ereğli Demir Çelik ve Karabük Demir Çelik fabrikaları kurulmuş... Öyle bir kent düşünün ki kömür ocaklarını kamulaştırmadan önce çalıştıran Fransızlar ve Hollandalıların tasarladıkları, kurdukları ulaşımı kolay, çağdaş yaşama uygun modern, fiziki altyapıları olan uydu semtlere kavuşmuş, ülke ekonomisinin belkemiği olmuş yıllarca, bedeli ölüm dahi olsa…

 

On binlerce genci okullarında ısınmasından ulaşımına; dersliklerin onarımından sosyal yaşamına kadar katkı vermiş, binlerce akademisyen, uzman, bilim adamı, sanatçı, düşün adamı, edebiyatçı ve yazarın yetişmesine “bila ücret” katkıda bulunmuş, filmlere, romanlara, şiirlere ilhamın nedeni olmuş ve bunların hiçbiri EKİ/TTK’nin bilançosunda artı hesaba yazılmamış. Liyakatsiz yöneticiler, partizan davranışlar, teknoloji uzaklığı, rehavete eklenen global konjonktür sonucu kömürün pahalı üretimi yerine, dışarıdan ucuz kömür temini politika olarak belirlenmiş, çalışan işçi sayısında belirgin azaltmalar yaşanmış, devlette Zonguldak ilgisi azalmış, hele büyük işçi yürüyüşü nedeniyle artık Zonguldak’a mesafeli yaklaşılmaya başlanmıştır. Bu süreç sonunda Karabük ve Bartın, Zonguldak’tan koparılıp il yapılmış ve Zonguldak kaderine terk edilmiştir.

 

Fotoğraf tam bu iken “...ve Zonguldak” söylemi ile Zonguldak Valisi’nin dil sürçmeleri bizleri düşündürmeye itti. Düşündük, Cumhuriyet kazanımlarını bünyemizde konsolide eden kültürel ve güncel üretim altyapımızı nasıl kurarız? Partilerüstü ve siyaset dışı kalarak kentin tüm dinamikleri, bu kavramda siyasi aktörleri, yerel yönetimleri ve bürokrasisi ile “mış” gibi yaparak değil, bir araya gelip kent adına katma değer üretmenin yollarını, bizler ilimize olan maddi, manevi ve vefa borcu olarak bu görevimizi yerine getirmeliyiz sonucuna vardık ve bunu bir görev olarak kabullendik.

 

HALK SAĞLIKLI YAŞAMAK İSTİYOR

 

Hazırda çalışan 7 termik santrale, ilave santrallar planlanması, senelerce kömür ürettiğinden olacak herhalde kömür sonrası kente yine kömürlü ve havayı kirleten santralların istihdam artırıcı modeller olarak önerilmeye başlanması, kente hayat verecek proje olarak senelerce dillendirilen Filyos Limanı projesinin bu taleplere altyapı oluşturması yanında, gelişmiş hiçbir ülkenin kabullenmediği gemi söküm işlemlerinin de burada yapılacağının dillendirilmesi, “burası nasılsa alışık, hasar alacağı kadar almış, kirli hava solumaya devam” tarzında (adına da kalkınma modeli diyorlar) bir uğraşın açıkça ortaya konulması karşısında 860 adımlık tek caddesi olan il merkezinin, mağaraları, güneşi, ormanı, denizi, yeşilin bin bir çeşidi; defnesi, kralların meyvesi Osmanlı çileği, dünyanın en güzel kuzukestanesi, rüzgâr santrallarını alternatif üretimimize niye eklemeyelim? Niçin kömür-hava kirliliği ve ölüm üçgenine sıkışalım?

 

Orhan Veli’nin dediği gibi artık siyah akamıyor ki Zonguldak’ın deresi, kömür bitirilince de kazanılmıyor ki ekmek parası ve ne yüz karası, ne de kömür karası istiyor Zonguldak halkı. İstediği çağdaş üretim metotları, temiz havasında sağlıklı yaşam ortamı. 30 Aralık’taki gibi hava kirliliği oranında dünya rekoru kırmamak. Ve lise, üniversite mezunu yetiştirdiği çocuklarının yüzde 75’inin şehirden göçme talebini durdurmak, sosyal ekonomik nedenlerle oluşan intihar olaylarını aza çekmek. Bu talepler suç olabilir mi?

 

Bir de “...ve Zonguldak” var. Büyük kentlerin arkasına takılmış olarak görmek bizi geriyor, kentimizi daha iyi bir geleceğe layık görüyoruz.

 

Umarız bu partilerüstü anonim hareketi başlatır ve herkesin bir araya gelip salt Zonguldak’ı düşünmesini sağlarız. Romantik değiliz, ama küçük derelerin nehirlere, nehirlerin de denizlere kavuşabileceğini biliyoruz. Yeter ki “mış” gibi değil, gerçek yatay ilişki, samimi, içten duygularla kamuoyunu oluşturalım.

 

BEKLE BİZİ ZONGULDAK

 

Ne demişti İrfan Yalçın, toprağı Zonguldak için, “O Zonguldak ki Cumhuriyetimizin ilk büyük sanayi kenti, soylu bir yarış atıyken, sütçü beygirine dönüştürülen güzellik. Nereye gitsem, arkamdan gelen, beni yalnız bırakmayan çocukluğum.”

 

Bekle Zonguldak, “Çağdaş Güncel Zonguldak” için “Biz ve Zonguldak” olarak sana seyahat kısıtlamasının kalktığı tarihten sonraki ilk cumartesi vefa borcumuzu ödemeye, görevimizi yapmaya, yüreğinin sıcaklığına geliyoruz. (Haber Merkezi)

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228

Korona virüse inat geçim savaşı!

Haberi Oku