Zonguldaklı araştırmacı-yazar Kadir Tuncer,
12 Eylül darbesini gerçekleştiren eski Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ve eski Milli Güvenlik Konseyi Üyesi ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya'dan şikayetçi oldu. 12 Eylül mağduru Tuncer, Evren ve Şahinkaya hakkında açılan davaya müdahil olmak için, Zonguldak Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı kanalıyla, Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na başvuruda bulundu.
Kendisinin 12 Eylül darbesinde işkence gören mağdurlardan olduğunu belirten gazetemiz yazarlarından evli ve 3 çocuk babası 63 yaşındaki emekli maden işçisi Kadir Tuncer, elindeki belgelerle, Zonguldak Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na başvuruda bulundu. Tuncer, Nisan ayında yapılacak olan mahkemeye katılmayı umduğu söyledi. 12 Eylül sabahı gözaltına alınan ilk kişi olduğunu belirten Tuncer, o günden itibaren 3,5 yıl içinde 22 kez gözaltına alındığını kaydetti. Kocaeli/Gölcük, İstanbul ve Ankara’da gözaltında kaldığını ifade eden Tuncer, İstanbul’da 57 gün bir hücrede gözaltında tutulduğunu ve burada soğuk su, falaka, elektrik gibi işkencelere maruz bırakıldığını söyledi. İşkence gördüğü süredeki günlerin sorumlularının bulunmasını isteyen Tuncer, davasının örnek teşkil etmesini ve bir daha böyle olayların yaşanmaması için açtığını belirtti.
“22 DEFA GÖZALTINA ALINDIM”
Tuncer, şöyle konuştu;
“12 Eylül mağduru olarak Kenan Evren hakkında açılan davaya müdahil olmak için, Zonguldak Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı kanalıyla, Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na başvuruda bulundum. 12 Eylül sabahı ilk gözaltına alınanlardan birisiyim. O günden itibaren 3,5 yıl içinde 22 defa gözaltına alındım. Falaka, elektrik gibi işkencelere maruz kaldım. Ben gözaltına alındığımda ocakta maden işçisi olarak çalışıyordum. Maden ocağında çalıştığım gün polisler apar topar beni gözaltına aldı. Kilimli Polis Karakolu’nda nezarette bir hafta tutuldum. Bu ülkede yaptığımız demokratik hak ve özgürlüklerin daha da geliştirilmesi ve bir daha böyle şeylerin olmaması ve başta Kenan Evren olmak üzere sorumluların bulunması için mahkemeye başvuruda bulundum. Bana bu uygulamayı yapanların ceza almasını istiyorum. 12 Mart için de dava açılırsa, ona da müdahil olacağım.”
“GÖZALTINA ALINIŞ GEREKÇEMİ BİLMİYORDUM”
Kadir Tuncer, dilekçesinde şunları belirtti;
“14 Şubat 1981 tarihinde Zonguldak’ta gözaltına alınıp İstanbul Gayrettepe Siyasi Polis Şube’ye götürüldüm. Burada 8 numaraları hücreye kondum. Birkaç gün sonra oradan alınıp 38 numaralı hücreye kondum. Bir süre sonra buradan alınıp 69 numaralı hücreye kondum. 53 gün hücrelerde tutulduktan sonra Selimiye Kışlası’na sevk edildim. Selimiye Kışlası’nda 4 numaralı koğuşta kaldım. Zonguldak’ta beni gözaltına alan siyasi polis, gözaltına neden alındığımı söylemedi. Polis aracıyla Zonguldak’tan üç polisle yola çıkıp Düzce’ye geldiğimizde, ‘İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ emriyle gözaltına alındığımı öğrendim. İstanbul-Gayrettepe Siyasi Polis Şubesi’nde kaldığım süre içinde yaşadıklarım şöyle: Beni Zonguldak’tan getiren polislerden teslim alan Gayrettepe’deki sivil giyimli polis arkamdan vurduğu tekmeyle beni 10-15 basamaklı bir merdivenden aşağı yuvarladı. Kaldığım hücreler bir buçuğa iki metre civarı idi. Hücrelerin zemini mozaik beton parke idi ve zemin Şubat soğuğunda buz gibiydi. Hücrelerde kaldığım süre içinde beton zemine bile oturmama izin vermediler, sürekli ayakta bekletildim. 53 gün kaldığım hücrelerde uyku uyumama izin vermediler. Yemek olarak diğer hücrelerden toplanan ekmek ve zeytin artıklarını yedim. Günde bir bardak su verdiler. Tuvalete günde bir defa o da iki dakikalığına izin verdiler. Tuvaletlerde sular akmıyordu, büyük tuvalet sonrası temizliğimizi ya idrarımızla yapıyorduk veya hiç temizlik yapmadan pantolonumuzu giyiniyorduk. Hava çok soğuk olmasına rağmen bitlendim. Saçlarım, vücudumun her tarafı ve iç çamaşırlarım bit yuvası olmuştu. Saç-sakal tıraşı olamadığımız için uzayan saç ve sakallarımız bit yuvası olmuştu.”
“AİLEMLE HİÇ GÖRÜŞEMEDİM”
“Tırnaklarımızı kesemediğimiz için uzayan tırnaklarımızın arası pislik dolmuştu, elimizi-yüzümüzü yıkatmadıkları için yiyeceklerimizi bu vaziyette yiyorduk. İki defa falakaya yatırılıp dövüldüm. Bir defa soğuk suyla banyo yaptırıldım. Beni soğuk suda banyo yaptıran polisler banyo sonrası bana, ‘Bak pislikten bit yuvasına dönmüşsün, seni temiz pak yapalım istedik, ama şansına sıcak su yerine yanlışlıkla soğuk suyu açmışız’ dediler. Soğuk su banyosu sonrası parmaklarımdan iki-üç kez elektrik verdiler. Bu esnada da polisler bana, ‘Bak soğuk suda kaldın, üşütüp hasta olmayasın diye seni biraz olsun ısıtmaya çalıştık, bu kıyağımızı unutma’ dediler. Hücremden çıkmadan önce hücre kapısındaki mazgal kapağından uzatılan bir göz bağcığı ile gözlerimi bağlayıp dışarı öyle çıkıyordum. Dışarı çıktıktan sonra kafama bir şey geçiriyorlardı, bu nedenle nereye götürdüklerini ve bana bu işkenceleri kimlerin yaptıklarını göremiyordum. Gözaltına alınış gerekçemi bilmiyordum. 40 gün sonra sorguda gözaltına alınış gerekçemi öğrendim. Bana yapılan işkenceler hep sorgu öncesi yapıldı. Daha sonra 25 kişi olarak getirildiğimiz Selimiye Kışlası’nda koğuşlara dağıtılmadan önce ve koğuş’ta, başlarında subay olan asker gardiyanlar tarafından iki defa çırılçıplak soyunukken meydan dayağı yedik. Tüm bu zaman içinde Ailemle hiç görüşemedim.”
“12 EYLÜL DAVASI ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇ OLACAKTIR”
“Ailemin İstanbul’da tutukevlerinde haftalarca beni aramasına rağmen buna -Gayrettepe Siyasi Şube’de dahil- aileme benim burada olmadığımı söylemişler. 12 Eylül baskıcı, otoriter, tahakkümcü, anti-demokratik bir devlet yapılanmasının adıdır. Bu nedenle 12 Eylül 1980'de hayatta olan ve daha sonra doğan tüm yurttaşlar darbenin mağdurudur. Darbesini yapanların ve o karanlık günlerde halka zulmedenlerin mahkeme önüne çıkartılması, basit bir yargılama değildir. Bu dava yalnızca sanıklar ile Cumhuriyet Savcısı'nın katılması ile yürütülebilecek bir dava değildir. Tüm yurttaşlar ve demokratik kurumlar sanıkların işledikleri suçların mağduru durumdadır. Bu nedenle, isteyen yurttaşların ve demokratik kurumların, demokratik kitle örgütlerinin davaya katılma istemlerinin kabul edilmesi gerekir Bu şekilde davanın toplumsallaşması ve maddi gerçeğin eksiksiz gün yüzüne çıkmasının yolu açılmış olacaktır. 12 Eylül davasının toplumsallaşması aynı zamanda yaraların sarılmasını sağlayacak, mevcut siyasal ve toplumsal yapımızın demokratikleşmesinde önemli bir dönemeç olacaktır. Bilindiği gibi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 237/1’inci maddesine göre; ‘...mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler...’ Yasanın bu hükmüne dayanarak, 12 Eylül'den şikayetçiyim ve davaya katılmak istiyorum.”
Sena AYÇİÇEK