1983 yılından beridir Türk medyasını (matbuatını), kültür dünyasını yakından takip etmeye çalışıyorum. Bunu övünme olarak anlamayınız. Bu dünyada tek uğraşım (hobim) var. Okumak ve yazmak…
 
Ülkemizde yayınlanan 20 civarı ulusal çaplı gazetenin önde gelen 40 kadar yazarını on yıllardır takip ederim.
 
2000’li yıllara kadar internet adlı icat yoktu. Günlük gazeteleri elden geçirmek için düzenli olarak öğretmenevine, halk kütüphanesine, dernek lokallerine ya da kahvehanelere giderdim...
 
1990 yılının Mayıs ayında İzmir’de temel yedek subaylık eğitimi alıyordum (askerlik). Toplam 210 acemi askerdik. Cebimde sürekli gazete taşıyordum. Molalarda sayfalara bakıyordum. Bir gün yüzbaşı …. Bey mola anında gazete okuduğum için beni azarlamıştı. Sebebini hala analiz edebilmiş değilim. Aslında biliyorum da buraya yazacak şeyim (cesaretim/maçam) yok… 
 
Yine 1990’lı yıllarda Manisa’da çalışıyordum. Oturduğum semtte mafyatik tipli bir adam tarafından işletilmekte olan kirli bir kahvehane vardı. Oraya sk sık uğrar, 10 kadar gazeteyi tek tek okurdum. Bir gün, senet tahsilatçısı tipli yamuk bir zat şunu demişti: “Kardeşim bu kadar çok gazete okumak sana ne fayda sağlıyor?” Ben de laf olsun diye “Bilgi gıdası alıyorum vb.” demiştim. Adam yüzüme alık alık bakmıştı…
 
2 binli yıllardan sonra web sayesinde her türlü gazete, dergi ve bloglara ulaşmak mümkün oldu. Bilgiye erişim kolaylaşınca sayfalarca zırva da beyinlerimizi istila etmeye başladı...
 
2020 itibariyle ülkemizde basılı ve sanal medyada kalem oynatan 3 bin kadar “köşeci” var. Gözlemlerime göre bu kişilerin yüzde 99’u bilgisinin, uzmanlığının olmadığı konularda yazılar sunarak insanların beyinlerini çürütüyorlar. İnşaatçı ‘dış politika’, hekim ‘deprem’, marangoz ‘dil’ üzerine makaleler yazabiliyor. Buna dur diyen de yok.
 
30 yıldır amatörce, bilgi sahibi olduğum (fen, teknoloji, eğitim, kalite, üretim, proje) ile ilgili basit yazılar hazırlayıp, hiçbir maddi beklenti içinde olmadan yayın organlarına iletiyorum. İsteyen / beğenen / kendi meşrebine uygun görenler bunları mecralarında iletiyorlar.
 
İşte tatsızlık bundan sonra başlıyor. Her yazının altına, “üç cümleyi bile doğru yazmayan” onlarca kişi yazılar döşenmeye başlıyor. Bu satırların çoğu kışkırtma (ajitasyon), hakaret, iftira niteliği taşıyor. Son 20 yılda 3 kişiyi hukuka şikayet ettim. Davacı oldum. Ancak hukuk sistemimiz hiçbir zaman bunları suç olarak görmedi. Çoğunlukla “Kovuşturmaya gerek yoktur” cevabı verildi.
 
Şuna inanıyorum: Bir insanın elinin kalem tutabilmesi için ortalama 1000 ve üzeri adet kitap okumuş olması gerekiyor. Yılda 80-100 kitap okuyan bir kişi, 10 yılda 1 üniversite bitirmiş kadar ek bir kültüre erişiyor. Uzmanlarının ilettiğine göre 10 yıl boyunca düzenli gazete okuyan insanlar da 1 üniversite bitirmişçesine basamak atlıyormuş.
 
Okuduğunu idrak edemeyen, imla kurallarını bilmeyen, 200-300 sözcükle konuşan insanların bu topraklardaki sayısının 27 milyon olduğunu da öğrendim. Bu sayı azalmadıkça bizim keçe sudan çıkmayacak… Yazı ile ilgili olan insanların motivasyonunu bozanlar da azalmayacak…