“Hz. ÖMER ADALETİ!”


Çaycuma Belediye Meclisinin yaptığı 4 Aralık 2019 tarihli son meclis toplantısı sonrası Bülent Beyin; “Hz. Ömer!” vurgulu basın metnine bir bakalım dedim. (Not: Bir arkadaş, “Neden ‘Bülent Bey’ diyorsun?” dedi. Otuz yıllık tanışıklığımız olan Bülent Kantarcı’ya ‘Bülent Bey’ diyor olmamın, benim genel hitap şeklim olma dışında bir anlamı ve amacı yok. Öz ağabeyime de Cemal Bey diyorum. Bu hitabı daha sıcak buluyorum.)
...
a-Aklı, yasayı, vicdanı her şeyi düşünerek iş yapıyoruz. BK
(Bülent Bey, toplumsal alanda “akıl”, “yasa” ve “vicdan” yan yana gelmez! Evrensel bakış açısı; “iyi”, “doğru” ve “güzel”i amaç edinir.)
...
b-Ben belediye meclisi üyesi arkadaşlarımdan bu yapılan karalamaları dikkate almamalarını, dışarıdaki provokasyonlardan etkilenmemelerini rica ediyorum. BK
(“Karalama” nitelemesi nedir Allah aşkına? Yaptığınız iyi şeyleri takdir ederken iyi oluyor da yanlışları eleştirince neden “karalama” oluyor?
AKP iktidarının her tökezlediğinde “Dış güçler!” dediği gibi, nedir bu “dışarıdaki provokasyon” lafı? Halkın itiraz dilekçesi vermesi nasıl bir provokasyon oluyor? Dilekçe vermek anayasal bir hak değil mi? Muhtarların bir araya gelip basın açıklaması yapması mı provokasyon? Ne yani; yapamazlar mı? Siz hangi devirde yaşıyorsunuz? İkide bir bu provokasyonu benim yaptığımı ima ediyorsun. Ben kendi mahalle muhtarımız dışında iki muhtarla bir araya gelmiş değilim. Ayrıca muhtarlar söylenen her lafa kanan zayıf karakterli insanlar mıdır ki kışkırtmaya düşsün? Bu şehri, halkın çığlıklarına kulak tıkayarak mı yöneteceksin? İtiraz dilekçesi verenler ‘halk’ değil mi?)
...
c-Geçtiğimiz günlerde bu yol katkı payları ile ilgili konuşmalar, görüşmeler kamuoyunda çok yer işgal etti. BK
(Demek ki kamuoyu rahatsız! O nedenle konu gündemde kalıyor ve yer işgal ediyor! Yaptığınız su zammı gündem bile olmazken “Katkı Payı” adını verdiğiniz işlem elbette yoksul halkı galeyana getirecektir!)
...
ç-Bize yöneltilen en önemli şeylerden biri de, ‘Seçimden önce siz bunu bize niye söylemediniz’ şeklindeki eleştirilerdi. BK
(Evet! Doğru! Niye söylemediniz? Madem seçimlerden önce çalışmaları büyük oranda tamamlamıştınız, bunu bilerek saklamış olmuyor musunuz? Bunun neresi doğru, neresi makul? Bu tutum, seçmene karşı yapılan bir hile değil mi? Halkın, seçim sonrası neyle karşılaşacağını bilmek hakkı değil mi?)
...
d-Değerli muhtarlarım, Belediye Meclisimizi, belediyemizin faaliyetlerini yakından izleyin, provokasyonlara alet olmayın. BK
(Mahalle muhtarlarının Belediye Meclisini izlemeleri bence de önemli ve gerekli! Faaliyetlerini bilmeliler! Kimse kimseye güvenmemeli! Kaşla göz arasında halkın bütçesine musallat olacak kararlar çıkabilir! Katkı Payı garabetinde olduğu gibi!)
...
e-Bununla ilgili yasa var. Son derece hakkaniyetli bir şekilde hesabı kitabı yapılmış. BK
(Yasa var! Bu ülkede “Şapka Yasası” da var! Ama uygulanmıyor. 12 Eylül Cuntasının 1981’de çıkardığı faşizan bir saçmalığı yasa diye gözümüze sokmaya çalışmanızı ibretle izliyoruz. Hele onu en üst limitten uygulamaya çalışmanı anlamamızı bekleme bizden!)
...
f-Her zaman söylüyorum bazı belediyeler bu uygulamayı yapamıyor, çünkü böyle yetişmiş personeli ve böyle düzgün kayıtları yok. Aynı zamanda da bizim kadar yaptıkları iş de yok. BK
(Vah vah! Vah vah! Ben, “Halkı düşünerek vicdanlı davranıyorlar!” sanıyordum. İstersen bu konuyu yeni ‘kardeş belediye’ Ankara’ya bir sor derim. Mansur Yavaş, Gökçek zamanında alınmaya çalışılan Katkı Paylarını neden geri ödeme kararı aldı?)
...
g-İddia edildiği gibi gizli saklı yapmış değiliz. Bir seferde karar çıkarmadık. Bununla ilgili daha önce prensip kararını aldık, detaylı çalışmalar yaptık, kayıtları güncelledik, tabii tüm bunlar zaman aldı ve şimdi bu temmuzda da net bir şekilde uygulama kararı aldık. BK
(Bu cümleyi Tayyip Beyin kurduğu bir cümle sandım inanın! Şöyle olmuş, böyle olmuş da onun için gecikmiş de... Temmuz gelince bitmiş! Sonra; bingooo!)
...
ğ-Bunu en azından belediye meclisimizdeki arkadaşlarımızın kafasındaki karışıklığın düzelmesi açısından açıklıyorum. Bizim kimseyi gördüğümüzde kafamızı çevirecek kafamızı bükecek bir şeyimiz yok. BK
(Demek ki yalnızca muhtarların, azaların, halkın, CHP İlçe Yönetiminin değil, Belediye Meclisi üyesi arkadaşların da kafası karışık! “İyi”, “Doğru” ve “Güzel” iş yapanların kafası niye karışık ki? Bu, yapılan iş, sizin deyiminizle;akıl”, “yasa” ve “vicdan”la ilgili olmasın? Akıl ve vicdan, 12 Eylül faşizmin yasasını onaylamıyor olmasın sakın?
Cümleden anlıyoruz ki Meclis Üyeleri, insanları görünce kafasını çeviriyor, boynunu büküyor! Onlara yaşattığınız durum tam da bu! Sence bunun nedeni ne?)
...
h-Kanunu hakkaniyetli bir şekilde, hatta Hz. Ömer adaletiyle uyguluyoruz. BK
(A-handa bu cümleye bayıldım! Hz. Ömer imdada yetişsin diyorsunuz ama ben yanlış adrestesiniz diyorum! Hz. Ömer adaletinde değil, sosyal demokrat belediyecilik ve sosyal adalet kavramlarında sizin aradığınız güç! Eğer sosyal demokratsanız, eğer CHP’liyseniz, aradığınız adalet gücü sizin özünüzde olmalı! Hz. Ömer adaleti, 500’lü yıllardaki kabile devletlerinin çadır adaletidir! Umarım, şu, “Bütün Kaymakamların Fahri Hemşeriliği” gibi bir işaret fişeği değildir bu Hz. Ömer vurgusu!
Hem, Hz. Ömer demişken biraz üzerinde duralım. Hz. Ömer, kendisine şikâyet için maruzat bildirenlere; “Maruzat Şövalyeleri” dememiş; dinlemiş. Hz. Ömer, maruzat içeriklerini, dost ahbap meclislerinde dedi kodu malzemesi yapmamış; “Maruzat, mahremiyetimdir!” demiş. Hz. Ömer, hasımlarına; hadsizliği”, “küstahlığı”, “sonradan görmeliği”, “beden diline yansımış bencilliği”, “egosu ile tescillenmiş”, “maçası sıkmadığı için”, “megaloman kişilik”, “güya eğitimci olan”, “hastalıklı ruhlu” gibi hakaret ve aşağılama nitelemelerinde bulunmamış.
Siz, isterseniz bu Hz. Ömer sayfasını kapatın! Bu pirinç daha çok pilav yapar! Bana daha çok köşe yazısı yazdırır!)
...
ı-Ama uygulamanın bünyesindeki hesaplama tekniğinden kaynaklanan farklılıklar varsa da o kanunla ilgilidir. BK
(Hadi ya? Demek farklılıklar ve aksaklıklar var! Ve bunun suçlusu da Cunta ürünü yasa! Vay be! Biz de boşuna sana yüklenmişiz!)
...
i-Biz bir yerden alınıp bir yerden almama lüksüne sahip değiliz. Yani ‘Efendim bizden niye alındı? Biz yerimizi gönüllü terk ettik, bizden alınmaması lazım’ diyen vatandaşlarımız var. Kanun böyle bir şey demiyor. Onu biz başka türlü uygularsak, bu sefer biz yasalar karşısında mesul oluruz. BK
(“İki ucu bakterili değnek!” diyorsun yani! Madem uzun uzadıya inceleme, çalışma, ölçme, biçme yaptınız, göremediniz mi bu ayıplı adaletsizliği? Bir karış arsa istimlâki yapmayacaksın, yurttaşı mağdur edip ensesinde boza pişireceksin, sonra da ondan 18.000.-TL Katkı Payı parası isteyeceksin, yurttaş yakınınca da “Bağırma, suç bende değil; yasada!” diyeceksin! Vay be! Bu Aristo Mantığı bile değil Bülent Bey! Pes!)
...
j-Arkadaşlarımın rahat olmasını diliyorum! BK
(Demek ki bunca açıklamaya ve ikna turlarına karşın arkadaşların rahatsız! Bir türlü rahat edemiyorlar! İstersen on beş yirmi tane kuştüyü yastık alıp arkadaşlarına armağan et. Belki o zaman sızlanmaları, rahatsızlıkları geçer de biraz olsun rahat olurlar!)
...
ÜÇ’ÜN BİRİ BUYSA!
Bizim mahallenin, bizim sokağına ilişkin notlara bir bakalım! Çaycuma-Filyos ana yoluna cephesi olan sağlı sollu yirmi evin toplam Katkı Payı miktarı yaklaşık 300.000.-TL.
Yönetmeliğe göre, toplam harcamaların 1/3’ü katkı payı olarak talep edilebiliyor. Bu durumda, yapılan harcamanın tamamı yaklaşık; 1.500.000.-TL (Bir milyon beş yüz bin lira) olur.
a-Doğalgaz için yol kazılıp kapatıldı. Belediye, bunun parası BOTAŞ’tan peşin aldı.
b-Bir iletişim firması internet kablosu döşedi; kaldırım açılıp kapandı, belediye, bunun parasını o firmadan peşin aldı.
c-Kanalizasyon, su tesisatı döşeme çalışması yapılmadı.
ç-Belediye, var olan kaldırım taşlarını söküp yenilerini koydu. Yola da asfalt attı. (Bu yol, Çaycuma ve diğer yerlerin Filyos’a ulaşmak için kullandığı ana arter yol; mahalleye özel bir yol değil! TIR’ların, otobüslerin, kamyonların geçtiği anayol!)
Allah aşkına Bülent Bey, yalnızca yirmi evlik bölüm için toplamı 1.500.000.-TL olan (Yüz metrelik bir alandan söz ediyorum) hangi çalışmayı yaptınız? Bisiklet yolu için döktüğünüz betonun tonu kaç lira ki? 10 Metrekarelik bir palet kilitli parke 130.-TL. Siz bizi hesap bilmez dağlı mı sanıyorsunuz?
Bu ve buna benzer öylesi ipe sapa gelmez örnekler var ki insan ne diyeceğini bilemiyor!
 
İSTİMLÂK...
İstersen bu konuyu hiç açmayayım! Adamın 1400 Metrekare arsasının 400 Metrekaresine el koymuşsunuz; 1.-TL istimlâk ücreti ödememişsiniz! Şimdi de adamdan 22.000.-TL istiyorsunuz. Bu konuyu Hz. Ömer’e bir sorsak diyorum! Bizim mahallede, biz dâhil, el konulan arsa payları için istimlâk çalışması yapılan tek bir örnek yok! Bu mu adalet?
...
Yazı uzadı! Bu film burada bitmeyecek! Görünen o ki daha çok başınızı ağrıtmayı sürdüreceğiz... 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228