FLAŞ HABER
Kültür - Sanat:
AMASRA!
 FATİH SULTAN MEHMET’İN

“LÂLÂ! ACEP ÇEŞM-İ CİHAN BU MU OLA?” DEDİĞİ YER: AMASRA!

 

        Bir süre önce Constantinople gibi çok güzel bir beldeyi Bizans’ın elinden alan Sultan II. Mehmet’in İstanbul için söylemediği bu sözler, Amasra’nın Bakacak Tepesi denilen yerinden şehri gördüğünde bir anda ağzından çıkmıştı. Öyle bir manzara idi ki gördüğü, kim olsa bunu derdi: “Çeşm-i Cihan (Dünya’nın gözbebeği) bu mu ola?”

       Sâdece ülkemizin değil, belki de gerçekten dünyanın gözü sayılabilecek bu yer bir doğa harikasıdır. Batı Karadeniz’in bu ilginç bölgesinde, jeolojik devirlerde oluşan beş adacığın dördünün zamanla birleşmesi sonucu ortaya çıkan yarımadalar ve koyların birleşimiyle, bir zamanlar “Amastris” adıyla anılan bu doğa güzelliği ortaya çıkmıştır. Bu görüntü tabii ki insanoğlunun gözünden kaçamazdı. Nitekim insanoğlunun buraya ilk yerleşimini bilebilmemiz için, çok eskilere, en az 3000 yıl öncesine gitmemiz gerekir. Yâni, 3000 yıllık bir tarihi vardır Amasra’nın.

 

SESAMOS’TAN AMASTRİST’E

       Amasra, 3000 yıl önceki adıyla “Sesamos”, milattan önce 12. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuştur. 300 yıl kadar süren Fenike egemenliğinden sonra, şehre, uzun yüzyıllar boyunca, sırasıyla, Miletoslular, Kimmerler ve Persler hâkim olur. Milattan önce 3. yüzyılda Anadolu’yu istilâ eden Büyük İskender, Sesamos’u ve oraya bağlı iç bölgeleri (Eflani, Safranbolu ve Devrek’i), Bolu-Kastamonu yöresinde yaşayan Paphlagonialılara bırakır. İskender, Pers ordularını bozguna uğratarak ilerler; Pers Hükümdârı III. Dareious’un haremini, hazinelerini ele geçirir ve Pers İmparatoru’nun kardeşi Oxyartes’in güzel kızı Roxane ile evlenir.

       İşte Amasra’ya adını verecek olan “Amastris”, bu Roxane’ın küçük kız kardeşidir. İskender, baldızı Amastris’i, Heraklia (Ereğli) Tiranı Denys ile evlendirir. Bu, Amastris’in ikinci evliliğidir. İskender’in ölümünden sonra, Dinast hânedânını temsil eden Denys, krallığını ilân eder; böylece Amastris de kraliçe olur¹.

      Amastris, eşinin ölümünden sonra, Sesamos’a yerleşerek buranın yeni bir şehir olarak imarını kendine amaç edinir. İlk olarak, kendisine bağlı kıyı kasabaları, Tieion (Filyos), Kromna (Tekkeönü) ve Kytoros (Gidoros) halkını Sesamos’a göç ettirir. Pers saraylarının görkemli havasında yetişmiş ve Helen kültürü ile tanışmış olan Amastris, akropolü, sunakları, tapınakları, rıhtımları, şehir surları, agorası, soylular ve halk mahalleleri ile yepyeni bir sitenin yapımını gerçekleştirir. Artık Sesamos, “Amastris” adını almıştır. Yeni imarıyla Amastris, daha çok sanat ağırlıklı, bir bahçe-şehir görünümündedir artık¹…

       Kraliçe Amastris, milattan önce 3. yüzyıla doğru, bağımsızlığını ilân eder ve kendi adına para bastırarak çok karışık bir dönemde adını duyurur. Ancak, maalesef sonu iyi olmaz. Onun Amastris’deki görkemli konumunu hazmedemeyen iki oğlu, vahşi bir plân yaparlar. Heraklia’dan Amastris’e gitmek üzere bindikleri yelkenlide, annelerini çılgınca bir cinayetle öldürürler. O sırada, Nicomedia’da (İzmit’te) bulunan, Amastris’in eski eşi, halkın nefretini kazanan bu iki kardeşi yakalattırır ve idam ettirir. Böylece, Amastris’de yaklaşık 70 yıl süren Dinast hanedanının egemenliği tarihe karışır.

 

PONTUS VE ROMA DÖNEMİ

       Birçok karışıklık ve ayaklanmadan sonra,  Amastris yönetimi, milattan önce 2. yüzyılda Pontus Krallığı’nın koruyuculuğunu kabul eder¹. Amasra’da 15 yıl kadar kraliçelik yapan Amastris’den, adı ve paraları dışında günümüze hemen hemen hiç bir şey kalmamıştır. Yaklaşık 200 yıl süren Pontus dönemi, Amastris şehrinin refah çağı olarak bilinir.

       Bundan sonra, milattan önce 70’de, Romalıların şehri işgal etmesiyle, 300 yıl kadar sürecek olan Roma Devri başlar. Bu devirden kalan kalıntılardan biri, Bartın-Amasra yolu üzerindeki Kuşkayası adı verilen kaya anıtıdır. Karadeniz’in sert rüzgârlarına karşı iki bin yıldır direnen bu anıt, Anadolu’da bir benzeri bulunmayan yegâne yol anıtıdır. Nikomedia (İzmit) ve Amasia (Amasya) arasında Romalılar tarafından yapılan anayola bağlantılı olan bu yol Amastris’e kadar inmekteydi.

       Geçen yüzyıllarda, özellikle birçok araştırmacı, arkeolog, yazar ve ressam Amasra’ya gelmiş, burayla ilgili izlenimlerini yazılarına, çizimlerine geçirmişlerdir. Bunlardan biri de, bu sayfalarda, 1847 yılında yapmış olduğu Amasra ve Kuşkayası Anıtı gravürlerini gördüğünüz Fransız ressam Jules Joseph Augustin Laurens3 (1825-1901)’dir. Beş yüzyıl sürecek olan Roma egemenliğinde, şehrin yeniden imarına girişilmiş, Forum, Basilique (Meclis Sarayı), Arter (Şeref Yolu), tiyatro, Akrapol, tapınaklar, yeni caddeler, yollar, su ve lağım şebekeleri yapılmıştır. Bugün Bedesten (Basilique)  başta olmak üzere şehrin hemen her yerinde görülen tarihi kalıntılar o devirden kalmadır¹.

       Roma İmparatorluğu’nun milattan sonra 395’de ikiye bölünmesinden sonra, Amasra, 13. yüzyıla kadar Bizans yönetiminde kalır. Hıristiyanlığın doğuşu ve gelişimi sırasında birçok ayaklanma ve olaylara sahne olur. 8. yüzyıldan sonra ise, giderek yayılan İslamiyet’le karşılaşır; Arap akınlarına karşı şehir zor günler geçirir.

       Cenovalı tüccar gemicilerin 1270’li yıllarda Amasra’ya yerleşmesiyle şehir bir süre sonra Cenova hâkimiyetine girer. Cenevizliler, bu sırada, Amasra’ya, “Samastrisveya “Samastro” demektedirler. Bu isimler, giderek “Amasra adına dönüşecektir. 200 yıl kadar süren Cenova devrinde, Amasra’nın Bizans’tan kalan kalesi onarılmış, güçlendirilmiş; surlar ve kale kapıları çok sayıda Cenova arması ile donatılmıştır. Bu armalarla, halk tarafından, her kalıntının Cenevizlilerden kaldığı sanılır. Aslında gerçek öyle değildir; bu kalıntılar, şehrin 3000 yıllık tarihinden geriye kalanlardır¹.

    

FATİH’İN HAYRAN KALDIĞI KENT      

1453 yılında İstanbul’u fetheden Sultan II. Mehmet, bir zamanlar Bizanslı tarihçi Niketas’ın söylediği sözleri unutmamıştı: “Çeşm-i Cihan!” 1461 yılında Trabzon seferine çıktığında “Önce Amasra!” dedi. Yolunun üzerinde olan Amasra öncelikle alınmalıydı. Şehir karadan ve denizden kuşatıldığında, bu tarihî beldeyi tepeden izleyen Fatih, yanındaki lalasına “Çeşm-i Cihan bu mu ola?”  dediğinde, Amasra kalesinin anahtarları çoktan komutanlarına teslim edilmiş, şehir savaşmadan teslim olmuştu. Fatih, şehir halkına bağışlayıcı davrandı; onların İstanbul’a yerleştirilmesini ve Amasra’ya Eflani halkının getirtilmesini buyurdu. Bugünkü Amasra halkı, Eflanililerin soyundan gelmektedir.

       Amasra, bugün 17 Km. kadar uzaklıktaki Bartın ilinin bir ilçesidir. Bartın’dan yola çıkıldığında, yol, dolana dolana ve yeşil güzelliklerin arasından, dağların yamaçlarından Amasra’ya kadar iner. Şehir, birbirinin tam aksi yönündeki iki limanı (Büyük Liman ve Küçük Liman), plajları, Amasra Kalesi, buraya “Kemere” denilen bir köprüyle bağlanan “Boztepe”si ve limanın dışındaki Büyükada”sı ile birlikte minyatür bir güzellik anıtıdır.

       Amasra ve çevresi köyleri, yıllardır, orman ürünleri satışıyla, balıkçılıkla geçinirler. Örneğin, artık pek zorlukla bulunan şimşir, bir zamanlar tüm ülkeye ihracı yapılan önemli bir meta idi. Zonguldak maden ocakları için gerekli kerestenin bir kısmı da buradan sağlanırdı. “Çekicilik” denilen ahşap el sanatları, uzun yıllardır Amasralıların övündüğü bir sanat gösterisidir. Şehre elektrik gelmesinden sonra tornacılığa dönüşen bu sanat, son yıllarda piyasalara Çin mallarının gelmesi üzerine, babadan kalma dükkânlarında bu işi yapmaya çalışan bir kaç kişinin elinde kalmış gibidir. Bugün “Çekiciler Çarşısı” olarak bilinen tarihî çarşısında bunun örnekleri görülebilir. Ayrıca, Amasralı hanımların elinden çıkan ince tel kırma işlemelerine de bu çarşıda rastlayabilirsiniz.

       Amasra sahilinden doğuya, İnebolu yönüne doğru yola çıktığınızda, birbirinden güzel koylarla karşılaşırsınız. Bunlar, Bozköy, Çakraz, Akkonak, Deliklişile, Tekkeönü, Gideros, Kurucaşile, Cide… diye gider. Bartın’dan itibaren bütün bu sahillerde, bir zamanlar, Karadeniz’in hırçın dalgalarına dayanıklı tekne yapımı önde gelen iş kollarından biriydi. Hâlen de bazı koylarda bu iş devam etmektedir.

 

KUVAY-I MİLLİYE KENTİ AMASRA

       Amasra, İstiklâl Savaşı sırasında, Bartın ve çevre köyleri ile birlikte Kuvay-ı Milliye’ye katılmış, Bartın’da Yusuf Ziya Bey’in, Amasra’da ise Alemdarzâde Nuri Efendi’nin başkanlığında Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Ankara Hükümeti tarafından, Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey’in, “Bartın ve Havalisi Kuvay-ı Milliye Komutanı” olarak atanmasından sonra ise, Bartın’da, Amasra’da ve çevredeki diğer yerleşim merkezlerinde, Kuvay-ı Milliye için gönüllü müfrezeler kurulmaya başlanmıştı. Ayrıca, Amasra tepelerine yerleştirilen toplarla, burası güçlü bir müstahkem mevki ve deniz üssü hâline getirilmişti (Mayıs, 1921). Bununla da kalınmamış, Amasra’da, Kasım 1921’de, bir binbaşı komutasında, keşif görevleri yapabilecek bir “Deniz Tayyare İstasyonu” kurulmuştu. Bu istasyonda görevli üç deniz tayyaresi bulunmaktaydı. Bu uçaklar, keşif görevlerinin yanı sıra, Karadeniz’deki Yunan gemilerine saldırılarda bulunmuş, hatta iki kardeş pilot teğmen, uçaklarının arızalanması sonucu şehit olmuşlardı².

  

       Amasra Limanı, İnebolu ve Zonguldak gibi, İstiklâl Savaşı sırasında İstanbul ve Rusya’dan getirilen silahların, Anadolu’ya kaçırılmasında önemli görevler üstlenmiştir. Bu görevi yapanlardan biri de “Şahin” vapuruydu. Ancak bu gemi, 25 Ekim 1923 tarihinde oluşan çok şiddetli bir fırtınada, Amasra’nın Büyük Liman’ı içinde battı. Zamanla Amasralı çocukların deniz içinde bir oyun yeri hâline gelmiş olan bu paslı gemi enkazı, ancak 1950’li yıllarda kaldırılabildi.

 

AMASRA KÖMÜR KENTİ OLUYOR

       Bu şehrin doğal güzelliklerinin yanı sıra, diğer bir özelliği de, yakınında ve çevresinde kömür yataklarının bulunmasıdır. Örneğin, 19. yüzyılın sonlarında, Amasra ve çevresinde 13 kömür ocağı bulunmaktaydı. Bu ocaklardan biri hariç tamamı yabancılar tarafından işletilirken, Tarlaağzı’ndaki tek ocak Müslüman bir madenciye, 1864 yılında bir Boşnak göçmeni olarak Amasra’ya gelen madenci Edhem Ağa’ya aitti.  Zamanla kasabanın varlıklı kişilerinden biri olan Edhem Ağa’nın 1890 yılında yaptırdığı Edhem Ağa Konağı, bugün bile görkemli hâliyle Amasra’nın üst düzey yapıtlarından biridir. O yıllarda, Amasra’nın, tarihsel geçmişinden kaynaklanan bir kişiliği vardı. 1926 yılında Cumhuriyet ilkokuluna çevrilen bir “İptidai (ilkokul)” ve “İnas Mektebi (kız ilkokulu)” da bulunmaktaydı.

       1920 Temmuz’undan sonra, Bartınlı Kemâl (Samancıoğlu) Bey başkanlığında Amasra’da başlanan Kuvay-ı Milliye için gönüllü yazılımına, Madenci Edhem Ağa’nın oğlu İsmail Hakkı (Özkömür) de katıldı. Görevleri, İstanbul ve Rusya’dan gönderilen silâhların ve cephanenin Ankara’ya güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlamaktı. İsmail Hakkı bu görevinde canla başla çalıştı; adı bir Kuvay-ı Milliyeci olarak Amasra tarihine geçti. Rusya’dan askerî malzemeyi getiren gemiler, madenci Edhem Ağa, Pandelaki ve Setrek Efendiler tarafından, Anadolu’ya gönderilen malzemenin karşılığı olarak hibe edilen kömürle dolu olarak Rusya’ya dönüyorlardı.

       Bugün bir turizm beldesi olan, nerdeyse yılın her günü yerli ve yabancı turistlerle dolup taşan bu şehrin yakın zamanlarda çekilmiş yüzlerce renkli fotoğrafı varken, ben, “Halkın Sesi” okurlarının ilgisini çekeceğini bildiğim eski resimlerini sunuyorum Amasra’nın. Bunlardan biri, Amasra’nın iki limanı bir arada çok eski bir fotoğrafı; 1930’lu yıllar, belki daha da öncesine ait. Diğer resim, 29 Ekim 1933’de, Cumhuriyet’in 10. yılında Küçük Liman’da açılan parka Atatürk büstünün konulduğu gün çekilmiş.

      

TAHİR KARAUĞUZ’UN TANITIM ÇALIŞMALARI

11 Aralık 1938 Pazar günü,  Amasra açıklarında demir atan Savorona yatından Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü gelir Amasra’ya. İnönü, Amasra Kalesi’ni gezer, Çekiciler Çarşısı ile ilgilenir; Bartın’a da gidip geldikten sonra, Savorona yatı akşamüzeri ayrılır Amasra’dan.

         Amasra’da turizmin gelişmesi amacıyla, Zonguldaklı gazeteci Tâhir Karauğuz tarafından 1952 yılında bir dernek kuruldu: “Amasra’yı Sevenler Derneği”. Derneğin ilk çalışmalarından biri, Amasra’daki arkeolojik eserlerin korunması amacıyla bir müze kurulması oldu (1955).

       Kasabaya elektrik getirtilmesinden, imar plânının hazırlanmasına, kale surlarının ve “Bedesten”in restorasyonuna kadar çeşitli alanlarda çalışma yapan bu dernek, Amasra’nın turizm yönünden adının duyulması amacıyla, “1952 yılı Türkiye ve Avrupa Güzeli” Günseli Başar’ı Amasra’ya dâvet etti. Amasra’ya henüz elektrik bile gelmemişti, ama Günseli Başar, 27 Eylül 1952 tarihinde Amasra’ya geldi ve Edhem Ağa Konağı’nda, o zamanki gaz lâmbalarının ışığı altında misafir edildi.

          Amasra’ya gelen ünlüler arasında, 1931 yılında Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 1936 ve 1953 yıllarında yazar İsmail Habib Sevük, 1938 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1949 yılında yazar Falih Rıfkı Atay, 1960 yılında Devlet Başkanı Cemal Gürsel, yazar Cihat Baban, şair Behçet Kemal Çağlar, yazar Nihat Sâmi Banarlı ve 1963 yılında Zeki Müren’i sayabiliriz. Amasra’nın henüz turizme açılmadığı o ilk yıllarda, Ankara’nın bürokratları, sefaret mensupları ve devlet sanatçıları başta olmak üzere seçkin kişileri, yaz tatillerinde Amasra’ya gelirlerdi. O yıllar Amasra’nın sakin günleriydi… Son yıllarda yaşanan turizm patlamasından sonra, gelenler konaklayacak yer bulmakta zorlanmakta, yapılan otobüs turlarıyla şehir hareketli günler yaşamaktadır.

       Amasra’nın unutulmayan günlerinden biri de, 30 Temmuz 1961 tarihinde çok görkemli bir şekilde kutlanan “Amasra’nın Fethi’nin 500. Yıldönümü”dür. “Amasra’yı Sevenler Derneği”nin önderliğinde gerçekleştirilen bu ilk kutlama, Ankara’dan getirtilen Mehter Takımı’nın  Kefaser’den  yeri-göğü inleterek yürüyüşe geçişi ile başlamış, aynı anda çok iyi bir zamanlamayla Türk Hava Kuvvetleri uçakları göklerden bu kutlamaya katılmış, limana demir atan donanmamıza ait bir filodan çıkan beyaz giysileri içindeki merasim kıtası Atatürk büstüne çelenk bırakırken, Cenevizlilerin kale anahtarlarını teslim edişi tarihî giysiler içinde canlandırılmış, Amasra coşkulu bir gün yaşamıştı. Eski Amasralılar o günü çok iyi anımsarlar…

 

AMASRA’NIN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLER

Amasra’nın yetiştirdiği ünlü kişilerin başına, herhâlde bu yörenin ilk Müslüman madencisi Edhem Ağa’yı (1843-1921) koymamız gerekir. Ondan yadigâr kalan konakla ismi halâ anılmaktadır. Amasra’nın yaşayan en ünlü kişisi ise, sanat tarihçisi, Bizans ve Osmanlı tarihi uzmanı, Prof. Semavi Eyice (1923)’dir. Okuyabilmek için Atatürk’e mektup yazan ve bu sâyede Kastamonu Lisesi’nde yatılı okuyabilen Kemal Uluser (1914-1944) genç yaşta yaşama veda etmiş ünlü bir Amasralı şair-yazardır. 12 Mart Muhtırası sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Amiral Celâl Eyiceoğlu (1914-1983) ve General Mithat Ceylan da birer Amasralıdırlar. Tiyatro ve sinema sanatçısı Özdemir Han (Sağırosmanoğlu, 1932-1997) ve genç yaşta yaşamdan ayrılan “2004 yılı Akademi Türkiye Yarışması Birincisi”  Barış Akarsu (1979-2007) da Amasra’nın yetiştirdiği değerlerdir.

       Amasra’nın kazılan her yerinden tarih fışkırmaktadır. Son yıllarda ortaya çıkan Roma dönemine ait tarihî hamam bunun son örneğidir. Hâl böyle iken, bu şehir son yıllarda inanılmaz bir olayla karşılaştı. Bartın-Amasra yolu üzerinde olan ve buranın tarihî bir yer olduğunu belirten kahverengi-beyaz renkli levhalar kaldırılıp, yerine mavi-beyaz renkli levhalar konulmuştu. Bu, şu anlama geliyordu: İnanılacak gibi değildi, ama Amasra artık tarihî bir yer sayılmayacaktı. Çünkü Amasra’nın Gömü ve Tarlaağzı köyleri arasında yer alan Çapak koyunda, Hattat Holding’e ait HEMA Elektrik Üretim A.Ş. tarafından kurulması plânlanan termik santral ve liman için, Bakanlıkça, 10 Ekim 2016 tarihinde hazırlanan “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu” ile  “Olumludur” kararı verilmişti. Üstelik daha önce verilen karar değiştirilerek.

 

HEMA AMASRA’YI YOK EDECEK Mİ?      

HEMA, 2006 yılında, bu araziyi Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)’dan 20 yıllığına kiralamış, bölgede üç sondaj kuyusu açarak, 1300 megawatt gücündeki elektrik santralının yapım çalışmalarına çoktan başlamıştı. Dediklerine göre, burada 490 milyon ton kömür rezervi yatmaktaydı. Ancak,  2006  yılından  beri 1 kg bile  kömür  üretilememiş,  yapılan anlaşmaya  göre  üretim  yapılamayan her  yıl  için  devlete  oldukça  yüksek  bir  meblağı ödemek zorunda olduğu hâlde, bu borç da ödenmemişti.

       Doğa ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkileri görülebilecek olan bu karar nasıl alınmıştı, inanılır gibi değil. Bu tesis için döşenecek enerji iletim hattının ormanlık araziden geçen 36.5 Km.lik bölümünde ağaç katliamı yapılarak toplam 43.000 ağacın kesilmesi plânlanmıştı. Kurulacak termik santraldan çıkacak gazların, tarım ürünleri, hayvanlar ve su varlıkları üzerinde kalıcı tahribat yapacağı ve bu gazların asit yağmuru oluşturarak toprağın kimyasal yapısını bozacağı, bunun sonunda bölgede tarımsal verimin düşeceği, kuraklık olacağı, hayvancılık, arıcılık ve balıkçılığı öldürebileceği biliniyordu. Ayrıca, bu gazların içerdiği ağır metallerin, bu havayı soluyan canlıların merkezî sinir sistemini etkileyeceği, kanser vakalarına neden olabileceği de bilim adamları tarafından açıklanmıştı. Diğer taraftan, bu santralın atık suları, toprağa, yeraltı sularına, denize veya akarsulara boşaltılacağından, kullandığımız suyun yaşam zincirinin bozulma tehlikesi vardı. Bütün bunlara rağmen, bu ÇED kararı nasıl alınmıştı?

       Sâdece kendilerinin değil, çocuklarının, torunlarının yaşamlarını tehlikeye atan bu uygulamaya karşı, Amasra ve Bartın’da birbiri ardına çeşitli mitingler düzenlendi. 42000 kişi, ayrı ayrı 42000 dilekçe yazarak son ÇED kararının düzeltilmesini, bu târihi ve turistik bölgenin termik santral gazabından kurtarılmasını istedi. Hâlen de bu süreç devam ediyor.

       Sevgili Amasra’mızın, üzerinde kara bulutların dolaşmadığı o eski güzel günlere dönmesini içtenlikle diliyorum.

       Bu yazımda hep eski fotoğraflarını sunmaya çalıştığım Amasra’nın, son yıllarda çekilen fotoğrafı, Fatih’in “Çeşm-i Cihan” sözünü doğrulamıyor mu?

       Kaynaklar:

       1.  Necdet Sakaoğlu, “Çeşm-i Cihan Amasra”, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999.

       2.  Erol Mütercimler, “Bu Vatan Böyle Kurtuldu”, Alfa Yayınları, İstanbul, 2005.

       3.  Yapı Kredi Yayınları, “Le Voyage de Jules Laurens en Turquie”, İstanbul, 1998.

 

Doğu Karaoğuz, 14 Şubat 2017                                 İletişim: dogukaraoguz@hotmail.com


















Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
sahizer gozen 6 ay önce

muhtesem bir tarih ve mukemmel bir doga katledilmemeli tarihimize dogamiza sahip cikalim

banner234

banner236

banner228

banner238

BKM'DE piyano resitali

Haberi Oku