Kültür - Sanat:
Rüştü Onur 100 yaşında

 Devrekli şair Rüştü Onur’un doğum günü nedeniyle gazeteci-şair İbrahim Tığ, 22 senelik ömrüne sığdırdığı şiirleriyle edebiyat tarihimizde derin izler bıraka şairi şu satırlarla anlattı...

 
RÜŞTÜ ONUR 100 YAŞINDA

     2 Aralık 1942 tarihinde 22 yaşında yaşamını yitiren şair Rüştü Onur’un bugün 100.yaşını kutluyoruz. (3 Ağustos 1920-Devrek)
      Eski şiire tepki olarak doğan ve öncülüğünü Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’in yaptığı “Garip Akımı”nın önemli temsilcilerinden biri olarak edebiyat tarihimizde yerini aldı.
     Rüştü Onur’un şiirleri, Garip akımı ile Cahit Sıtkı şiiri arasında bir yerdedir. Günlük konuşma dilinin söz dağarcığıyla, kısa bölümlerle oluşturduğu şiirlerinde gündelik yaşama dair, kenar mahalle insanlarının yaşamlarını, küçük duygu, sevgi, aşklarının yanında, yaşadığı şehirden kaçma isteği, kuşlar, çocuklar ve kısacası insanlarını bu serbest şiirin temel içerik ögesi olarak işledi. 
     Mediha'ya yazdığı bir mektubundaki “Ne felsefeden ne ruhiyattan anlarım. Yalnız kelimeleri yan yana getirip bir şeyler yaratmakta belki hünerim vardır.”şeklinde tanımlar şiirini.
     Dönemin sosyal, siyasal özelliklerinin yanı sıra şiire getirilen yeni bakış duygu ve düşünceleri yalın bir dille ortaya koyar. Şiirlerde işlenen konu ve temada da yeniliğe gidilir. Ruh hali onu yer yer umutsuzluğa sürüklese de hayata olan bağlılığı devam eder. Yaşama şiirle, sevgiyle tutunmaya çalışan şairin sesleri dizelerine yansır. 
     Hemşerilerimiz, Rüştü Onur’un Devrek ve ülkemiz edebiyatında önemli bir yer tutuyor, Devrek’i, Zonguldak’ı anlatma noktasında büyük bir şair ve yazar olarak karşımızdadır. 
     Rüştü Onur’u doğumunun 100. yılında sevgi ve özlemle anıyorum. 
İbrahim Tığ
Devrek Rüştü Onur Sanat Ve Kültür Derneği Başkanı
RÜŞTÜ ONUR KİMDİR?
     3 Ağustos 1920 tarihinde Devrek’te dünyaya gelir Rüştü Onur. Asıl adı Mehmet Rüştü’dür. Fakat o, şiir, mektup ve hikâyelerinde Rüştü Onur adını kullanır.
      Mehmet Emin Bey ile Hatice Fikriye Hanım’ın üç çocuğundan en büyüğüdür Rüştü. Kardeşleri Hüseyin Vasfi ve Cemal Safvet’tir. Köy öğretmeni olan babası Mehmet Emin Bey, Devrek’in Hüseyinçavuşoğlu ve Dedeoğlu köylerinde görev yapar.
      Rüştü Onur’un dedesi Abdullah Efendi, Devrek Müftülüğü görevini yürütürken Milli Mücadele'nin başlamasıyla bu hareketi aktif olarak desteklemiş, Zonguldak ve Devrek yöresinde bu amaçla önemli hizmetler vermiştir. İlk Büyük Millet Meclisi’nde, -Zonguldak Bolu’ya bağlı bir sancak olduğu için- Bolu Mebusu olarak yeralmıştır.
     Rüştü Onur, ilkokulu 1933 yılında Devrek I. Mektep’te (şimdinin İstiklal ilkokulu) iyi derece ile bitirdi (1). Ortaöğrenimini de Zonguldak Ortaokulu’nda tamamlar. Zonguldak’ta o yıllar lise olmadığı için -Mehmet Çelikel Lisesi’nin yapımına 1938’de başlanır ve aynı yıl içinde tamamlanarak hizmete açılır- babası ile dayısı Abdullah Saraç’ın yönlendirmesiyle 1937-1938 eğitim öğretim yılında Kastamonu Lisesi’ne yatılı olarak kayıt yaptırır.(2) Buradaki edebiyat öğretmeni, Tasavvuf edebiyatı üzerindeki çalışmalarıyla tanınacak olan Abdülbaki Gölpınarlı’dır. (3) Lise 1. sınıfı bu okulda tamamlayan Rüştü Onur, bu eğitim öğretim sonunda, “Bakanlık emriyle” Zonguldak’a gönderilir.      Rahatsızlığı nedeniyle 1938-1939 eğitim öğretim döneminde okula ara vermek zorunda kalır. (4) 1939-1940 öğretim yılında ise Mehmet Çelikel Lisesi’nde lise 2. sınıfa devam eder. (5) Bu öğretim yılı sonunda da, rahatsızlığının artmasıyla okulu bırakmak zorunda kalır. Bu okula Kars Lisesi’nden atanan Behçet Necatigil’le yakın arkadaşlık ve dostluk kurar. Necatigil, Mehmet Çelikel Lisesi’nde 9 Ekim 1940-1 Mart 1943 yılları arasında görev yapar.(6) Necatigil ve öğrencisi Muzaffer Tayip Uslu ile şiir ve edebiyat üzerine daha yakın ilişki içinde olan Rüştü Onur’un, Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Servet-i Fünun, Ocak, Kara Elmas, Yeni Zonguldak, Gündüz ve Değirmen adlı dergilerde, şiir, hikâye ve denemeleri yayımlandı. 
     Rüştü Onur, okulu bıraktığı yıl “Maliye Varidat Memuru Muavini" olarak Ereğli Kömür İşletmeleri (EKİ)'nde çalışmaya başlar.
    1941 yılı Aralık ayı ile 1942 yılının Ocak, Şubat aylarını Heybeliada Sanatoryumu’nda geçiren Onur, 1942 yılı Mart ayı başında buradan hastalığı yenmiş bir şekilde çıkar. Zonguldak’a dönmek üzere bindiği Anafarta Vapuru’nda, anne tarafından Giresunlu, baba tarafından Bitlis Şerefhanoğulları sülalesinden olan Mediha Sessiz’le tanışır ve ona aşık olur.
     Mediha Sessiz, Kandili Kız Lisesi’ni bitirdiği yıl Sümerbank’ın Dokuma Atölyesi’nde işe başlamıştır. Burada çalışırken, Karabük Demirçelik Fabrikası’nın açtığı memuriyet sınavına girmiş, kazanınca da, göreve başlamak üzere, anne ve kardeşleriyle birlikte Karabük’e gitmek için bu vapurdadır.
     Rüştü Onur’un Mediha Sessiz’le tanışması hayatına yeni bir anlam katar. Aralarında mektuplaşmayla başlayan ilişki zamanla ciddi boyut kazanır. Karabük’te çalışmaya başlayan Mediha, burada ne olduğu anlaşılamayan bir hastalığa tutulur. Karın ağrıları, mide bulantıları… Doktorlar teşhis koyamazlar. Sonunda annesi Mediha’yı alıp İstanbul’a götürür. Rüştü’nün referansıyla Heybeliada Sanatoryumu’ndaki tedaviden de bir sonuç alınamazlar. Mahalle doktoru Ahmet beyin tedavisi sonucunda Mediha’nın hastalığına karın zarı ihtillabı (apandisit patlaması) teşhisi konduğunda iş işten geçmiştir. Rüştü, onu sık sık ziyaret etmeye başlar. Bu durumu Mediha’nın annesi eşine açıklamak zorunda kalır. Baba da, Rüştü’ye “Nikahınız olsun, sen de bu evin çocuğu ol.” der. Böylece Rüştü Onur, kayınpederi Mehmet Ali, kayınvalidesi Ayşe Zehra Sessiz’in Beşiktaş, Şenlikdede Mahallesi Şair Leyla Sokağı No:34’deki evine yerleşir ve kayınpederinin manav dükkanında çalışmaya başlar.
     Baldızı Sabahat Sessiz Hanım’ın verdiği bilgiye göre Rüştü ile Mediha, 07.08. 1942 tarihinde, Zonguldak Terakki Mahallesi Suatbey Sokak No:12’deki Rüştü Onur’un dayısı Abdullah Saraç’ın evinde nişanlanırlar. 15 Ekim 1942’de ise Beşiktaş Evlenme Dairesinde nikâhları kıyılır. Rüştü ile Mediha’nın evlilikleri, Mediha’nın 2 Kasım 1942’de (7) ölümüne kadar sürer.
     Mediha’nın ölümüyle sarsılan ve bu ayrılığa çok içerleyen Rüştü Onur; 
Sabahat Sessiz’in verdiği bilgilere göre 2 Aralık 1942 -Devrek Nüfus Müdürlüğü kayıtların da ise 06.12.1942- tarihinde ciğerlerinden gelen kanla boğularak yaşamını yitirir.
     Rüştü Onur’un yakın arkadaşı, şair İbrahim Behçet Kalaycı, O’nu anlatırken şöyle diyordu: “O kısacık kelebek yaşamının her anını bir estet duyarlığı içinde geçirdi. Güzellik tutkunuydu. Sık sık âşık olurdu.”(8) Bu cümleler bize Rüştü Onur’un ölümcül bir hastalığın pençesinde iken bile “sık sık aşık olması” ve “güzellik tutkunu olması”yla, her şeye rağmen hayata bağlı oluşunu da göstermektedir. Onur’un bu kişisel özellikleri dizelerinde de kendini ele vermektedir.
     Rüştü Onur’un şiir ve hikâyelerini, arkadaşı Salâh Birsel 1956'da Yeditepe Yayınları arasında çıkan "Rüştü Onur" adlı bir kitapta toplar. Salah Birsel, yıllar sonra bu kitabın yayınlanma hikâyesini şöyle anlatacaktır: “Kitabı yayınlamama Sayın Samim Kocagöz neden oldu. Samim Kocagöz o yıllarda Yeditepe yayınlarına ortak olmuştu. Bana, “Necati Cumalı, Muzaffer Tayyip’i yayınlayacak sen de Rüştü Onur’u hazırla da yayınla, dedi.”(9)
     Rüştü Onur’u uzun yıllar sonra Devrek’te ilk kez gündeme getiren ise Devrek’te 22 yıl öğretmenlik yapan eleştirmen-yazar Mehmet Yaşar Bilen’dir. 29 Nisan 1983 tarihinde Devrek’te bir ‘Rüştü Onur’a Saygı’ gecesi düzenleyen M. Yaşar Bilen bu sevincini kadim dostu Safder Kartoğlu’na yazdığı mektupta şöyle anlatır: “Gecenin yapılması için yine kendimi tüketircesine bir onur savaşı verdim. 29 Nisan 1983 Cuma gecesi, Rüştü Onur’u Devreklilere sunduk. Rüştü’nün de, sanatın da onurunu kurtarmıştık artık. Korkunç bir duygulanım içindeydim. Rüştü Onur’la ilgili bir söz edilse ağlayacağım. Topladım sevgili öğrencilerimi ‘Siz Devrekli’siniz. Rüştü Onur da Devrekli bir ozan. Sizden biri. Bu gece sizin yavrularım! Yüzümü ağartın, göreyim sizleri’ dedim. Çocuklar da tepeden tırnağa dek duygulandı. Gözlerim doldu.”(10)
     Rüştü Onur, dostu Behçet Necatigil’in dizelerinde ölümüyle hatırlanacağını nerden bilip de ‘memnun’ olacaktı:
     “Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta
      Adı Rüştü Onur’du 
      Bilseydi hatırlanacağını
      Ölümünden sonra
      Memnun olurdu.”
       
Kaynakça:
1- Mithat Yaban, Estikçe (Düz yazılar), Birlik Yayınları, Ocak 2011 S.66.
2-Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi Müdürlüğü’nün 17.04.2013 tarihli dilekçemize verdiği 18.04.2013 tarih ve 60566061.225/217 sayılı yazısı.
3- Mustafa Eski, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi Tarihi (2005),s.30.
4-Mustafa Saraç, “Rüştü Abim, Behçet Hocanın Hiç Öğrencisi Olmadı”, Bölge Haber Gazetesi, 6 Mayıs 2013.
5- Mehmet Çelikel Lisesi, 1939-1940 Eğitim Öğretim Yılı 5/B Şubesi Sınıf Geçme Defteri.
6- Nurullah Çetin, Behçet Necatigil-Hayatı, Sanatı ve Eserleri, (Kültür Bakanlığı Yayınları), s.197.
7-İbrahim Tığ, “Rüştü Onur: Benim Şeker Yavrum” Kaynak Yayınları, Ağustos 2015, s.228. Dayısına yazdığı mektuptan: ”Dayıcığım Mediha’yı Pazartesi günü kaybettik.”  
8- İ.Behçet Kalaycı,  Ölümünün 49.Yılında Rüştü Onur, Kıyı Aralık 1991.
9- Mithat Yaban, Salah Birsel’le Söyleşi, Kıyı, Ocak 1990, sayı 46
10-Can Kartoğlu, “İki Sessiz Kahraman”, Radikal, 31 Mart 2013 günlük ek
*
LEYLA ŞAHİN MESELESİ!...
     Rüştü Onur’un, yine kendisi gibi genç yaşta yaşamını yitiren eşi Mediha Sessiz’e yazdığı mektupları, uzun süreli bir çalışma ve araştırma sonrasında kitap haline getirdim ve “Rüştü Onur / Mektubum Avcumda” adıyla Kaynak Yayınları tarafından yayımlandı. Ancak bu kitabımda “toplu iğnenin ucu kadar” emeği, katkısı ve desteği olmayan Leyla Şahin, emek hırsızlığı yaparak, edepsizce, bilgim dışında kitabıma  “kendi adını” Sadık Usta’ya koydurtmuştur. Yaptığım itirazı haklı bulan yayınevi yönetimi, söz konusu “Rüştü Onur / Mektubum Avcumda” adıyla yayınlanan kitabı lağvetmiş ve yaptığım eklemelerle birlikte, 2015 yılında “Rüştü Onur: Benim Şeker Yavrum” adıyla yayımlamıştır.
    Tüm halkımıza saygıyla duyurulur.
İbrahim Tığ
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228

Instagram Fotoğraf Yarışması Başvuru Süreci...

Haberi Oku