Röportaj Haberleri Tümü

Konstantinopol Pastanesi

Hemşin’den dünyaya yayılan lezzet Zonguldak’ta, İstanbul Pastanesi ile devam ediyor. Karpiç terbiyesi, 60 yıllık serüveniyle İstanbul Pastanesi’nde lezzete dönüşüyor Kuşaktan kuşağa aktarılan lezzet: İstanbul Pastanesi

 Anadolu bir kavimler kapısı. Binlerce yıllık serüveni içinde pek çok insan topluluğu, dini, dili, inancı, kültürleriyle bir arada yan yana kardeşçe yaşadı bu coğrafyada. Kültürler birbirine harman oldu. Dilleri kültürleri birbiriyle çok farklı olan bu halklar kız alıp, kız verdi birbirine yüzyıllar içinde; türküleri, sözcükleri, lezzetleri birbirine karıştı. Kürt kemençeyle horona dururken, Laz çiğ köfteyle doyurdu karnını. Bunlardan biri de Hemşinliler. Rize’nin Çamlıhemşin ve Hemşin ilçelerinin yanı sıra Çayeli, Pazar, Fındıklı ve Artvin iline bağlı Hopa ilçelerinin dağlık iç kesiminde yaşayan ve soyu bu bölgelere dayanan halk kendini Hemşinli olarak tanımlıyor. Günümüzde geçimlerini çay tarımı ve gurbetçilikle sağlayan bu halk, cumhuriyet döneminde Türkiye’nin dört bir yanına açmış olduğu fırın ve pastanelerle dikkat çekiyor. Hemşin'den dünyaya lezzet taşıyan bu insanlardan biri Aziz Alpak... Herkesin bir başka diyarda ekmeğini aradığı o yıllarda onun yolu da bir kültürler mozaiği olan ve çok kültürlü yapısıyla Anadolu’nun küçük bir prototipi olan ve toprağına ayak basan herkesin karnını bir şekilde doyuran Zonguldak’a düşüyor. Yazı dizimizin bu bölümünde Alpak Ailesi’ne konuk olacak, İstanbul Pastanesi’nin 60 yıllık serüveniyle birlikte kentin bir dönemine ışık tutmaya çalışacağız.

 

İstanbul Pastanesi’nin kurucusu Aziz Alpak mesleğin inceliklerini, adını Atatürk'ün verdiği Ankara'daki Karpiç Lokantası'ndan öğreniyor. 1950’li yılların hemen başında liman inşaatının başlamasıyla Zonguldak’ta bir piyasa oluşturan Kavaklıdere Şarapları Fabrikası'nın sahibi Enis Bey’in ısrarı üzerine kente şarap satıcısı olarak geliyor. 1949 yılında liman yapım ihalesini kazanan ve 1953 yılında bitirerek Ereğli Kömrleri İşletmesi’ne teslim eden Hollanda Kraliyet Şirketi’nde çalışan Hollandalı, Fransız, Macar asırlı insanlar başta olmak üzere tüm Zonguldaklılara şarap satarak, geçimini sağlıyor. Liman inşaatı bitip yabancılar ülkelerine dönünce Alpak’ın işleri biraz azalıyor, zaten yapmak istemediği bu işten çekilme kararı alıyor. Ali Tat adındaki pastacının dükkânını devralarak, pastaneciliğe adım atan Aziz Alpak, 1954 yılında Gazipaşa Caddesi'nde işyerini açarak İstanbul Pastanesi'nin 60 yıllık serüvenini başlatıyor. Neden İstanbul Pastanesi adının verildiğini ise oğul Ahmet Alpak da tam olarak bilmiyor. Ancak Polonya'nın Suwalki şehrinde 1898 yıllarında Konstantinopol Pastanesi’nin Lehçe ve Rusça yazılmış olan “İstanbul Pastanesi ve Fırını” yazılı yazıdan esinlenerek konulduğunu tahmin ediyor.

 

Aziz Alpak, açtığı ilk yıllarda, 5-6 yıl klasik tarzda pasta, börek, çörek yaparak çalıştırıyor dükkânı.  Ancak işin bu şekilde büyümeyeceğini anlayanınca, Ankara Karpiç Lokantası’nda çalışırken edindiği arkadaş çevresiyle temasa geçerek kendisine bir pasta ustası bulmalarını istiyor. 1960’lı yılların başında, ufacık adam Ziya Usta bu çağrıya ayak uydurarak Zonguldak’a geliyor. Azizi Alpak, Ziya Usta ile büyük işlere adım atıyor. Karpiç'te öğrenilen ne varsa burada da hayata geçiriliyor. Batılı tarzda bir mutfak, beyaz örtülü masalar, şık garsonlar ve orkestra müziği eşliğinde yenilen yemek…  Alpak bu yeme içme kültürünü oğullarına da öğreterek, Zonguldak'ta da sürdürülmesini istiyor. Gazetemizin Muhabiri Nermin Akkaya, İstanbul Pastanesi'nin kurucu sahibi Aziz Alpak'ın işte bu sırlarını oğulları Ahmet, Mehmet ve Hasan Alpak'tan dinleyip, bir dün-bugün hikâyesi olarak sayfalarımıza taşıyor. Hoş ve samimi ortamda gerçekleşen röportajın ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

 

İstanbul Pastanesi'nin geçmişini anlatır mısınız? Babanız Aziz Alpak bu işe ne zaman, nerede başladı. Hikâyesi nedir?

Babam Aziz Alpak'ın ağzından da dinlediğim kadarıyla pastanenin tarihi çok eski. Babamın ilk gurbete çıkışı şöyle. Atatürk cumhuriyeti ilan edince, Ankara'da bir servis sektörü kurulması için Karpiç'e rica ediyor. Karpiç, Rus ihtilalinden sonra Türkiye’ye göç etmiş, Rus asıllı birinin açtığı bir lokanta. Babamsa, Rize Pasak’tan. Hemşinli. Biz Rizeliyiz demeyiz, çünkü biz ayrıyız, Hemşinliyiz. Bizim kökenimiz Türkmen soyu. Eskiden gurbet deyince İstanbul-Ankara'ya gitmek mümkün değil, çünkü kayıkla iskeleden iskeleye gitmek aylar sürüyor. Ama bizim Hemşin'den Batum'a iki günde gidiliyor. Batum'da tren var, bütün olay trende aslında. O tren herkesi Avrupa'ya götürüyor. Annemin babasının Maykop'ta 8 göz un fırını varmış? Ama ihtilal olunca hepsi bu tarafa göç etmiş. Annemin amcasının lakabı da meşhur pastacı Tarakçı. Tarakçılar pasta ustası. Kendilerini Rusya'da yetiştirmişler. İhtilal olunca Rusya artık kapanıyor. Hal böyle olunca yurtta gurbetçilik başlıyor. Herkesin yaptığı gibi, Hemşinlilerde de, gurbete önce gidip bir iş tutan köyün gençlerini yanlarına işe alıyor. Köyden akrabamız olan bir kişi, babam daha çocukken onu Ankara'da, Karpiç Lokantası'nda çalışmaya getiriyor. Babam 13 yaşlarındayken Karpiç Lokantası’na komi olarak giriyor. Bu onun iş hayatına ilk başladığı yer oluyor.

 

“ZONGULDAK’A ŞARAP SATMAYA GELDİ”

Kendisi bu yaşadıklarını anlatırdı. Bir resepsiyon veya kokteyl gibi bir şey verildiği zaman Karpiç Lokantası kapatılırmış. “Bütün personel Ankara Palas'a geçerdik” derdi. Oralarda epey çalışıp pişince, Kavaklıdere Şarapları Fabrikası'nın sahibi Enis Bey babamı arayıp, “Aziz Bey Zonguldak'ta liman yapılıyor. Liman inşaatında çalışmak için oraya çok Hollandalı, Fransız, Macar asırlı yabancı insanlar geliyormuş. Biz seninle ortak çalışalım. Sen Zonguldak'a git bir dükkân aç. Ben Ankara'dan trenle şarap göndereyim. Sen de oradaki yabancılara onu sat. Bu şekilde iş yapalım. Parayı bölüşelim” diyor. Bu teklif babama cazip geliyor. Çünkü bir yanda iş hayatına girmişliğinin heyecanını yaşıyor. Geliyor Zonguldak'a. Babam kesin tarihini bilmiyorum ama 1946-1947 yıllarında Zonguldak'a geliyor. Bizi de 3 yıl sonra buraya aldırıyor. Ben 6 yaşlarındaydım, çok iyi hatırlarım. At arabalarının üstünde, 3 tane fıçı vardı. Deponun üstünde ben vardım. İstasyona giderdik. Biz burada liman inşaatı bitene kadar şarap sattık. Aslında babam şarap satıp sarhoşlarla uğraşmayı pek sevmiyordu. Ama yabancıların ne de olsa bir şarap kültürü var, ben de bundan para kazanırım diye yapıyor.

 

Peki, babamız Zonguldak'ta pastaneciliğe nasıl başlamış?

1953-1954 yıllarında liman inşaatı bitip, yabancılar da gidince, babam arık şarap satmak istemiyor. Zonguldak'ta Ali Tat diye bir pastacı var. O dükkânını devretmek istiyor. Babama “Aziz Bey dükkânı sana devredeyim” diyor. Babam da ona heves ediyor. Alıyor. İlk 5-6 sene ufak tefek pasta, börek, çörek yapıp işi getiriyor. Ama asıl olay, 1960 ile 1961'li yıllarda Anakara'da tanıdıklarından iyi bir usta istemesiyle başlıyor. Ankara'da Ziya Usta diye bir usta var. Biz ona hep Ziya Usta dediğimiz için soyadını hiç hatırlamıyorum. Ben o zaman 15-16 yaşlarındaydım. Ona çok çıraklık yaptım.

 

‘ZİYA USTA’YI USTA YAPAN LİMON SANDIĞIYDI’

Ustanın boyu çok kısaydı. 1.50 falandı. Ufacık bir adamdı. Ona “Git Zonguldak'ta çalış”. O da “Kimdir, bu pastane kimindir diyor. Aziz Alpak'ın olduğunu söylüyorlar. Bunun üzerine “Aziz Alpak, Abdullah Niyazi'nin nesi oluyor?” diyor. Onlar da “Oğlu” deyince, “Ben giderim o zaman” diyor. Ziya Usta öyle Zonguldak’a geliyor. Bu olayı ben Ziya Usta’nın ağzından da dinledim. Bunlar yine köyden 2-3 delikanlı İstanbul'da çalışmaya gidiyorlar. İşveren, “Tamam bunları çalıştırırız da Ziya Usta için bunun boyu çok küçük. Bu gitsin çoban olsun” diyor. Ziya Usta “O anda ben yıkıldım” diyor. “Ben tekrar dağları gidip çoban olacağım. Arkadaşlarım çalışacak” diye üzülüyor. Dedem Abdullah Niyazi Alpak etrafına bakınıyor. Ortada boş duran limon sandığını görüyor, bulaşıkhaneye ayağıyla itiyor. “Çık bakayım bunun üzerine” diyor. Ziya Usta limon sandığının üzerine çıkınca boyu 40 santim kadar uzuyor, başlıyor bulaşıkları yıkamaya. Bu işte öylece kalıyor. Bu yüzden Ziya Usta, bu işte kalmasına vesile olan Abdullah Niyazi dedemi çok sevdiğini söylerdi. Hatta ben çok iyi hatırlıyorum, burada da çalışırken ayağının altında küçük bir sehpa vardı. Onu her yere taşırdı. Çok iyi bir adamdı. Mesleğini seviyordu.  Ziya Ustayı, usta yapan limon sandığıydı.

 

“TATLILARIMIZ ONUN REÇETESİYLE YAPILIYOR”

Bir de bu ustanın işini erken yapma âdeti vardı. Eskiden buzdolabı soğutucu olmadığı için erken kalkardık. İşe gece saat 2'de, 3'de gelinirdi. Hatta bizi de kaldırırdı. Bizim evimiz yakındı. Börekçinin çırağını gönderirdi. Gelirdik. Hazırlıkları 2'de, 3'de yapardık. 8'de, 9'da bütün mal taze çıkardı. Yiyecekler günlük yapılır, akşama kadar taze taze satılırdı. Ben çocuktum. Yazın burada 3 ay komilik, çıraklık yapardım. Ustamızın böyle bir sistemi vardı. Bizim çoğu tatlılarımız hala onun reçetesiyle yapılır. O yaşlanana kadar burada çalıştı.

 

Pastaneniz ilk nerede hangi binadaydı?

Eski Yapı Kredi Bankası vardı. Şimdi orada bir mağaza var. İlk dükkânımız orasıydı. Sonra biz burayı alınca yani o binanın yan tarafına geçmiş olduk. Tam olarak bilemeyeceğim ama 1963 yılından buyana bu dükkânda hizmet veriyoruz. Eskiden şimdi bulunduğumuz binanın yerin üst katında Demokrat Partisi binası vardı. Ben orada nutuk atıldığını bile duyardım. İhtilalde partinin tabelasının indirilmesi benim gözümün önünde oldu. O zamanlarda ben 12 yaşındaydım. Gece geldiler tabelaları indirdiler. Biz pastaneyi daha kapatmamıştık. Ama ondan önce yarısı sağlık sıhhiye, yarısı da güreş salonuydu. Orada güreş yapardık diyenler bile var. Ondan sonra küçük sağlık ocağı gibi bir şey olmuştu. 

 

Pastanenin adı neden İstanbul Pastanesi?

Sanırım bu Polonya'nın Suwalki şehrinde 1898 yıllarında Konstantinopol Pastanesi açılmış. Bu pastanede amcam da çalışmış. Pastanenin tabelasında Şerif Efendi'nin “Şerif Gülap” olarak Lehçe ve Rusça yazılmış olan ismi var. Altında da “İstanbul Pastanesi ve Fırını” yazmaktaymış. Bu pastaneye bir takım şekerlemeler ve malzemeler İstanbul'dan gittiği için buradaki pastanenin adını da oradan esinlenmişler. Cazip gelmiş, pastane İstanbul Pastanesi olarak açılmış. Başka bir şekilde de olabilir ama ben böyle biliyorum.

 

Siyasetçilerden gelen olmuştur elbette, peki hiç ünlü ağırladığınız oldu mu? Gelen ünlü müşterileriniz kimlerdi?

Çok ünlü geldi. Hatırlayabilecek miyim bilemiyorum ama Bülent Ecevit ve Tiyatrocu Lale Oraloğlu geldiklerinde kahvaltılarını hep burada yaparlardı. Aslında daha enteresan şeylerde yaşadık. Mesela meşhur çevirmen yazar Halit Fahri Ozansoy var. Ben çocuktum ama hatırlıyorum. Bir gün 5-6 tane yabancı, yağmurlu bir havada pastaneye geldiler. Bir şeyler yediler. O zaman gemiler Zonguldak'a yanaşıyor. Bunlar giderken bizden 2 paket kek aldılar. Sonra 1 ay sonra bize mektup geldi. Meğerse Halit Fahri Ozansoy'la gelen 5-6 kişi yazarmış. İsviçre, Polonya ve Almanyalı yazarlarmış. Mektupta demişler ki “Biz böyle keki Avrupa'da bile yemedik. Bu kekten istiyoruz.” Bunlar gemiyle Trabzon'a kadar gidiyorlar. Sonra geri dönüyorlar. Biz Halit Fahri Ozansoy ölene kadar senelerce, tahtadan kutular içerisinde Avrupa'ya kek gönderdik. Bizim ihracatımız 1963-1964 yıllarında başladı. Halen daha sürüyor.

 

Buna benzer başka anılarınız var mı?

Var tabii. Örneğin karda kışta biz Bedia Akartürk'ü imalathanede ağırladık. Burada otelde kalmışlar. Bir zamanlar bir kıtlık olmuştu. Kömür sıkıntısı, yakıt ve gaz yoktu. Kaloriferler yanmıyormuş. Çok üşümüş. Geldi imalathanede oturduk onu. Bayıldı, ‘Burası cennetmiş’ dedi. Buna benzer çok şeyler oldu. Ben hatırlayamıyorum.

 

Babanızın size keyif alarak anlattığı bir anısı var mıydı?

Biz çocukluğumuzdan beri gözümüzü pasta börekle açtık. Babam çok titiz bir adamdı. Karpiç'in yanında çalıştığından belli. Orada herkesi çalıştırmazlarmış. Bakanlara, mebuslara veya dış temsilcilikler büyük elçiliklere hizmet veriyorlarmış. Babam başından geçen bir olayı anlatmıştı. Bir gün Ankara Palas'ta bir resepsiyon olmuş. Birisi  “Oğlum bana bir bardak su getirir misin?” demiş. Babam hepsi birbirine benziyor diye “Efendim. Siz bu duvarın dibinden sakın ayrılmayın. Ben hemen suyunuzu getiriyorum” demiş. Babam o sıralar daha 14 yaşında çocukmuş. Adama “Burada bekle beni” demiş. Babam koşarak suyu alıp gelmiş. O zaman dantelli tabakta, ellerinde eldivenlerle servis yapmış. Suyu vermiş adama. Adam babama “Senin adın ne?” diye sormuş. Babam da “Aziz” demiş. Babamın kulağımı okşamış. “Aferin sen akıllı bir çocuksun. Adam olursun” demiş ve 1 lira para vermiş babama. 1 lira da büyük bir paraymış ve 1 ayda kazanılmıyormuş. Babam “Ben sevinçten çıldırdım. Bana bu parayı kim verdi” diye yanındakilere sormuş. Arkadaşları demiş ki; ''Sana bu parayı başbakan verdi.” Babam hangi başbakan olduğunu bile bilmiyor. Bu belki bir bakan veya yine devlet büyüklerinden biri de olabilir. O da bunu bilmiyor. Keyifle anlattığı böyle bir anısı vardı.

 

Hafızanızda kalan ilginç olaylar var mı?  Her gün aynı saatte gelip aynı şeyleri yemek isteyen müşterileriniz var mıydı örneğin?

Evet vardı. Gülümseyerek hatırladığımız bir tane Macar müşterimiz vardı. Her sabah gelirdi. Aynı saatte 10 tane yumurta pişirtirdi. 1 şişede şarap açtırırdı ama o şarabı tamamen içmezdi. “Bu dursun akşama içmeye geleceğim” derdi. Şarapla, sahanda yumurtayla kahvaltı yapardı. Sonra limana çalışmaya giderdi. Ben çocuktum. Normal geliyordu hareketi. Babamlar “Bu adam ne çok yemek yiyor. 10 tane yumurta şarapla yenir mi?” derdi. Akşam geldiğinde de yumurta yer miydi bilmiyorum ama ben çocuk olduğum için erkenden eve giderdim.

 

Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

Biz burayı 3 kardeş Ahmet, Mehmet ve Hasan Alpak olarak işletiyoruz. Baba mesleğimizi çocuklarımıza aşılamak isteriz. Tabii zorla olmaz isterlerse gelip çalışacaklar. Burası 60 senelik bir müessese. Bunu sürdürmek isteriz.  

Yorumlar
  • semiha çanakcı

    Çocukluğumuzda babam Zonguldaksporun maçlarına giderdi Devrek'ten ve her gidişinde muzlu rulo pasta getirirdi dünyalar bizim olurdu kardeşimle çocuk dünyamızda.Şimdilerde kızım da yiyor aynı pastadan ve o lezzet halen devam ediyor dışı kremasız muzlu rulo pasta.Ellerinize sağlık İstanbul Pastanesi.Teşekkürler..

    cevapla
  • Belma Muratoğlu

    En çok ta içinden bir tane beyaz badem şekeri çıkan tavşan biçimi çikolatayı severdim.

    cevapla
  • Oktay Oruc

    Bende oranin ekmegini suyunu icen insanlardanim Allah Aziz amca ve Melike teyzeye Rahmet eylesin cok ekmeklerini yedim cocuklari ve tum sulalesi insan gibi insandir.Allah islerini daim etsin.Koca cinarin dallari gibi....

    cevapla
  • ibrahim alpak

    çok güzel hazırlanmış. biran aziz amcam yüzü gözümde canlandı.

    cevapla
  • vay be...

    lise yilarimizda kız arkadas bekleme yerımızdı onu...hos kız arkadsı olmayanlarda varmıs gıbı o nunde beklerdı...85 90 lı yıllar...alım gucu ve sosoyal durumdan dolayı bu kadar yogun degıldı musterısı belkı ama...cep tel ın olmadıgı zamnalrda bulusma mekanı ıdı......ama hıc bı kızla orada bırs eyler ıcemedım yaw...ılk kez gıttıgımde bı hatun cakmak ıstemıstı de kıpkırmız olmustum ...oda ıstedıgıne ısteyecegıne pısman olmustu...vay be

    cevapla
  • ŞÜKRAN İSHAKOĞLU.

    değil zonguldak da belki türkiyenin hiç bir yerinde sizin gibi kaliteli yiyecek satan pastahane yoktur.temiz hijyen kurallarına uygun..benim dayım 1950 li yıllarda orada pastacı olarak çalışmışdı adı suat güzey.çok kıskanılıyorsunuz zonguldakda.bayramlarda tatlılarınız 10 numara.başarılarınızın devamını dilerim.şükran i̇shakoğlu....

    cevapla
  • kara

    bende zonguldak a gittiğimde benden gelirken selanik gevreğini unutmayasın diye tembih ederler.

    cevapla
  • AHMET GÜNBDÜZ

    okul yillarimin bazi günleri dersi kirip belediye sinemasina ve kapanan konak sinemasina giderdik (dikkat buyrun sinemaya giderdik filme deyil. çünkü o yillarda rahat koltuklar bu iki sinemda vardi) sonra da bir pastaneye gidip birşeyler yerdik ama asla istanbul pastanesine gitmezdik. çünkü orasi bize göre çok lüx tü,çok sosyete idi ve çok pahali idi. her önünden geçişte ise içeriye gipta ile bakardik. yillar böyle geçti. birgün ankara'dan bir misafirimiz geldi ve bize çocukluğumda gittiğim bu pasyaneye gideceğim sizide götüreyim deyince havalara uçtuğumuzu hala unutmam. korkarak çekinerek girdik içeriye. yedik içtik ama gözlerimiz hep etrafi kolaçan ediyordu. sonra oraya ilk kiz arkadaşim tülin ile gitmiştik. uğrak yerimizdi artik. çok kolay girebiliyorduk içeriye ve bize herşey normal geliyordu. gençliğimi tazelettiniz bana bu yaziniz ile. hatirlattiniz bazi gizli kalan şeyleri. cani gönülden teşekküer ederim size. röportaj da bir harika olmuş.kaleminize ve yüreğinize sağlik.slm.lar

    cevapla
  • ismil turunç

    nice 60 yıllara başarınızın devamını dilerim ürünleriniz ve sizler daim olun.

    cevapla
  • turgay gençdoğan

    kaliteli ürünler ve hizmet ile benzersiz bir yer. zonguldak denince akla gelen bir pastane. güvenle alışveriş yapılan tek yer. başarılar dilerim.

    cevapla
  • Necdet Zobi

    Zonguldakta yaşayıpta lezzetli ürünlerini tatmadığımız gün yoktu, hala Zonguldağa gittiğimizde pastanenin selanik gevreğinden, özellikle profitorolünü yemeden ve limonatasını içmeden ayrılmıyoruz, okul anılarımızda çoktur herkese çok teşekkür ediyorum iyiki varsınız!

    cevapla
  • Ufuk (çeyrek)Ural

    Yıllar boyu hiçbir yerde bulamaığım tek lezzet .. Demek ki boşuna olmuyormuş böyle bir farklılık ..

    cevapla
  • Şükran Özdoğan

    ah hele sizin bir selanik gevreğiniz var ki tadını başka hiç bir yerde bulamazsınız. biz ailece halen zonguldak'a giden gelen olursa i̇stanbul pastanesinden selanik gevreği isteriz.

    cevapla
  • polatcetiz@gmaşl com

    zonguldak taki̇ i̇lk pastahane mavi köşe i̇di̇. 1940 lı yıllarda, demekki siz daha sonrasınız. ama dostlarımdan sizinle ilgili çok güzel sözler duydum. inşallah burasuını yaşatırsınız. sevgilerle,

    cevapla
  • Yıldıray demirbaş

    Aziz amca ile tezgah arkası çok sohbetlerimiz olmuştur,dikkatli,titiz,sakin görünüşlü,çok şeker bir hitap tarzına sahip çalışkan kişiliği olan aile reisi,ve iş sahibidir.çıraklık dönemlerinde,tezgah altında yattığı günleri vede çok küçük kazançlar karşılığı geçen gençliğinden hatıralarını anlatırdı,,saygı duyulan hoş kişiliği ile hatırlarım,çocuklarına baçarılar dilerim,kalite her zaman kazanır..

Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz
Facebook Yorumları