Gündemin birinci sırasındaki yerini koruyan koronavirüs vakaları bile siyasetteki zik zakları örtmeye yetmiyor. Mızrak çuvala sığmıyor artık. Dün hain denilen kişiye, bugün 'yuvana dön' çağrıları yapılabiliyor mesela. Dün beraber yürüdükleri yolda ayrılığa düşenler, parti üstüne parti kuruyor. Öte yandan iktidar bloğunun, yani Cumhur ittifakının oyları bölünecek diye sevinen muhalefet bloğuna da 'İnce' bir ayar  çekiliyor.

Ve bütün bu hamleler, peş peşe geliyor...

Zonguldak'ta durum farklı mı?

Solun kalesinde, partisine zafer kazandırmada en kilit rolü oynayan AKP Merkez İlçe Başkanı Mustafa Çağlayan'ın ödül olarak(!) koltuktan uzaklaştırılması partiyi karıştırdı. Teşkilat içinde derin çatlaklar oluştu.

'Kol kırılır yen içinde kalır'
diye bir söz vardır. Meğerse yen, eski dilde elbise kolu anlamına gelirmiş. Yani "yen", kolun içindeki bir organı değil dışındaki elbiseyi ifade ediyormuş. "Kol kırılır yen içinde kalır" derken "Kol kırılsa bile yenin(elbisenin) içinde kalır, dışarıdan görünmez" mesajı veriliyormuş. AKP'nin Zonguldak Teşkilatı'nda kırılan kol yenine girmiyor.
 
AKP böyle de muhalefette her şey yolunda mı?

Zonguldak'ta muhalefet partilerinin (özellikle CHP'nin) varlıkları ile yoklukları belli değil. Hiç bu kadar suskun kaldıklarını hatırlamıyorum. Fakat yine de haksızlık etmeyelim ki, Saadet Partisi, en azından çeşitli konulardaki açıklamalarıyla gündeme gelmeyi biliyor. Yeniden Refah Partisi ise zaman zaman basınla bir araya gelerek görüşlerini kamuoyuna açıklama fırsatını buluyor. Bu iki partinin ortak noktası merhum liderlerden Necmettin Erbakan'ın rahlesinden geçmiş olmaları... Halkla ilişkileri hep canlı tutmaları buradan geliyor... Fakat iktidara aday olan CHP ne yapıyor Zonguldak'ta? Mesela gündem belirliyor mu, yol gösteriyor mu, halkın taleplerini kamuoyuna aktarabiliyor mu sizce?

Yoksa kentte asfalt sorunu yüzde 100 çözüldü, yollar, kaldırımlar dört dörtlük oldu, alt yapı sorunu tamamen bitti de bizim mi haberimiz olmadı?

Böyle bir muhalefete vatandaş nasıl güvensin?
Anlayan varsa beri gelsin!

Unutulmayan tarihten...

Zonguldak Nostalji'nin, Sunay Akın'dan alıntıladığı bir paylaşım, yüreğimi paramparça etti. Yazıya konu olan olaylarla örtüştüğü için sizinle paylaşmak istedim. Umarım hepimize ders olur. 

Yıl 1962... Cağaloğlu'ndaki bir köşe yazarının odasına üstü başı bakımsız, kirli sakallı biri girer. Adını söyledikten sonra yazardan kendisine yardım etmesini ister. Köşe yazarı, karşısındakinin içler acısı durumundan büyük üzüntü duyar. Cüzdanını çıkararak istediği kadar alması için adama uzatır. O da uygun bir miktar para alarak iki büklüm gözden kaybolur. Birkaç ay sonra tek sütunluk bir gazete haberi köşe yazarının gözüne çarpar. Haberde, İstanbul sokaklarında, bir çöp bidonunun yanında bulunan bir cesetten söz edilmektedir. Fotoğrafa dikkatle bakar, bu, para istemek için kendisine gelen adamdan başkası değildir. Emin Ersoy'dur... Mehmet Akif Ersoy'un oğlu Emin Ersoy!..
 
Yıl 1985... Üsküdar Belediyesi, emekli maaşıyla geçinmeye çalışırken hastalanan, zor ve bakımsız günlerin ardından gözlerini hayata kapayan bir adamın cenazesi ortada kalmasın diye tüm masrafları karşılar. O unutulan insan, Tahir Ersoy'dur... Mehmet Akif Ersoy'un torunu!..
 
Yıl 1991... Beyoğlu'nda bir evin kiracıları, kirayı ödeyemedikleri için sokağa atılırlar. Onlar, Mehmet Akif Ersoy'un kızı ve torunlarıdır!..
 
İşte sizlere, "İstiklal Marşı" için devletin verdiği para ödülünü almayan, ticarete alet olmasın diye de "İstiklal Marşı"nı kitabına almayan Mehmet Akif Ersoy'un Türk milletine emanet ettiği çocuklarının yaşamlarından kahredici bir kesit.
 
  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228