“Kömür kâşifi” Uzun Mehmet kentimizin simge isimlerinden biridir. Eğitim müfredatında da yer aldığı için tüm ülkede adı en çok bilinen Zonguldaklılar arasında olan tarih kahramanımız, aynı zamanda, kentin esaslı tartışma konularında arasındadır… Daha önce Zonguldak tarihiyle ilgili pek çok yazısını öğrenme keyfiyle okuduğumuz Nihat Yasa, kaleminin yönünü bir kez daha Ereğli’ye çevirdi. Uzun Mehmet öykülerinde kötü karakter olarak öne çıkan Hacı İsmail Ağa’nın arşivlerde izini sürdü ve son derece çarpıcı sonuçlara ulaştı. Sayın Yasa’nın büyük bir titizlikle hazırladığı ezber bozan yazısını, tarihimize büyük bir katkı olarak görüyor, sizlerle paylaşıyoruz. Kimi tarihsel gerçeklerin bilinenlerden çok daha farklı olduğunu ortaya koyan yazıyı yine büyük bir öğrenme keyfiyle okuyacağınızı umuyor, çalışması için kendisine teşekkür ediyoruz.
 
Kendinizi, bazı kaynaklarda Uzun Mehmet’i zehirlettiği ileri sürülen Hacı İsmail Ağa’nın torunları yerine bir koyun..! Hangi duygu ve düşünceler içinde olurdunuz? Ya da bu yazılanlar doğruysa İsmail Ağa’nın torunu olmak ister miydiniz? 
Gelelim Hacı İsmail Ağa’ya… Anlatılanlara göre, Uzun Mehmet’i İstanbul’da Leblebici Hanı’nda zehirleterek yok eden kişi... Adamları Karadeniz Ereğli’den kalkmış İstanbul’a gitmiş. Elliden fazla hanın bulunduğu Sirkeci’deki Leblebici Hanı’nda, Uzun Mehmet’i elleriyle koymuş gibi bulup, kimseye çaktırmadan, kaşla göz arasında kahvesine zehri doldurmuş… Bütün bu olanları, ne Uzun Mehmet görmüş, ne de handaki diğer kişiler... Kestaneci köyünden Uzun Mehmet de içmiş kahveyi, sonrasında Abbas yolcu...(!)
 
HACI İSMAİL AĞA’NIN AİLESİ
Karadeniz Ereğli tarihinin en önemli şahsiyetlerinden  biri olan Hacı İsmail Ağa ile ilgili 1824 yılına ait bir belgede lakabını “Müftüzade” olarak görüyoruz. 09 Aralık 1824 (Hicri 17/R/1240) tarihli bu belgede, “Bendereğli sahasında Muhtar Müftüzade Hacı İsmail marifeti ile yapılmakta olan fırkateynin ilkbahara behemehal bitirilerek Donanma'ya iltihakı için Bolu mütesellimine ve mümaileyh muhtara şedid emir yazılması.” (Karadeniz Ereğli’de Müftüoğlu Hacı İsmail tarafından yaptırılmakta olan fırkateynin ilkbahara kadar mutlaka bitirilerek donanmaya katılması istenmiş, bu nedenle, Bolu Kaymakamı ile Muhtar Müftüoğlu Hacı İsmail’e uyarı anlamında sert bir yazının yazılması talep edilmiştir). Hacı İsmail Ağa'dan, “Muhtar Müftüzade Hacı İsmail” olarak söz edilmesi, bu ailenin lakabının o dönemlerde “Müftüzade” olduğu şeklinde bir kanaat oluşturmaktadır. Kendisiyle ilgili diğer belgelerde “Müftüzade” lakabı kullanılmamış, yalnızca “Hacı İsmail Ağa” olarak kayıtlara geçmiştir. Zamanla bazı ailelerin lakaplarının değiştiğini yapmış olduğum araştırmalarda görmekle beraber, burada böyle bir durum var mı, bilmiyorum... Bu konuyu Karadeniz Ereğlili tarih araştırmacılarının dikkatine sunuyorum. Bir araştırsınlar bakalım…
Hacı İsmail Ağa’nın Karadeniz Ereğli'de akrabaları var mıdır, kimlerdir diye merak edip, düşünürken, bu ailenin gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde önemli bireylerinin olduğunu gördüm. Arşivlerde Hacı İsmail Ağa’nın Mustafa ve 1826 doğumlu Mehmet Tevfik Paşa  adlarında  oğulları olduğu, bunlardan Mustafa’nın, babası Hacı İsmail Ağa’dan sonra “Kalyon-ı Hümayun Nazırı” olarak görev yaptığı ve Ereğli Ayanı olduğu görülmektedir. Diğer oğlu Mehmet Tevfik Paşa ile ilgili şu an itibariyle elimizde yeterince bilgi bulunmamaktadır. Yine bu ailenin büyüklerinden Hacı İsmailoğlu Hakkı Bey’in 1890’lı yıllarda “Ereğli Bidayet Mahkemesi” üyeliği, 1911-1916 yılları arasında da “Ereğli Belediye Başkanlığı” görevinde bulunduğunu görüyoruz. Cumhuriyet döneminde de yine bu aileden 1922 doğumlu Suphi Konak Bey, 1950 yılında, Karadeniz Ereğli’de Belediye Başkanlığı,1961-1964 yılları arasında, CHP’den Zonguldak Milletvekili olarak görev yapmış, maalesef  milletvekili olduğu 16 Kasım 1964 tarihinde, 42 çok genç yaşında trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. 
Bugün gerek Karadeniz Ereğli’de, gerekse ülkemizin diğer köşelerinde yaşamlarını sürdüren aile bireylerinin, dedeleri Hacı İsmail Ağa hakkında  yeterince bilgileri var mıdır, bilemem… Uzun Mehmet’i zehirlettiği(!) için dedelerinden nefret ederler mi, onu da bilemem… Bu öyküden dolayı bir sıkıntı yaşamışlar mıdır? Yaşamları boyunca çevrelerinden nasıl tepki almışlardır?  Dedelerinin Uzun Mehmet'i zehirlettiğini kabullenmişler mi, yoksa tepki mi göstermiş, bunlar, araştırılması gereken konulardır, ama tarihin alanı değildir.
Karadeniz Ereğli’deki “Konak” ailesinin 1800'lü yılların başında büyüğü sayılan Ereğli Ayanı Hacı İsmail Ağa'nın lakabının bir belgede “Müftüzade” olarak geçtiğini daha önce belirtmiştim. Günümüzde Karadeniz Ereğli’de “Müftüoğlu” soyadını alan aileler de bulunmaktadır. Acaba bu iki aile, yani “Konak” ailesi ile “Müftüoğlu” ailesinin akrabalığı var mı, bu aileler aynı soydan mı geliyor? Bunun da tespitini Karadeniz Ereğlili tarih araştırmacılarının dikkatine sunuyorum...
 
İSMAİL AĞA’NIN UZUN MEHMET’İ ZEHİRLETMESİ
Zonguldak Sanayi ve Ticaret Odası Cumhuriyetin 10. yılı nedeniyle “Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası” adıyla, 29 Teşrinievvel (Ekim) 1933 tarihinde bir kitap çıkardı. Bir daha basımı yapılmayan, günümüzde de ulaşılması oldukça zor olan bu kitabı incelediğimizde kömür,1829 yılının sonbaharında, Karadeniz Ereğli’nin Kestaneci Köyü’nden, Uzun Mehmet tarafından bulunduğu görülecektir. Bu kitapta, Uzun Mehmet’in kömürü bulma öyküsü detaylı bir şekilde anlatılmakta, bir bölümünde de, “O dönemlerde  Ereğli’nin zalim bir hükümdarı vaziyetinde olan Osmanlı hükümetinin Ereğli kaymakamı derebeyi Hacı İsmail Ağa’yı sinirlendirdi ve kendi adamları vasıtasıyla Uzun Mehmet’i İstanbul’da misafir olduğu handa zehirletmek suretiyle öldürttü” şeklinde açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalar sanıyorum Zonguldak Halkevi’nin çalışmalarının bir örneğidir.
Madenci edebiyatının simge ismi olarak bilinen Ahmet Naim'in  1934 yılında  yayımlanan “Zonguldak  Havzası Uzun Mehmet’ten Bugüne Kadar” adlı kitabında kömürün bulunuş öyküsü dört farklı şekilde anlatmaktadır. Bunlardan birincisi, kömürün dağlarda sürüsünü otlatan “çoban” tarafından bulunduğu ve çobanın da bu civarda bulduğu “yanartaş”lardan toplayarak hükümete götürdüğü ve böylece kömürün keşfedildiği üzerinedir. İkincisi, kömürün 1238 (1822) yılında İsmail isminde Ereğlili bir gemici tarafından kendi köyü civarında bulunduğu ve bu taşların kömür madeni olduğu anlaşılınca da gemici İsmail’in padişah tarafından ödüllendirildiği şeklindedir. Üçüncü öyküde ise, bugün en yaygın olarak benimsenen Kestaneci Köyü’nden Uzun Mehmet’in değirmene gittiği Köseağzı mevkiinde kömürü bulduğu, sonrasında İstanbul’a götürdüğü ve padişah tarafından ödüllendirildiği, akabindeyse Ereğli mütesellimi(!) Hacı İsmail’in adamları tarafından İstanbul’da Leblebici Han’da kahvesine zehir konarak öldürüldüğü anlatılır. Çıladır’ın zayıf olasılık olarak gördüğü dördüncü öykü ise, kömürün, Ereğli mütesellimi(!) Hacı İsmail tarafından bulunduğu üzerinedir. Bu öyküde; II. Mahmut memlekette maden kömürü aranmasını irade beyan eylediği zaman Ereğli mütesellimi(!) Hacı İsmailoğlu adamlarını her tarafa göndermiş ve o havalide maden kömürünü bulmaya muvaffak olmuştur. Ahmet Naim’e göre öyküler bunlar… Ona göre Hacı İsmail Ağa, Ereğli mütesellimidir…
 
HACI İSMAİL AĞA MÜTESELLİM MİYDİ?
Ahmet Naim, Hacı İsmail Ağa’dan mütesellim diye söz ettiği için bunun anlamı üzerinde durmak gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğunda taşra görevlerine beylerbeyi, sancakbeyi, muhafız vs. olarak tayin edilen vezir veya beylerin görevlerini teslim almak üzere, kendi hareketlerinden önce gönderdiği memur, vekil anlamına gelen mütesellimlerin memuriyetleri hükümet merkezinde tasdik olunurdu. XVII. yüzyıldan itibaren vezirlerle sancak beyleri, kendilerine tahsis edilen has veya arpalığa gitmeyip, bu yerlerin kendilerine ayrılan gelirlerini toplamak ve bakımlarını kontrol etmek üzere görevlendirdikleri vergi memurları da mütesellim adını taşıyordu. II. Mahmut devrinde, 1826'dan sonra mütesellimlik ortadan kaldırılarak merkezi sistem hakim kılındı. Peki, Ereğlili Hacı İsmail Ağa gerçekten mütesellim miydi?  Arşivlerde buna dair herhangi bir kayıt ya da belge bulunuyor mu? Öncelikle, Osmanlı arşiv kayıtlarında buna dair herhangi bir kayıt ya da belgeye rastlamadığımı ifade etmek isterim. Belge de, kayıt da olamazdı, çünkü Hacı İsmail Ağa mütesellim olarak hiçbir zaman görev yapmamıştı. Arşiv kayıtlarında, Bolu ve Viranşehir Sancaklarında kimlerin mütesellim olarak görev yaptığı tek yazıyor, bu, konumuz olmadığı için detaya girmeyeceğim. Hacı İsmail Ağa, arşiv kayıtlarında, bir dönem “kapıcıbaşı”, bir dönem “ayan”, bir dönem de“Kalyon-ı Hümayun Nazırı” ve “Ereğli Muhtarı” olarak gözükmektedir. Gerek Zonguldak Halkevi ve Zonguldak Ticaret Odası, gerekse Ahmet Naim; Uzun Mehmet’in İsmail Ağa tarafından öldürüldüğünü yazınca, bölge tarihi ile ilgili çalışanların büyük bir çoğunluğu hep bu görüşü dile getirdi. Vur Hacı İsmail Ağa’ya…!
Oysa 1903’ün Sabah Gazetesi, 1916 Müstakil Bolu Sancağı Salnamesi, Kastamonu Vilayet Salnameleri, Abdullah Cemal’in 1922 yılında kaleme aldığı "Zonguldak Sancağı" adlı çalışma gibi 1925 yılında Meslek Gazetesi’ndeki Muhittin Birgen’in çalışmasında da Hacı İsmail Ağa’yı bulmak mümkün değil... Olmadığı gibi, Uzun Mehmet'in zehirlenerek öldürüldüğüne dair de hiç bir bilgi bulunmuyor. Osmanlı arşiv kayıtlarında ise Hacı İsmail Ağa var da,  ne Uzun Mehmet, ne de  böyle bir konu bulunuyor..!



 
AHMET ALİ ÖZEKEN-TAHSİN AYGÜN-MÜBECCEL KIRAY-SİNA ÇILADIR
Gerek geçmiş dönemlerde, gerekse günümüzde  Ereğli Kömür Havzası ile ilgili yazan birçok akademisyen, araştırmacı, yazar  ve gazeteci oldu. Burada hepsini tek tek irdelemeye ve örnekler sunmaya gerek görmedim. Çoğu zaten Halkevi'ni ve Ahmet Naim'i temel almış. Yalnızca Ahmet Ali Özeken, Tahsin Aygün, Mübeccel Kıray ve Sina Çıladır’dan örnekler sunmayı tercih ettim. Ahmet Ali Özeken,  “Ereğli Kömür Havzası” adlı eserinde, kömürü 1822 yılında Ereğli’nin Kestaneci Köyü’nden gemici Hacı İsmail’in bulduğunu ve topladığı bu taşları İstanbul’a getirip kömür olduğu anlaşıldığında, beş kese altınla ödüllendirildiğini ifade etmektedir. Özeken’e göre kömür, 1829 yılında ikinci kez Uzun Mehmet tarafından bulundu. Özeken’e göre askerlik dönüşü, Safranbolu Kaymakamı(!) Hacı İsmail Ağa’ya kapılanan Uzun Mehmet, kömürü,  köyünden geçen Niren deresinin getirdiği molozlar arasında buldu. Bu numuneleri Sultan Mahmut’a takdim edince bir miktar para ile mükâfatlandırıldı ve ömrünün sonuna kadar da maaş başlandı. Sonrasında da İsmail Ağa’nın adamları tarafından da kahvesine zehir katılmak suretiyle öldürüldü. Özeken’e göre de iki farklı öykü bulunuyor. Ahmet Naim, Hacı İsmail Ağa’yı mütesellim olarak belirtince,  Ahmet Ali Özeken de geri kalmayarak Safranbolu Kaymakamı yapıyor.
            “Alemdar Geliyor” adlı bir kitabı da olan Tahsin Aygün ise, “Karadeniz Ereğli Tarihi” adlı kitabında Uzun Mehmet ve kömürün bulunma öyküsüne de değiniyor. Tahsin Aygün bu çalışmasında diğer yazarların ifade ettiği gibi, kömürün, Kestaneci Köyü’nden Uzun Mehmet tarafından, Köseağzı’nda, 1829 sonbaharında bulunduğunu belirtiyor. Hacı İsmailoğlu ile ilgili bölümde ise, “Uzun Mehmet ikinci defa İstanbul’a gittiğinde Hacı İsmailoğlu’nun kıskançlık yüzünden İstanbul’da kaldığı Leblebici Hanı’nda zehirlettiği rivayet edilir ise de bu rivayet zayıftır. Çünkü Uzun Mehmet’in ölümünden sonra İstanbul’dan Ereğli’ye gelen heyet uzun müddet maden kömürü aramıştır. Ereğli’de maden kömürünü bulan ve bilen bir kimseye rastlamamıştır”  demektedir.
Mübeccel Kıray da Ereğli Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” adlı kitabında  “Ereğli’nin Kestaneci köyünden Uzun Mehmet adında biri bahriye eri olarak askerliğini yaparken kömürü tanımış, terhisinden sonra un öğütmeye gittiğinde Köseağzı değirmeni yakınında bulduğu siyah taşları değirmenin ocağına atıyor  ve yandığını görüyor. Rivayete göre orada bulduğu  taşları çuvallara doldurup köyüne getiriyor. Sonra da bunları İstanbul’a götürüp Padişah’tan maaş ve ihsan alıyor.  H.İ (Hacı İsmail)'nin o zaman her yerde aranan kömürü ilk olarak kendisi bulup rütbe ihsanlara nail olamadığı için, Uzun Mehmet’i İstanbul’da Leblebici Hanında zehirlettiği söylenmektedir” derken kendisinin bir bilim insanı ciddiyeti içinde konu üzerinde kesin hükümlü olmadığını görüyoruz. Mübeccel Kıray’ın ifadesiyle “H.İ(Hacı İsmail)'ler Cumhuriyetin ilanından sonra da maden direği işlerine devam etmişlerdir. Kasabadaki mülkleri, otel, kahve vb. gibi daha çok gelir getiren müesseseler haline gelmiş fakat toprakları kaybolmuştur. Bu arada ailenin bir kolu Zonguldak’a göçmüş ve bir zaman sonra da siyasete atılmıştır. Bugün ailenin en önemli üyelerinden biri Zonguldak milletvekilidir.” Kıray’ın,1964 yılında basılan bu kitabının saha çalışmasını  büyük ihtimalle 1962-63 yıllarında yaptığını düşünüyorum. Çünkü Sayın Kıray’ın bahsettiği milletvekili, o dönemde sağ olan, bu çalışmadan çok kısa bir zaman sonra  trafik kazasında yaşamını yitiren Suphi Konak’tır. Sayın Kıray ayrıca bu çalışmasında, Uzun Mehmet’in tanınmış bir aileden, Karamahmutzade'lerden olduğunu  ifade ediyor ve  aile ile ilgili olarak da, Serveti kömüre dayanan bu aile, 19.yüzyıl sonlarında, bölgenin en güçlüleri arasında yer almaktadır  ve 1820’lerde Hacı İsmailoğulları ile rakiptirler. Bu ailenin reisi Hacı İsmailoğlu rakiplerinin refahının kömürün keşfiyle birlikte artmasına öfkelenmiş ve Uzun Mehmet’in öldürülmesini emretmiştir” dediğini vurguluyor. “Karamahmutzadeler” ile ilgili arşiv kayıtlarında yaptığımız araştırma ve incelemelerde, bu aileye ilişkin bilgilerin 1890’lı yılların sonundan 1920’lere kadar olduğu görülmektedir. Hatta 1896 tarihli bir belgede, bu ailenin iki ferdi olan Karamahmutzade Mahmut ile Karamahmutzade Halil’in, kendilerine miras kalan bir maden ocağının davasının Mahkeme-i Şer'iyye'ye ait olduğunu, Ereğli Maden-i Hümayunu nazırının müdahale ederek, Fen Komisyonu'nda görülmesine çalıştığı iddiasıyla şikâyetçi olduğu yazmaktadır. Bu ailenin Çamlı’da, Armutçuk’ta, Alacaağzı’nda işlettikleri maden ocakları da bulunmaktadır. Bu yıllarda Ereğli’nin güçlü bu iki ailesinin karşı karşıya gelmeleri doğaldır. Ancak 1780-1840 arasını incelediğimizde, Karamahmutzadeler ile ilgili herhangi bir bilgi ve belgeye rastlamadığımızı açıkça söyleyebilirim. Kaldı ki bu yıllarda Ereğli’de Çubukçuoğlu Halil Ağa, Ali Molla, Hacı İsmail Ağa, Mustafa Ağa gibi etkili ayanların olduğu ve  bu ayanların içinde de arşivlerde en çok konu edinilenin de Ali Molla olduğu yadsınamaz bir gerçektir.



Sina Çıladır,10 Kasım 2015 tarihli Yeni Ufuk Gazetesi'ndeki  “Uzun Mehmet” başlıklı yazısında “Yıllardır büyük bir hırs, öfke ve bilgiçlikle (!) yineleyip duruyorlar: Uzun Mehmet’in Ereğli’de kömürü bulduğu ve bu uğurda Ereğli mütesellimi Hacı İsmailoğlu tarafından çıkar hırsıyla öldürtüldüğü hikayesi tümüyle palavradır. Uzun Mehmet, tarihe yerleştirilen bir hayaldir… Sonrasında “Uzun Mehmet’in hikayesini yazan Halkevi Komisyonu’nun tarihler konusunda çok özenli davranmadığı söylenebilir” demektedir. Burada Sina Çıladır’ın, Uzun Mehmet'in kömürü bulduğu kısmına herhangi bir itirazımız yoktur. Çünkü kömürü Uzun Mehmet'in bulduğu görüşü zaten Osmanlılardan gelen bir bilgidir. Ancak, Uzun Mehmet'in Hacı İsmailoğlutarafından öldürtüldüğü  kısmı ile “Uzun Mehmet öyküsünü yazan Halkevi” ifadesine  itirazımız bulunmaktadır.
 
AYAN  HACI İSMAİL AĞA 
Başbakanlık Osmanlı Arşiv kayıtlarında Uzun Mehmet’in adı hiçbir yerde geçmiyor. Osmanlı neden “kömür kâşifi” Uzun Mehmet’in katliyle ilgili bir evrak hazırlamadı acaba? Bunca evrakın bulunduğu arşivde Uzun Mehmet’e ödül  verildiği yolunda bir bilgi neden yok? Oysa Hacı İsmail Ağa ile ilgili birçok bilgi, belge mevcut ve önemli bir kişi olduğu da görülüyor. Ayrıca Osmanlı’da bir saray görevi olan Kapıcıbaşılık görevinde bulunduğu da yazıyor orada. Osmanlı’da önemli görevlerden biridir Kapıcıbaşılık. İkisi divan toplantısı günlerinde gümüşlü asaları ile divan kapısında durup hizmet görür, bayram tebriklerinde de tahtın karşısında bulunurlardı. Elçilerin arz odasında padişah tarafından kabulü sırasında kapıcıbaşılardan ikisi elçinin koltuğuna girip, onu huzura çıkarır, yer öptürürlerdi. Eyalet valilerine ve vezirlere gönderilen önemli fermanlar, gizli emirler, kapıcıbaşı vasıtasıyla bildirilirdi.  Özellikle eyalet valilerinin idam fermanları bunlardan biriyle gönderilir ve emir uygulanılırdı. Osmanlı’da önemli görevleri olan Kapıcıbaşıların içinden zamanla beylerbeyi ve vezir olanlar dahi oldu. Kapıcıbaşı Hacı İsmail Ağa belki de sarayda görevliyken Ereğli’ye geldi. Ege kıyılarında bulunan bir başka yerleşim yerinde de Hacı İsmail Ağa adında biri nazır olarak gözüküyor, ancak, çok emin olamadığım için burada belirtmek istemedim. Yalnız bu Hacı İsmail Ağa'nın Karadeniz Ereğli'de “elli zira bir kıta fırkateyn” yaptırdığı bilgisi arşivlerde bulunuyor. Bir de o kadar çok Hacı İsmail Ağa var ki, birbirleri ile karıştırmamak elde değil(!) Sonrasında isim benzerliği dikkate alınmadan yapılan bir hatanın onarılması çok da güç olacaktır.
Kapıcıbaşı İsmail Ağa’nın 1800’lü yıllarda Ereğli’de bir fırkateynin yapımında görevlendirildiği görülüyor. Bununla ilgili BOA kayıtlarında, 31 Ekim 1801 (Hicri 23/C/1216) tarihli bir belgede, Ereğli'de yapılmakdaki fırkateyn inşasına memur  Kapıcıbaşılardan Hacı İsmail Ağa'ya şimdiye kadar para verilmediğinden masarif için alelhesab yirmi bin kuruş verilmesi” deniliyor. Yine 20 Kasım 1801 (Hicri14/B/1216) tarihli bir başka arşiv belgesinde, “Ereğli'de Hacı İsmail Ağa tarafından yaptırılmakta olan fırkateyn için demir gönderilmesi” yazıyor16 Şubat 1802 (Hicri/13/L/1216) tarihli bir başka belgede, “Kapucubaşılardan Hacı İsmail Ağa'nın Ereğli'de yaptıracağı fırkateyn için Bolu tarafından satın alınacak üstüpünün (keten çöpü) bir an evvel mubayaası (alışveriş)” deniliyor. Arşiv kayıtlarından 1824 yılında  Mehmet Tevfik adında bir oğlunun doğduğunu   öğreniyoruz. Hicri 29/Z/1239 tarihli bu belgede, “Tevfik Paşa, 1239  Ereğli doğumlu, Kalyon-ı Hümayun Nazırı Hacı İsmail Ağa'nın oğlu” deniliyor. 4 Mayıs 1829 (Hicri 27/L/1244) tarihinde Ereğli'de yaptırmış olduğu bir fırkateynle ilgili Sadaretle yazışma yaptığı görülmektedir. Hacı İsmail Ağa bu yazışmada, “Benderkili sahasında inşa ettirdiği fırkateynin Tersane'ye göndereceğinden yolda muhafazası için top ile sairenin irsali hakkında Benderkili Muhtarı Hacı İsmail Ağa'dan Sadaret'e” denilerek tersaneye göndereceği bu fırkateyn için muhafaza istiyor. 25 Ağustos 1830 (Hicri 06/Ra/1246) tarihli başka bir belgede, “Benderekli Muhtarı Hacı İsmail Ağa marifetiyle inşa olunan sekiz kıta tabya (silâhlarla güçlendirilmiş istihkâm) ve şaranpo(?)  masarıfı ile sair masrafların Bolu ve Viranşehir sancaklarına taksimi hakkında emir verilmesi ricası” deniliyor. Aynı yıl içinde Ereğli Naibi İbrahim Rüştü'nün bir yazışmasından Hacı İsmail Ağa'nın vefat ettiğini öğreniyoruz. Bu yazışma 09 Nisan 1834 (Hicri 21/Za/1249) tarihli olup, “Benderkili Muhtarı İsmail Ağa vefat edip, yerine mahdumu Mustafa Ağa'nın tayini için ulema ve eşrafın huzuru şer'e müracaat ettikleri hakkında” deniliyor. Bu yazışmadan anladığımız kadarı ile Ereğli'nin ileri gelenleri, Hacı İsmail Ağa'nın yerine oğlu Mustafa'nın geçmesini talep ediyor. Aynı meyanda Serasker Paşa da, Sadaret ile bir yazışma yaparak Hacı İsmail Ağa'nın ihtiyar olup, görevinin zaten oğlu Mustafa Ağa tarafından görüldüğünü, babası vefat ettiğinde bu görevin ona verilmesi gerektiğini bildiriyor. 09 Mayıs 1834 (Hicri 29/Z/1249) tarihli bu belgede, Serasker Paşa da, “Benderkili muhtarı ve kalyon inşasına memur İsmail Ağa zaten ihtiyar olup, kaffe-i umuru oğlu Mustafa Ağa görmekte olduğundan, pederinin fevtinden makamının oğluna verilmesinin muvafık olacağı” düşüncesiyle olumlu görüş bildiriyor. Aynı tarihli bir başka belgede  de Hacı İsmail Ağa'nın yerine oğlu Mustafa Ağa'nın geçmesinin uygun görüldüğü belirtiliyor. Bununla ilgili yazışmada “Benderkili Muhtarı İsmail Ağa vefat edip, oğlu Mustafa Ağa her veçhile müstakim ve mutedil adam olduğundan, babasının yerine tayin olunması” deniliyor. Başbakanlık Osmanlı arşiv kayıtlarında Hacı İsmail Ağa yaşamını kaybettikten sonraki bazı yazışmalardan, sanki sağ olduğu gibi bir anlam çıkartılsa da Ereğli'den gönderilen yazılardan ve Sadaret makamının yazışmalarından, 1834 yılında yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır. Yine Ereğli’de yapılacak bir gemi için 28 Nisan 1835 (Hicri 29/Z/1250) tarihli bir belgede “Evkaf imaretleri için Ereğli ayanından Hacı İsmail Ağa marifetiyle Ereğli'de yapılacak Çekleva(?) ile ilgili ölçülerin kendisine teslim edildiği”nden söz ediliyor.
Tüm bu belgelerden yola çıkarsak İkinci Mahmut’un çok önem verdiği maden kömürünü bulan Uzun Mehmet’i bir şekilde Leblebici Hanında zehirleyerek öldürten Hacı İsmail Ağa’nın bu olaydan(!) sonra, hem yaşamını devam ettirmesi, hem hakkında cezai bir işlem yapılmaması, hem de Osmanlı için Ereğli’de yaptırılan gemilerin yapım işinde, kendisinden sonra da çocuklarının görevlendirilmesi mümkün mü?
Yine bu ailenin büyüklerinde Hacı İsmailoğlu Hakkı Bey Ereğli Bidayet Mahkemesi üyeliği yaptığı bilgisi ve belgeleri gerek arşivlerde, gerekse salnamelerde bulunmaktadır. Hacı İsmailoğlu Hakkı Bey ile ilgili arşivlerde 06 Ekim 1896 (Hicri 28/R/1314) tarihli Ereğli Bidayet Mahkemesi Azası Hacı İsmailoğlu Hakkı'nın tefevvühatından bahseden Osmanzade Abdülkadir imzasıyla Ereğli merkezinden çekilen telgrafnameyle keyfiyetin tahkik ve neticesinin inbası” (Kastamonu; 63595) şeklinde bir belge mevcut. Yine “Hacı İsmailoğlu Hakkı Bey'in tecavüzat-ı lisaniyesi yapılan tahkikat neticesinde sabit olduğu halde nüfuzunun tesiriyle henüz icabına bakılamadığından le mahkemesinin diğer bir vilayete nakli hususunda Osmanoğlu Abdülkadir imzasıyla Ereğli merkezinden gönderilen arzuhalin tahkiki. (Kastamonu)” denilen 26 Mayıs 1898 (Hicri 5/M/1316) tarihli belge kayıtlarda bulunuyor. Bugün Karadeniz Ereğli'nin şehir merkezinde Hacı İsmail Ağa'nın adının verildiği bir cami de bulunmaktadır. Adı “İsmail Ağa Camisi” olan bu camiyi bizzat Hacı İsmail Ağa'nın kendisi yaptırmıştır. Hemen yakınında bir başka Ereğli Ayanı olan Ali Mola adına da bir cami bulunmaktadır.
 
DEĞERLENDİRME
Uzun Mehmet’i herkesin sandığı gibi Halkevi, Zonguldak Sanayi ve Ticaret Odası ya da Ahmet Naim bulmadı. Bu bilgiler zaten Osmanlı dönemine kadar gidiyor. Zonguldak Halkevi ve diğerlerinin yaptıkları var olan bu bilgiye 1930’lu yılların başında bir takım süslemeler ve eklemeler (Hacı İsmail Ağa tarafından İstanbul’da Leblebici Hanı’nda zehirlenmesi gibi) yaparak tekrar gündeme taşımalarıdır. İşin özeti bu bence…
Ancak, bazı yazarlar (Necdet Sakaoğlu ve Mustafa Armağan gibi) bu konuyla ilgili yazdıkları yazılarda, dönemin (Cumhuriyet hükümetini) yöneticilerine de yerli yersiz bazı suçlayarak, Uzun Mehmet olayının tamamını uydurduklarını yazdılar. Aslında tüm bunlardan dönemin Cumhuriyet yönetiminin haberi bile yok… Necdet Sakaoğlu, “Devletçi ve  milliyetçi”  uydurmacılar; kömürü Uzun Mehmet adlı (Mehmetçik çağrışımı yapan) bir gence buldururlarken bu övünç verici olayla devletin havzaya el atışı arasında da tamı tamına yüz yıllık bir zaman aşımı koymayı yeğlemişlerdir” derken Uzun Mehmet’in kömürü bulma öyküsünü tamamen Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine indirgiyor. Sakaoğlu, “Dönemin Zonguldak Halkevi Tarih Komitesi uydurmuş olayı. O günün şartları öyle gerektirmiş” diyor ama bu konuda yanılıyor. Çünkü Uzun Mehmet'i Halkevi bulmadı. Hatta Uzun Mehmet’in kömürü bulma öyküsü Halkevlerinin gündemde dahi olmadığı bir dönemde, 1925 yılında, Meslek Gazetesi’nde de yayınlandı. Hatta 1903 yılında Osmanlılar döneminde yayınlanan Sabah Gazetesi'ne kadar bile gidilebilir.
Uzun Mehmet’in zehirlenmesi olayını pek inandırıcı bulmayan Tahsin Aygün Mübeccel Kıray gibi yazarlar da oldu. Tarihi gerçekleri de araştırmamak ve de suskun kalmak da olmaz. Zaten Sina Çıladır’da bu görüşümüzü 09 Haziran 2012 tarihinde yazdığı  “İki Tahir Bey” adlı yazısı ile teyit etmektedir. Bu yazısında: “Son olarak şunu söyleyeceğim: Belirli bir yaşa gelmiş, yani söyleyeceği çok şeyi ve zamanı kalmamış eli kalem tutan kişilerin, tarihe ve topluma karşı olan sorumluluklarını daha derinden duyumsamaları ve dile getirmeleri gerekir. Ben bu yazıda bunu yapmaya çalıştım diyerek pozitif bir yaklaşım gösterirken kendi babasının da söz konusu olduğu Uzun Mehmet ve kömürün bulunuş öyküsünde subjektif olmasını anlamak da mümkün değildir…
Yukarıda Sina Çıladır'a bir-iki konuda itirazımız var demiştim. Recep Çetin'e de itirazımız var... Kendisi son yıllarda Karadeniz Ereğli’de Uzun Mehmet konusunu sürekli gündemde tutarak, tartışma haline getirdi, Zonguldak'ta katıldığı bir programda da “Buraya Uzun Mehmet konusunda son noktayı koymaya geldim” gibi iddialı sözler de etti... Sorumluluk anlayışım gereği kendisine cevap vermeyi bir görev olarak görüyorum. Sayın Çetin, katılmış olduğu bu programda, “tarihi hata” denilebilecek hatalar yaptı, Uzun Mehmet’i savunayım derken bu konuda bazı kalemlerde olan şüpheyi de oldukça artırdı. Çetin’e göre 1830 yılında Uzun Mehmet’in oğulları sırasıyla, Mustafa 40 yaşında, Ahmet 35 yaşında, diğer oğlu  Halil ise 30 yaşındadır. Uzun Mehmet’in çocukları bu yaşlarda olduğu takdirde; sizce Uzun Mehmet kaç yaşında olabilir? Çevrenizde herhangi bir ilkokul üçüncü sınıf öğrencisine bu soruyu sorduğunuzda cevabı rahatlıkla alabilirsiniz… Matematikçi olmanıza dahi gerek yoktur..!  Çetin, bu programda yaptığı hatayı sonrasında,  Karadeniz Ereğli Belediyesinin kasım ayında çıkardığı Bülten’de yayımladığı “Ereğlili Kaşif: Uzun Mehmet” başlıklı yazıda ve  “Uzun Mehmet” adlı kitapta da tekrarlıyor.
Çetin’in yaptığı  ikinci hata ise; Hacı İsmail Ağa ile ilgili olan kısımdır. Kendisine göre  Hacı İsmail Ağa Kestaneci köyünden, hatta Uzun Mehmet ile aynı köyün insanları, komşudurlar. Hacı İsmail Ağa ve ailesi ile ilgili olarak yukarıda sunduğum oldukça detaylı ve aydınlatıcı bilgiler incelendiğinde, ailesinin Kestaneci köyünden olmadığı görülecektir. Sanıyorum yazar “İsmail”leri karıştırdı… Çetin’e göre; Kestaneci köyünde 1830 yılında toplam olarak on altı hane bulunmaktadır. Bu hanelerden dördünün lakabı “İsmailoğlu” dur. Oysa bu hanelerin hiç birinde Hacı İsmail Ağa’nın çocuklarından ne Mehmet Tevfik Paşa var, ne de Mustafa Ağa var. Her ne kadar birkaç"Mustafa" olsa da, babalarının adı İsmail değil. 1844 yılı temettuat defterlerinden de örnekler veren Recep Çetin, bu ailelerin lakabını, Uzun Mehmet’i zehirleten aile “Hacı İsmailoğlu” olarak belirtiyor. Burada da Hacı İsmail Ağa'nın çocukları Mehmet Tevfik Paşa ile Mustafa Ağa bulunmuyor. Oysa 1830’un “İsmailoğlu” ile 1844 yılının “Hacıİsmailoğlu” aileleri aynı ailelerdir. Bunla ilgili bir bilgi daha vermek istiyorum.1844 yılı defterlerine göre, beş-on dönüm toprakları olan, bir-iki baş öküzü olan, bir-iki sağmal ineği, bir adet arı kovanı  olan ziraat işiyle uğraşan ailelerdir. Her ikisi de aynı aileler olan 1830'un “İsmailoğlu” aileleri ile 1844'ün  “Hacı İsmailoğlu” ailelerinin devamı olan aileler halen büyük ihtimalle Kestaneci'de yaşıyorlar. Yazar burada bana göre bu aileleri de zan altında bırakıyor.
Çalışmamızın bu safhasında, sizlere bugün hayatta olmayan, Karadeniz Ereğli'de 1886 yılında doğmuş, çocukluğu yine bu topraklarda geçmiş, Karadeniz Ereğli’nin ilk eczacısı ve Memleket Eczanesinin kurucusu olan Ecz. Sabit Nihat Duran’dan da bahsetmek istiyorum. Sizler, bu kadirşinas insanın, bir yandan Ereğli’ye sağlık hizmeti verirken bir yandan da 1940’lı yıllarda “Ereğli’nin Yakın Tarihi”  adlı bir çalışma yaptığını biliyor muydunuz?... Kendisinin Hacı İsmail Ağa ile ilgili vermiş olduğu bilgilerin, yapmış olduğum araştırma ve incelemelerde elde ettiğim bulgularla, kısmen de olsa uyuştuğunu gördüm. Ama şu sözleri benim için de, konuyla ilgili düşünen ve yazanlar için de çok daha önemli olduğu kanısındayım. İsmail Ağa hakkında birçok rivayet vardır, bunların kaynaklarını tetkik ettim, dedesinden veya büyük anasından işitilmiş ve bugüne kadar yaşatılmış sözler olduğu ve ne dereceye kadar doğru olduğunu bilmediğim gibi, her ne de olsa, gönül bu sözlerin ölerek, yok olmasına razı olmadığından tespitine çalıştım” demektedir. Sabit Nihat Bey'in bu sözü, tarihin rivayetlerle değil, belgelerle yazılması gerektiğine güzel bir örnektir. Bunun dışında yine aynı çalışmasında Ahmet Naim'in “Uzun Mehmet’ten Bugüne Kadar Zonguldak Havzası” adlı kitabından Uzun Mehmet'in kömürü bulma öyküsünü alıntı olarak verip, sonrasında, “Halk arasındaki rivayette aşağı yukarı bundan ibarettir” diyerek bir değerlendirme yapıyor. 1886 doğumlu olup, yaşamını tamamen Karadeniz Ereğli’de geçiren Sabit Nihat Duran'ın bu değerlendirmesini dikkate almak gerekir. Kendisi bu yörenin çocuğu olmakla beraber, almış olduğu eğitim de; yapmış olduğu değerlendirmelerin ciddiye alınması için kâfidir. Kaldı ki Uzun Mehmet'i yazanların da hiçbirinin de Karadeniz Ereğlili olmadığını ayrıca belirtmek isterim. Büyük Atatürk’ün  de şu sözünü aklımızdan çıkarmayalım yeter“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”(1931)
 
            SONUÇ
Burada amacım; ne ayanları, mütesellimleri, derebeyleri, ne de  feodal düzenin çıkarcı ve zorba yüzünü savunmak değildir. Tarihi ilgilendiren bir konuda, olayları ve kişileri o döneme göre değerlendirmek ve  belgelerinin de ortaya konulmasını talep etmektir. 1930'ların ilk yarısında ortaya çıkan Uzun Mehmet'i Hacı İsmail Ağa zehirlettiği iddialarının belgelerle ortaya konulmasını istemektir. Oysa Hacı İsmail Ağa’nın Uzun Mehmet’i zehirlettiği iddiasının Osmanlı arşivlerinde, Kastamonu Vilayet Salnameleri'nde, 1903’ün Sabah Gazetesi’nde, 1916 Müstakil Bolu Sancağı Salnamesi'nde, Abdullah Cemal’in 1922 yılında kaleme aldığı Zonguldak Sancağı adlı çalışmasında, 1925 yılında çıkan Meslek Gazetesi’ndeki Muhittin Birgen’in çalışmasında bulunmadığını yukarıda belirttim. Bana sorarsanız, ortaya kabul edilebilir hiçbir belge koymadan bunu yazanlar tarihe, adı geçen kişilerin ailesine ve topluma karşı ağır bir sorumluluk altına girmiştir. Başta Ahmet Naim ve Uzun Mehmet’in Hacı İsmail Ağa tarafından Leblebici Hanı’nda zehirlendiğini yazan tüm yazarların böyle bir haklarının olmadığını düşünüyorum.  Bunu ilk kez Zonguldak Ticaret Odası, Halkevi ve Ahmet Naim yazdı, ondan sonra da yazan yazana… Oysa Hacı İsmail Ağa’nın adamlarının Leblebici Han’ına kadar gitmesine, o kadar yolu yürümelerine ne gerek vardı, bu işi o zamanlar bomboş olan Gülüç’te yada Göktepe Altı’nda, ya da biraz daha ileride Alaplı’da daha rahat yapabilirlerdi. Öyle değil mi?
Son olarak kendi adıma söylüyorum. Ne Cumhuriyet’in önemli kurumlarından biri olduğunu düşündüğüm Halkevi’ne, ne de havzaya edebi katkılarını şükranla andığım Ahmet Naim'e karşıyım. Uzun Mehmet’e “Palavradır, masa başında oluşturulan bir kahramandır, hayalidir” falan da diyemem. Ancak hiçbir yerde Hacı İsmail Ağa'nın, Uzun Mehmet’i zehirlettiğine dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu nedenle Hacı İsmail Ağa kısmına tamamen palavradır diyebilirim.
 
KAYNAKÇA
 Kitaplar
1-Önal Güray, Osmanlı Devri Kastamonu Vilayeti Salnamelerinde Bolu Sancağı, Birinci Cilt, Bolu Belediyesi, Bolu Araştırmaları Merkezi, 2011
 2-Müstakil  Bolu Sancağı Salnamesi Bolu Belediyesi, Bolu Araştırmaları Merkezi,
 3-“Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası(1933),” Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası,Sanayiinefise Matbaası, İstanbul
4-Naim,Ahmet(1934),“Zonguldak Havzası, Uzun Mehmet’ten Günümüze” ,Hüsnütabiat Matbaası, İstanbul
 5-İmer,Hüseyin Fehmi(1944), "Ereğli Maden Kömürleri Havzası,"
6-Özeken, Ahmet Ali(1944),“Ereğli Kömür Havzası Tarihi Üzerine Bir Deneme, 1840-1940”, İstanbul.
7- Karauğuz Tahir(1959),”Uzun Mehmed’den Günümüze Kadar Türkiye’de Kömür-I”, Karaelmas Basımevi Zonguldak
8-Aygün,Tahsin(1960),“Karadeniz Ereğli Tarihi”,s.40-41,Ayyıldız Matbaası, ,Ankara
9-Kıray,Mübeccel(1964),”Ereğli Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası”, DPT, 1964, Ankara
10-Çıladır, Sina (1970) Zonguldak Havzasında Emperyalizm, 1848-1940, Ankara.
             — (1977) Zonguldak havzasında İşçi Hareketlerinin Tarihi, 1848-1940, Ankara,
              —Zonguldak Havzasının Tarihi Gelişimi, GMİS Yayınları
11-Çatma, Erol (1998), “Asker işçiler”, Ceylan Yayınları, İstanbul.
12-Savaşkan, Bahri,(1993) “Zonguldak Maden Kömürü Havzası Tarihçesi(1829-1989)”,Zonguldak.
13-Zaman Ekrem Murat(2004),“Zonguldak Kömür Havzasının İki Yüzyılı”,TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Ankara
14-Quataert Donalt(2009),”Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet, Zonguldak Kömür Havzası (1822-1920)” Boğaziçi Üniversitesi Yayını, İstanbul
15-Duran,Sabit Nihat(1945), "Ereğli'nin Yakın Tarihi"adlı basılmamış çalışma
 
Gazete-Dergi ve Makaleler
1-Sabah Gazetesi(1903),
2-Meslek Gazetesi (1925),Muhittin Birgen, Ereğli   Kömür   Havzası,   Kömür   Havzası Hakkında  Umumi  Malumat”, Meslek
3-Akşam Gazetesi(1932),“Kömürü bulan Uzun Mehmet’in ailesine yardım yapılacak”20 Temmuz 1932, Akşam Gazetesinin haberi
4-Yeni Ufuk Gazetesi, Çıladır, Sina, “İki Tahir Bey”( 09/06/2012), Kdz. Ereğli
                       — “Gericiler Uzun Mehmet’e niye Saldırıyorlar”(16.11.2014) , Ereğli, Kdz. Ereğli,
                       — “Uzun Mehmet”,(10 Kasım 2015), Kdz. Ereğli
5-Tarih ve Toplum Dergisi(1984), Sakaoğlu Necdet ,“Tarihe yerleşen Hayal: Uzun Mehmet”, İletişim Yayınları, İstanbul
                  — “Bir Resmi Tarih Yalanı, Uzun Mehmet’in Taşkömürünü Bulması” (12.11.1989), Nokta Dergisi
6-Kanış Durmuş(1997)“Zonguldak Kömür Havzası Tarihi, Bitirme Tezi, Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
7- Tak İsa(2001),Osmanlı Döneminde Ereğli Madenleri, Basılmamış doktora tezi, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Erzurum
8-Toplumsal Tarih Aylık Tarih ve Kültür Dergisi(2005),Donalt Quataert, ”Masallar, Öyküler, Gerçekler Zonguldak Kömür Ocakları”
 
Başbakanlık Osmanlı Arşiv Kataloğu:
1-BOA,Dosya no:80,gömlek no:19,Fon Kodu: MVL
2-BOA,Dosya no:2,gömlek no:3,Fon Kodu: A.}MKT.NZD
3-BOA,Dosya No :198 Gömlek No :9272 Fon Kodu :C..BH..
4-BOA,Dosya No :141 Gömlek No :6805 Fon Kodu :C..BH..
5-BOA,Dosya No :52 Gömlek No :2470 Fon Kodu :C..BH..
6-BOA,Dosya No :1590 Gömlek No :58 Fon Kodu :HAT
7-BOA,DosyaNo :83 Gömlek No :87 Fon Kodu :A.}DVN..,
8-BOA,Dosya No :71, Gömlek No :93 Fon Kodu :A.}MKT.DV..
9-BOA,Dosya No :848, Gömlek No :63595, Fon Kodu :BEO
10-BOA,Dosya No :1129, Gömlek No :84666, Fon Kodu :BEO
11-BOA, Dosya No :1 Gömlek No :214 Fon Kodu :DH.SAİDd...
12-BOA,Dosya No :579 Gömlek No :28363 Fon Kodu :HAT
13-BOA,No :512 Gömlek No :21351 Fon Kodu :C..AS..
14-BOA,Dosya No :693 Gömlek No :33450 Fon Kodu :HAT
15-BOA,Dosya No :693 Gömlek No :33450 Fon Kodu :HAT
16-BOA,Dosya No :205 Gömlek No :9594 Fon Kodu : C..BH.. 
 
            İnternet Kaynakları:
 1-Gürdal Özçakır, Ereğli Maden Müdürü Hüseyin Fehmi İmer, 
2-Doğu Karaoğuz,”Safranbolu Mehmet Tahir” 
 3-Gürdal Özçakır, “Madenci Edebiyatında simge isim Ahmet Naim, 
4-Mustafa Armağan, Uzun Mehmet Efsanesi, 
5-Nurşen Gürboğa, Kömür Hazasında Amele Köyleri Projesi,
6-https://tr.wikipedia.org/wiki/Suphi_Konak(20 Mart 1922, Karadeniz Ereğli, Zonguldak-16 Kasım 1964), Türk siyasetçi.  Karadeniz Ereğli Belediye Başkanliğı, XII. (I.) Dönem (25 Ekim 1961 - 10 Ekim 1965)] milletvekilliği yapmıştır.
7-Ereğli Belediye sayfasında eski belediye başkanlarının tanıtımı yapılırken 1911-1916 arasında Hacı İsmailoğlu Hakkı Bey’in  belediye başkanlığı yaptığı belirtilmektedir.  
8-Duran,Sadun(2009), "Memleket Eczanesi ve Eczacı Sabit Nihat Duran",http://.blogspot.com.tr/2009/11/memleket-eczanesi-ve-eczaci-sabit-nihat.html   
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
ALİ AKSOY 4 yıl önce

yazıdan anladığımız kadarıyla yazar uzun mehmetin varlığını kabul ediyor ama onu öldürdüğü belirtilen hacı ismailin durumu için net olarak palavra ifadesini kullanmış.peki o zaman varlığını kabul ettiğiniz kömür kaşifi mehmeti kim öldürdü.bir de bunu yazsanız.

Misafir Avatar
kurucaşileli 4 yıl önce

sayın yasa'nın daha önce uzun mehmet efsanedir dediğini duymuştuk

Misafir Avatar
NİHAT YASA 4 yıl önce @kurucaşileli

Yaptığınız yorumda “sayın Yasa’nın daha önce uzun mehmet efsanedir dediğini duymuştuk” diyorsunuz. Kurucaşileli olmadığınız kesin de, niye “Kurucaşileli” rumuzunu kullanıyorsun ki... Benim Kurucaşileli olmam nedeniyle bu rumuzu kullanarak yorumda bulunmuşsunuz. Size yorum konusunda da herhangi bir serzenişte falan da bulunmuyorum. Keşke; “Kurucaşileli” rumuzunu kullanmasaydınız. Şunu da ifade edeyim, adınızı da açıkça yazmayabilir, “Wikipediacı (!)” rumuzu ile de yazıp yorumda bulunabilirdiniz. Eğer bu çalışmamızda, ne dediğimi detaylı bir şekilde irdeleyerek ve de anlayarak okuyabilseydiniz, Uzun Mehmet konusunda ne dediğimi de gayet iyi anlayabilirdiniz.Yoksa okuduğunuzu anlayamıyor musunuz.

-Beğenmedim(0)
Misafir Avatar
NİHAT YASA 4 yıl önce @kurucaşileli

“KURUCAŞİLELİ” RUMUZUNUNA YANITIM…
Yaptığınız yorumda “sayın Yasa’nın daha önce uzun mehmet efsanedir dediğini duymuştuk” diyorsunuz. Kurucaşileli olmadığınız kesin de, niye “Kurucaşileli” rumuzunu kullanıyorsun ki... Benim Kurucaşileli olmam nedeniyle bu rumuzu kullanarak yorumda bulunmuşsunuz. Size yorum konusunda da herhangi bir serzenişte falan da bulunmuyorum. Keşke; “Kurucaşileli” rumuzunu kullanmasaydınız. Şunu da ifade edeyim, adınızı da açıkça yazmayabilir, “Wikipediacı (!)” rumuzu ile de yazıp yorumda bulunabilirdiniz. Eğer bu çalışmamızda, ne dediğimi detaylı bir şekilde irdeleyerek ve de anlayarak okuyabilseydiniz, Uzun Mehmet konusunda ne dediğimi de gayet iyi anlayabilirdiniz.Yoksa okuduğunuzu anlayamıyor musunuz.

-Beğenmedim(0)

banner228