Yağmur yorgunu bir Zonguldak akşamında dostlarla birlikteydik yine.
Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı’nın
“Kent Söyleşileri” dizisinin bu ayki konukları,
Hikmet ve
Kemal Kuşhan’dı. İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk, yoksulluk ve dehşet dolu günlerinde başlayan hayatların izinde uzun bir yolculuğa çıktık o akşam... Sonradan evlerinin olduğu semte adını verecek olan Arnavut göçmeni bir ailenin delifişek delikanlısı ile soyadı
“Zongul” olan Konyalı bir ailenin kendisi gibi düşleri de güzel kızlarının Zonguldak’ta birleşen yaşam öykülerinin içinden geçtik hep birlikte... Anlatılanları dinlerken, kimi zaman coşkulanıp, kimi zaman hüzünlendik. Kimi zamansa, siyah-beyaz fotoğraflarda silik yüzlerini bırakarak yitip giden dostların incecik sızısı doldu içimize... Hangi duyguyla boğuşursak boğuşalım her anı dopdolu, her anı emekle, çalışmakla, meşakkatle, sevgiyle, aşkla geçen boşa harcanmamış bir hayata duyduğumuz hayranlık hep eşlik etti bize... Dünya güzeli iki insanın pırıl pırıl hayatlarından yansıyan ışık gözlerimizi kamaştırdı...
Bir parça tanıyan herkesin, “Bu dünyada iyi ki böyle bir insan var” dediği Kemal Kuşhan, hayatı her yönüyle doyasıya yaşamayı bilen bir gönül ehli olması kadar, kendini her şeye karşı sorumlu hisseden bir yurttaş olarak adanmış bir hayatı yaşamış, gittiği her yerde... Durup dinlenmeden düşler peşinde koşmuş, bu zamana kadar... Hayranlıkla dinledik ki, hayata başka pencereden bakma, sıranın dışına çıkarak başka türlü yaşama çabası çocuk yaşlarda ayırt edici özelliği olmuş onun. Mehmet Çelikel Lisesi’ndeki öğrenim yılları da, çamurlu sahalarda top peşinde koşturduğu futbol yılları da anlatmakla bitmeyecek öyküler, güzelliklerle dolu bu yüzden. Yaptığı her işi hep bilinçle, sevgiyle ille de güzelliklerle yapmaya çalıştığı için de silinmeyecek izler bırakmış geçtiği her yerde... Yalnızca ülkenin değil, anakaranın dört bir yanında kalıcı dostlar edinmiş...
SOSYALİZMİN UZUN KOŞUCUSU…
Onu farklı kılan küçük yaşlarda içini saran okuma hevesi olmuş galiba... Bu sayede, bir karasevda olarak gönlünde büyük bir yer tutan sosyalizm düşü, genç yaşlarında çepeçevre sarmalamış onu... Ülkede bu düşü görünür kılan 1965 TİP’ini dişi, tırnağı ile var etmeye çalışan Hüsamettin Güven, Yavuz Ünal, Ahmet Hamdi Dinler, Sabri Eryılmaz, Yıldırım Eryılmaz, Ruşen Yaraş gibi sosyalist öncüllerle aynı meşakkati, coşkuyu paylaşmış, uzun yıllar birlikte düş biriktirmiş onlarla... Sömürücüye Yumruk gazetesi zamanları, 2’nci TİP’li ve Behice Boran’lı yıllar, Maden-İş örgütlenmesi çabaları ve sonrasındaki tüm zamanlarda da bu düşün peşinden koşmuş hep... Kuşağının pek çok değerli insanı gibi sosyalizmin soluğu hiç kesilmeyen uzun koşucusu olarak da bugüne ulaşmış...
Konya’da bir banka memuru olarak çalışmakta olan Hikmet Abla ise, inci gibi el yazısıyla kendine gelen mektupların peşi sıra sevi dolu yolculuklara çıkmış... Tarih tecelli etmiş belki de, “Songül”ken, “Bu soyadından çok var. Bir kenti de çağrıştırır hem de” denilerek “Zongul”a çevrilen Konyalı ailenin kızı, Türkçenin çizdiği kaderin peşinde Zonguldak’ta bulmuş kendini... Aynı bankanın Zonguldak şubesinde işe başlamış. Davetiyesini ünlü ressam Orhan Taylan’ın serigrafi yöntemiyle yaptığı sade bir nikâhla da evlenmiş peşinden geldiği Kemal Abi ile... Birlikte oluşturdukları küçük ev, sabahlara kadar sosyalizm tartışmalarının yapıldığı bilgeliklerin mekânı da olmuş aynı zamanda... Türkiye İşçi Partisi’nin iletişim bürosu gibi çalışan evde; dostları, kitapları ve hiç bitmeyen düşleriyle yaşamışlar bir süre... Bir yandan polis takibi, bir yandan örgütsel zorunluluklar rahat bırakmamış yakalarını. Zonguldak’taki işlerinden ayrılıp önce Ereğli, sonra İstanbul derken Kiev’e, Alma Ata’ya kadar uzanan uzun yolculuklara çıkmışlar ekmek paralarının peşi sıra... Kaderlerine uzun ayrılıklar düşmüş çoğu zaman... “Beni düşünme diyorsun, burada başka ne düşünebilirim ki?” cümlesi ile başlayan mektuplarla gidermeye çalıştıkları hasretleri, Karaelmas Mahallesi’nin Arnavut durağında, artık bir müze gibi duran baba evinde son bulmuş...
ADANMIŞ BİR HAYAT ONLARIN Kİ…
Hiç abartmadan söylüyorum ki, “adanmış bir yaşam” onlarınki... Yalnızca sosyalizm kavgasına, eşitlik, barış, toplumsal adalet davasına mı? Kesinlikle hayır. Anlatması zor ama tanıyan herkes biliyor ki, aynı zamanda, olabilecek tüm insani hasletleri, güzellikleri üzerlerinde taşıyan bir deli yürek onlar... Mahallelerinin tüm yoksul çocukları da onların yüreğine zimmetli bu yüzden; kedisi, köpeği, kurdu, kuşu, börtü böceği de... Zonguldak’ın en şanslı hayvanları, onların her türlü takdirin üstündeki çabaları ile Karaelmas’ta yaşıyor şimdilerde. İnsanı “eşrefi mahlukat”tan sayıp, diğer canlıları yok sayan türcü anlayışlara karşı çıkan başta ben ve benim gibi pek çok insanın hayal bile edemediği şeyleri gerçekleştirmek ne kelime hayatlarının başat ilkeleri haline getirdi onlar. Lafzını etmekle kalmadılar yalnızca, dünyayı başka canlılarla son lokmalarına, son soluklarına kadar paylaşmanın güzelliğini sundular... Bu yönleriyle yanakları değil yalnızca; elleri, yürekleri öpülesi bir güzellik, kalenderlik, gönül erliği örneği sergilediler bizlere...
Dünyanın en güzel iki insanı Hikmet ve Kemal Kuşhan, varlıklarıyla hep insan olduğumuzu duyumsatıyor bize. Sevgi dolu yürekleriyle daha çok insan kılıyor. Birlikte binlerce yıl yaşasınlar...
Sağlık ve esenlikle elbette...