Hükümet gelir açığını kapatmak için vergilerin tam olarak toplanmasında kararlı.
Bu nedenle de maliye bir seri önlemler üstünde çalışıyor.
Bunların bir tanesi de GMSİ.
Yani Gayrimenkul Sermaye İradı...
Yani kira gelirleriniz…
Bildiğiniz gibi Zonguldak’ta çok sayıda gelir mükellefinin kira geliri de var ve bunlar bırakın geneldesini, neredeyse tamamında düşük beyan ediliyor.
Maliyenin de bu nedenle vergi kaybı söz konusu oluyor.
İşte bu nedenle Maliye Bakanlığı’nda bugünlerde hummalı bir çalışma var. Kira beyannamelerinin verileceği Mart ayına kısa bir süre kala, Maliye kira geliri olduğunu çapraz sorgularla tespit ettiği 751 bin kişi adına beyanname doldurdu. Bu beyannameler mükelleflere gönderilecek ve “Ya bunu imzala gönder ya da itiraz et. Nihayetinde beyanın esastır. Ancak şüphelenirsem ve incelemeye gelip bir açık görürsem, geriye dönük 5 yıllık kira gelirinin vergisini gecikme faizi ve cezası ile birlikte alırım bilesin” denecek.
Yani şu,
Maliye sizin adınıza vergi salacak.
Ödediniz ödediniz…
İtiraz ederseniz, eğer Maliye kafasına takarsa sizi 5 yıllık geri götürüp incelemeye alacak ve açığınız varsa, bunu 5 yıllık faiziyle birlikte tahsil edecek.
Olay bu…
Zonguldak’ta da olay bu, burada GMSİ geliri olanların bunları tam beyan etmedikleri biliniyor.
Maliye bindirirse eğer,
Gayrimenkul Sermaye İradı Vergisi’nden elde ettiği gelirle de rekor kırar!..
****
GÜÇLE DEVLET… GERÇEK LİDER
Arkadaşımız Nevin Kılıç gönderdi, bu bir devri anlatan anı yazısını bize ve kendisine teşekkür ederek yayınlıyoruz:
İnönü, Rusya seyahati dönüşü, Bulgaristan elçiliğimizde mahsur kaldı.
Bulgar çeteciler, İnönü'yü öldürmek için elçiliğimizi kuşatmışlardı. Bulgaristan'a ihtar verildi, ama hükümeti umursamadı. Ankara’daki bazı kafalar çareler düşündüler. İşin içinden çıkamadılar.
Atatürk'e sordular. O, "Sizler ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. "Bulgaristan’a ekonomik baskı uygulayalım" dediler. Atatürk, güldü, "Telefonu verin bana" dedi. Donanmaya emir verdi.
Ertesi sabah, Yavuz Zırhlısı, İzmit’ten Varna’ya gitti. Limanda havaya yüz bir pare top atışı yaptı.
Topların gürültüsünden evlerin camları kırıldı... Gemi amirali, Bulgar yetkililere,
"İsmet Paşa’yı almaya geldim" dedi... Bulgar hükümeti, İsmet Paşa’yı Sofya'dan Varna'ya zırhlı bir trenle derhal getirdi. Oradan da bando ve merasimle Yavuz’a uğurladı. Amiralimiz, kırılan camların parasını ödedi. İsmet Paşa'yı yurda getirdi.
İşte “Güçlü Ordu”, “Güçlü Devlet”, “Gerçek Lider” bu demek...
****
GÜNÜN SAPTAMASI
Batı burjuvazisi, “Rönesans”tan gelmektedir. Resim nedir, müzik nedir, şiir nedir bilir…
Bizim burjuva takımı ise, genelde, arsa simsarlığı ve koyun kaçakçılığından geldikleri için, burjuvanın savunmasında dahi, bir burjuva cakasıyla değil, adeta bir çöl bedevisi çirkinliğiyle ortaya çıkmaktadırlar!..
Sedat ÖZTEK
****
AŞK VE RAKI
* İkisinin de etkisindeyken salak salak sırıtılır…
* Aşıkken her alkol alınabilir, alkollüyken herkese aşık olunabilir.
* İkisine de tövbe edersin, ilk karşılaşmada her şeyi unutur, baştan başlarsın...
* İkisinin de azı yoktur, ya heptir, ya hiç...
* İkisi de seni etkisi altına aldı mı, insanlıktan çıkarır, maymun etmeden yakanı bırakmaz...
* İkisinin de sonrasında, “çivi çiviyi söker” misali tedavi amaçlı eylemler yapılır. Rakı sonrası baş ağrısı için sabah kalkınca, bir duble daha içilir, aşık olunan kişiyi unutmak için (nedense) ona çok benzeyen birine gönül kaptırılır vs. bir işe yaramaz, ama olsun.
* İkisi de meyhanecileri zengin eder.
* İkisinden sonrada "bana ne oldu?" gibi soru cümlesi belirebilir kafanızda.
* İkisinde de nerede duracağını kestiremezsin, mutlaka cılkı çıkar, sonu hüsranla biter...
* Alttaki iki cümle de yaptıklarından utandığın zaman sığındığın en geçerli bahanelerdir:
“Çok sarhoştum hatırlamıyorum.”
“Ben aşkımdan ne yaptığımı biliyor muyum be!”
* İkisinin de etkisi geçtiğinde "ne halt yedim ben?" der insan genelde...
* İkisi de müziğe bağlar adamı...
* İkisi de etkisi geçtikten sonra ağızda acı tatlar bırakır.
****
İŞSİZLİK BAŞA BELA…
Aylardır iş bulamayan delikanlı, artık önüne gelen her yere müracaat etmeye başlamıştı.
Hayvanat bahçesinin önünden geçerken durdu ve ''Neden olmasın'' deyip, oraya da müracaat etti.
Olacak ya; bahçenin gözdesi goril, önceki gece ölmüştü ve bunu müşterilerden bu günlük gizlemeyi başarmışlardı.
''Yeni gorilimiz gelene kadar, onun postunu giyip goril taklidi yapabilir misin?'' diye sordular.
Delikanlı, önce “şaka herhalde” diye düşündü, ama hayır, adamlar gerçekten ümitsiz görünüyorlardı.
''Parada anlaşırsak yaparım'' dedi. Anlaşmaları uzun sürmedi.
Ertesi sabah geldi, hazırlanmış postu giydi, gorilin kafesine girdi ve o güne kadar seyrettiği belgesellerden aklında kaldığı kadarıyla goril gibi davranmaya başladı:
Ara sıra homurdanıyor, göğsünü yumrukluyor, dört ayak üzerinde yürüyor, bir dala sıçrıyor, sallanıyor, seyircilerin attığı meyveleri yiyordu.
Birkaç gün sonra işine öyle adapte olmuştu ki, daha yüksek dallara bile tırmanıyor, daldan dala atlayabiliyordu.
Ama son atladığı dalı tutamadı, kafesini yan kafesten ayıran fensin üzerine düştü, yıpranmış fens teli yırtıldı ve kendini yan kafesin içinde buldu.
Bu aslanın kafesiydi.
Delikanlı yutkundu, dualar etti. “İmdat!' diye bağırdı, ama kendi sesini kendi bile duymadı. Korkudan sesi kısılmıştı.
Tekrar bağırdı. Eh! Hiç olmazsa kendi duymuştu.
Önce neler olduğunu anlayamayan aslan yavaşça yattığı yerden kalktı, delikanlıya doğru ağır adımlarla yaklaştı.
Seyirciler çığlık çığlığa idi. Bir çocuk sanki goril anlayacakmış gibi, “Tırman, fense tırman” diye bağırdı.
Ama korkudan gorilin sadece sesi kısılmamış, eli kolu da felç olmuştu.
Aslan affetmedi, geldi, önce pençesini gorilin göğsüne dayadı, sonra başını başına yaklaştırdı ve fısıldadı:
''Kapa çeneni aptal! Beni de işimden edeceksin…”