Adliye koridorlarından fırsat bulup gazetecilik yapalım deyip, sabahın köründe düştük yollara…
Bizim Barış, Kozlu’da dev dalgaları çekerken beni de konu mankeni yapınca, az kalsın Hakkın rahmetine kavuşacaktık. Barış’ın deklanşöre basarken “Ağabey kaaaaç” diye bağırmasıyla birlikte dalganın soğukluğunu ensemde hissetmem bir oldu. Yarı belime kadar Karadeniz’in buz gibi dalgaları içinde kalırken “kaaaç” komutunu geç veren Barış’a bildiğim bütün duaları okumayı ihmal etmedim:)) Gerçi dalgalardan Barış da nasibini aldı ya…
Sabahın erken saatlerinde aldığım “soğuk duş” sinirlerimi bir hayli bozmuş olacak ki, Kozlu’dan gazeteye gelene kadar güldük halimize…
Gazeteye geldiğimizde ise kaloriferin dibine kamp kurduk.
Neyse ki fotoğrafın bugünkü HaberTürk Gazetesi’nde çıkacağını öğrenince ıslandığımıza değdiğini düşünüp teselli olduk!
Biraz sonra içeri giren Şef(Cevdet Akgün) elindeki Basın İlan Kurumu’na gönderilen şikayet dilekçelerini gösterip “Şunlara cevap yazalım” demez mi? Son zamanlarda Basın İlan Kurumu ve Basın Savcısı’na sözlü ve yazılı ifade vermekten “imanımız gevredi” desem yeridir.
Avukatlık haddimize değil ama avukat katibi kadar olduk.
Aylardır aynı terane…
Demir ailesinin “Türkçe katili” Avukatı Hikmet Yücel, üşenmemiş aşk mektubu yazar gibi sayfalarca şikayet dilekçesi yazmış… Okurken ben bayıldım, adam yazarken hiç mi sıkılmaz birader!
Basmakalıp ifadelerden oluşan şikayet dilekçesini Hikmet Yücel’in mezun olduğu Hukuk Fakültesi’ndeki hocaları görse eminim diplomasını geri isterlerdi.
Ne gariptir ki, tam da o sırada müjdeli haberlerine hasret kaldığımız postacı, daha önce saçma sapan nedenlerle hakkımızda şikayetçi oldukları 4 ayrı dosyadan “Kovuşturmaya gerek yoktur” kararını getirdi.
Demir ailesinin yargı ve Basın İlan Kurumu üzerinden Halkın Sesi’ni sindirme ve baskı kurma politikası daha ne kadar devam eder bilmiyorum…
Arada iyi niyetli telkin ve uyarılarda bulunan dostlarımıza da teşekkür ediyorum.
Kalemşörlerine istediklerini yazdırsınlar…
Telaşa mahal yok!
Bakın dün bir fırtına her yeri dümdüz etti…
Yani kimse öyle abartıldığı kadar büyük değil!
***
Haa bir de yazdığımız her şeyin altında bir şey arayanlar yok mu?
Bazen ne yapacağımızı, gelişmeler karşısında nasıl bir tavır takınacağımızı şaşırıyoruz…
Meraklı takipçilerimiz madem sormuşlar cevaplayalım:
Bir okurumuz; “Neden son dönemde Kilimli Belediyesi’yle ilgili haber yapmıyorsunuz?” gibilerinden nükteli bir gönderme yapmış. Efendim bir nedeni yok. Her ne kadar Kilimli Belediye Başkanı Seçkin Özdemir beyefendi Amerika’dan yeni dönmüş de olsa, demek ki ihmal etmişiz… Tez zamanda yazılması gereken bir şey var ise yazacağımıza da şüpheniz olmasın. Ama aksiyon olsun diye haber yapacak halimiz de yok. Lütfen kalbinizden fesatlık, fitne, fücuru atın!
Diğer bir okurumuz ise AKP Kongresi’ne duyarsız kalmamızı eleştirmiş…
Pardon da bir şey oldu da biz mi kaçırdık. Bizim bildiğimiz, bu güne kadar yazılanlar, birkaç kişinin telefonda yaptığı “Çerkez Çıkışı”dan öteye geçmedi. Halkın Sesi’nin AKP kongresiyle ilgili tavrına gelince; kimse bizim babamızın oğlu değil! Bugüne kadar, takım tutar gibi adam tutmaktansa ilkesel anlamda toplumun ortak paydalarında buluşacağımız isimleri desteklemeye çalıştık. Ama bunu yaparken hiçbir zaman kazanana oynamadık. Bundan önceki kongrede “Yönetimime devletle ticaret yapmayan isimleri alacağım” şeklinde açıklama yaptığı için Celil Uzun’a açık destek verdiğimizi yazmıştık. Ancak, bu kongrede durum bir hayli farklı. Celil Uzun’u “hemşehricilik” yaparak yerli-yabancı ayrımını hortlatacak şekilde kayıtsız şartsız destekleyen güç odaklarını herkes biliyor. Onun için bu kirli dövüşte Halkın Sesi taraf olmaz.
Tabii bu AKP kongre süreciyle ilgili haberler yapmayacağımız anlamına da gelmez!