İsmet İnönü, halkı düşmandan kurtardı. İnönü’den Adnan Menderes kurtardı. Menderes’ten 27 Mayıs’ta ordu kurtardı. Ordudan Süleyman Demirel kurtardı. Demirel’den 12 Mart’ta ordu kurtardı. Ordu’dan 12 Mart sonrası Bülent Ecevit kurtardı. Ecevit’ten Demirel kurtardı. Demirel’den yine 12 Eylül darbesiyle ordu kurtardı. Ordudan Turgut Özal kurtardı. Özal’dan koalisyon hükümetleri kurtardı. Koalisyon hükümetlerinden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)-Erdoğan kurtardı…
Kurtarıcılar, aynı zamanda kendi içlerindeki rakiplerini tasfiye ederken (günümüzde ‘federalistler, üniteristler, militaristler’ arasında) çoğu zaman; idam, işkence, cezaevi, sürgün, faili meçhul öldürmeler, komplo vb. ile öldürüp-susturup-sindirip kendi geleceklerini garanti altına almaya çalıştılar.
Aslında kurtarılanlar hep yerli, yabancı, uluslararası sermaye ve onların sözcüleri oldu.
Tek parti döneminin halk üzerinde yarattığı devlet baskısı nedeniyle oluşan, devlet/halk kopukluğunu Menderes önderliğinde Demokrat Parti (DP) sağladı. Bu geçiş sürecinde birikim sağlayan ulusal ve uluslararası sermaye kendi çıkarlarını gözeterek, 27 Mayıs’a zemin hazırladı. Bu dönemde Demirel önderliğinde Adalet Partisi (AP) kurtarıcı oldu. Aynı sermaye çevrelerinin kendi arasındaki rekabet-çelişki nedeniyle 1971 darbesi oldu. Darbe sonrası, devletin halk üzerindeki baskısı daha da arttı ve Ecevit önderliğinde CHP kurtarıcı rolü üstlenip devlet ile halkı barıştırdı. Peşine 1980 darbesi geldi. Devlet baskısının daha da çoğaldığı bu yıllarda, Özal önderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) kurtarıcı rolü üstlendi. ANAP’ın ilk işi KİT’leri tasfiye etmek oldu. Muhalefetteyken buna karşı çıkanların tümü, iktidar-iktidar ortağı oldukları dönemde ANAP’ın bu politikasına sahip çıktı. ANAP sonrası koalisyon hükümetleri kuruldu. Bu yıllarda da halk üzerindeki baskı, ekonomik-demokratik alanlarda hız kesmedi, hatta yükseldi. Tüm bu dönemlerde işçi, memur, emekli, emekçi ücretlerinde çok büyük düşüşler oldu-ücretler donduruldu. Ücretler, tüketim mallarına yapılan zamların çok gerisinde kaldı. Bunlar aynı zamanda ileride iktidar olacak olan AKP’ye zemin hazırlıyordu. Bu defa Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AKP kurtarıcı rolü üstlendi, bunda başarılı da oldu.
AKP’nin kadrolarının oluşumunda 12 Eylül’ün, İslamcı kesimlere neredeyse hiç dokunmamasının büyük payı vardı. Erdoğan, okuduğu bir şiir nedeniyle cezaevine konuldu. Malum, halkımız; devletin baskı yaptığı, önder saydığı kişilere sahip çıkar, çoğu da bu nedenle Erdoğan’a sahip çıktı. Sermaye bu süreçleri kendi istikrarı için hep destekledi. AKP öncesi iktidar olan partilerin tümü de liderleri öncülüğünde yükselen partilerdi. Liderleri gidince, bu partilerin kimi silindi, kimi tabela haline dönüştü. AKP de önceki partiler gibi liderliğe dayalı olduğundan onun akıbeti de diğerleri gibi olacak.
Erdoğan önderliğindeki AKP şimdi, önceki iktidarların ona bıraktığı; örgütsüz, dağınık, yasalarla cendereye sıkıştırılmış daha önce dondurulan işçi-emekçi ücretleri, tüketim maddelerine aşırı yapılan zamlar, sendikaları dağıtılmış, önderleri işkence, cezaevi vb. sindirilmiş bir toplumla kendine bırakılan mirası çok da güzel kullanıyor ve kurtarıcı rolünü de gayet iyi oynuyor.
Bu arada, daha önceki kurtarıcıların yargılanması yolu açıldı, demokratikleşmenin önünü alamadıkları için bir zamanlar askerden yardım alanlar, şimdi askerle hesaplaşmaya gidiyor. “Sumen altı dosyalar açılıyor” ve adına “İleri Demokrasi” deniyor.
2000 öncesi, hak aramak için alanlara çıkan işçi, memur, öğrenci ve toplumun sistemden zarar görenleri dağıtmak için cop, dipçik, tazyikli su ve gaz bombası ile saldırı yapılıyordu. Bu arada AKP’nin hakkını yemeyelim şimdi, iki şey farklılaştı; dipçik kalktı, biber gazı eklendi. Kısacası iktidar olanların tümünün elinde balyoz, “sivri” gördükleri her şeye vurma alışkanlıklarını, özellikle “sol”a devam ettirdiler-ettiriyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanını idam eden bir ülke olarak tarihe geçti.
Peki, Menderes idam edildi de ne değişti? Emperyalist kapitalist bir sistemden bağımsız olan bir Türkiye mi oluştu? Hayır, tam tersi, emperyalistlerin sert olan kucağı biraz olsun yumuşatıldı. Bu defa ise; zamanla tekrar sertleşen zemin, işçiyi-emekçiyi yoksul halkı hiç ilgilendirmeyen tasfiyelerle yumuşatılıyor.
Alanlarda genel olarak “Hükümet istifa, AKP halka hesap verecek…” sloganları atıyoruz. Peki, AKP hükümeti istifa ederse, yerine kim gelecek? Daha önceki hükümetler bu hesaplaşmadan muaf mı olacaklar? İşçilerin, emekçilerin, yoksul halkın örgütlü olduğu bir parti mi gelecek? Böyle bir parti var da, biz mi haberdar değiliz?
En fazla çoğunluğa sahip olan yoksul kitleler, bu piyonluktan nasıl ve ne zaman kurtulur? Bunun cevabı; 143 yıl önce Eugene Pottier adında bir Fransız işçisinin sözlerini yazdığı “Enternasyonal Marşı”nın dizelerinde gayet açık olarak var.
“Tanrı, patron, bey, ağa, sultan…
Nasıl bizleri kurtarır…
Bizleri kurtaracak olan.
Kendi kollarımızdır…”