Anneannem o çok istediği hac ziyaretinden dönüşünde, herkes gibi ufak tefek hediyeler getirmişti bizlere. Hep birden toplaşıp yanına vardığımızda, dökülüp saçıldı ortaya başörtüleri, seccadeler, tespihler, ezan okuyan saat, Kabe’nin resimlerini gösteren gözlük, yüzükler filan. Okuma-yazma bilmeyen, ama gönül gözünün insanı çok iyi okuduğuna inandığım o bembeyaz kadın, iki tane kitabı önüme bıraktı, “Siz çok anarşik filan okuyorsunuz, biraz da bunları okuyun” diyerek. Bizim hac hediyemiz de kitap oldu böylece. O zaman çok da düşünmemiştim üzerinde, şimdi yaşasa da ellerine daha çok sarılsam. Çünkü o beni bilmişti, beni olduğum gibi bilmişti. Çünkü o beni olduğumdan farklı yapmak yerine “beni de bil ve böyle kabul et” demişti sadece. Çünkü o barış içindeydi yüreğinde ve vicdanı kendi gibi beyaz bir kadındı. Bütün bu eskiye dair taşlar içimde bir yerde oynadı bugünlerde.
Yurdumda bir Pazartesi günü herhangi bir insan güruhu olarak günümüzü tüm olağanlığıyla, sindirilmiş, rutinleşmiş zapt edilmiş şekilde sürdürüyorken olan olmuş. Aynı gün burada bizim çocuklar tam doğru zamanda, tam doğru yerde, tam doğru şeyleri söyleyip susturulmak istenirken, olması gereken yerde olması gereken zamanda olamayan YÖK Başkanı, yanlış bir yolda kaybolmuş. Aynı gün burada bizim çocuklar “parasız eğitim” derken, postalın berisinde Üniversite Rektörü konuşuyormuş. “Yükseköğretimin finansörleri yükseköğretime aktardıkları giderek artan maliyetlerin verimli ve etkin kullanıldığından emin olmak için yükseköğretim kurumlarının hem kendilerine hem de topluma hesap vermelerini talep etmektedir” gibi cümlelerde “finansör”, “maliyet” filan diyerek sanki bir fabrikadan, sanki bir ticarethaneden söz eder gibiymiş. Aynı gün lacivert takım elbiseli kocaman masaları olan diğer katılımcı rektörler, ellerini ovuşturarak onaylıyorlarmış onu. Aynı gün bizim çocuklar gelecekleri için inandıkları, sahip çıktıkları fikirleri söylemek adına tartaklanırken, sistemin kölesi olmamayı cesurca reddediyorlarmış. Ben Ece Ayhan’ın “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirini okuyormuşum, “Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:/ - Maveraünnehir nereye dökülür? / En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: / - Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbinedir.”
Aynı gün Valimiz alışık olduğu kürsülerden birinde, "Dünyanın her geçen gün değişen koşullarına ayak uydurabilecek, rekabet edebilecek, bilgi ve beceri ile donatılmış, üreten, yeni fikirlere açık, bilgi ve teknoloji üretimine yatkın, dünyanın her yerinde kabul görecek, nitelikli insan gücünü yetiştirmek yeni bilgileri üreterek dünyanın hizmetine sunmak üniversitelerimizin en temel görevlerindendir" diyerek yeni köleler üretecek sisteme hizmet eden, bilimsel düşünceden uzak, tek sesli yapılar haline dönüşen üniversitelerimizi allayıp pulluyormuş. Aynı gün bizim çocuklar kaliteli bir şekilde protesto sergileyip, polis onları kaliteli bir üstünlükle kargatulumba ekip arabasına alırken, kaybolup geç kalan YÖK Başkanı, “Amacımız üniversitelerde kaliteyi arttırmaktır” diyormuş. Aynı gün bizim başka çocuklar Samsun’da ÖSYM Başkanı’nı protesto etmek isterken, bizim başka çocuklar İstanbul’da Milli Savunma Bakanı’na “Siz Amerikan uşağısınız” diye bağırdığı için gözaltına alınıyormuş. Aynı gün Erzurum'da Emniyet Müdürlüğü’nün “huzur toplantısı”na katılan okul müdürü, "Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin" diyormuş, onu kimse gözaltına almıyormuş. Aynı gün bizim başka çocuklar, poşu taktığı için iki yıldır cezaevinde olan arkadaşları Cihan Kırmızıgül için sokaklarda eylem yapıyormuş. Ben İsmet Özel’in şiirini okuyormuşum, “Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar / polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda / patronları kudurtan gazeteler satarlardı. / Ey şehre başaklar: / militan ruhlar ekleyen hayat!”

Anneannem bir beyaz kadın… Hiç okula gitmemiş. Küçük dünyasında pencere önünden izlemiş çoğunlukla hayatı, siyaset bilmemiş. Oy kullanırken kuş resminden, petek resminden, ay resminden tanıtmışlar ona mührü basacağı yeri, anneannem hiç şiir okumamış. Anneannem “bir tanrısını tanımış bir de insanı” bu kadarcık bir beyaz kadın. Anneannem beni onun tanrısını tanımasam da çok sevmiş bir beyaz kadın. Şimdi cehaleti arıyorken, elimde birkaç şiirle o kadın mı cahildi yoksa bu kadar gence zorbaca davranan “din” üzerinden gençliği ayrıştıran dünyanın her penceresinden bakma şansı olup da karanlığa bakan adamlar mı diye sormak lazım sizlere. Bu günlerde çocuklar sokaklarda kendi gibi olmak istediklerinde vicdanları gibi kara gözlerin altında susturulmaya çalışıldılar. Bugünlerde başımızdakiler “dindar nesil” benim himayemdedir sözlerini yineleyip durdu. “Ayrı, aykırı ve de asi isen yok edilmelisin” dönemindeyiz.
Bugünlerde YÖK Başkanı’nın kentimize gelişini “parasız eğitim istiyoruz” sloganlarıyla karşılayan 5 öğrenci “polise mukavemet”ten gözaltına alınırken, ben hem anneannemin hediye ettiği din kitaplarını, hem Gülten Akın’ın şiirini anımsıyorum, “Büyü de baban sana / büyü de büyü / baskılar işkenceler kelepçeler gözaltılar / zindanlar alacak.” Diyorlar ki; Devlet babaya itaat etmelisin çocuk, bizim cezalandıran Allah babamıza itaat etmelisin, devlet babanın polisine de itaat etmelisin, cümle tekmil lacivert takım elbiseli başkanlara da itaat etmelisin çocuk, üstüne bir de “hamdolsun” demelisin çocuk. Ben de diyorum ki “sivil itaatsizlik insan haklarında artışa neden olur.” Hak ettiğini yaşamak adına isyan etmelisin çocuk, böyle olursan şiirdensin çocuk. Anladım ki anneannemin Allah babasına inanan herkesi kucaklayan beyaz vicdanlı insanlarla, tüm bu “kafası güzel” çocuklarla güzel günler göreceğiz çünkü biz.
HAFTANIN RUH GIDASI
Madem “isyan” diyoruz, Alan Moore' un yazıp, David Lloyd' un çizdiği aynı isimli çizgi romandan beyaz perdeye uyarlanan “V for Vendetta ” filmini izleyin derim ben. İzlediyseniz bile tekrar izleyin, izlemediyseniz hemen izleyin ve şu diyalogu kaçırmayın; “Bu maskenin altında bir yüz var. Ancak benim değil. Ne altındaki kaslardan daha bendir o yüz, ne de altındaki kemiklerden. Bu maskenin altında etten daha fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var! Ve fikirler kurşun geçirmez!”
HAFTANIN TRAJEDİSİ
Daha ne olsun!.. Dönüp yazıyı baştan okumak gerek...