ZONGULDAK:
Akyol görevini geri istiyor
Geçtiğimiz yıl kendisini çekemeyen mihrak noktalarının ispiyonları sonucu FETÖ terör örgütü ile ilişkili olduğu gerekçesiyle görevinden el çektirilen Eğitimci İsmet Akyol bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde resmen aklanmış ve yapılan soruşturmalar sonucu söz konusu örgüt veya benzeri bölücü örgütlerle hiçbir ilişkisi olmadığı kanıtlanmıştı.
Suçsuzluğunun ortaya çıkmasından sonra tekrar eski görevine dönmek isteyen, bu arada kaybettiği hakları ile ödenmeyen aylıklarının da kendisine yasal faiziyle verilmesini isteyen İsmet Akyol bunun için bir dilekçeyle Zonguldak Valiliğine başvurmuş bulunuyor.
OHAL İnceleme Komisyonuna iletilmek üzere Zonguldak Valiliğine verdiği dilekçesinde Akyol özetle şunları belirtti:
KONU: 12 Temmuz 2017 Gün 31122 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun Çalışmasına İlişkin Usul ve Esaslar” gereğince Başvuru Formuna ek dilekçemdir.
07/02/2017 tarihine kadar Zonguldak ili, Çaycuma ilçesi Sipahiler Ortaokulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktaydım. Olağanüstü Hal Kapsamında bazı Tedbirler Alınması Hakkındaki 07/02/2017 tarihli ve 29972 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesi ekli 1 listede Milli Eğitim Bakanlığına ait 100. sayfada yer alan kişiler arasında 2574 sırasında adıma yer verilerek kamu görevinden çıkarıldım. 07/02/2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 686 sayılı KHK ile bir anda işsiz, sosyal güvenceden yoksun kalmış bulunuyorum.
Olağanüstü Hal İlanı gerektiren darbe teşebbüsü ile en uzak bir bağlantım bulunmamasına ve darbe karşıtı biri olmama rağmen, Olağanüstü Hal İlanı gerekçesi ile hayatımın geri kalan her anını ve ailemi olumsuz etkileyecek ağır bir ceza ile cezalandırılmam, şekil, konu, sebep, amaç, yetki yönünden hukuka aykırı, öngörülemez, orantısız bir cezadır.
Dava konusu işlem tesis edilirken, isnad edilen herhangi bir fiilin disiplin yönünden ceza gerektiriyor ise hakkımda usulüne uygun başlatılan bir soruşturma yürütülmesi, soruşturma kapsamında ifademe başvurularak aleyhime olan delilleri çürütme ve lehime olan delilleri ileri sürme imkânı tanınması, soruşturma sonucu fiilime karşılık gelen disiplin cezasının teklif edilmesi, teklif doğrultusunda savunmama başvurulması, savunmam sonucu olumlu çalışmalarım ve sicil durumum gözetilerek bir ceza tesis edilmesi ve cezaya karşı itiraz hakkı ve dava açma hakkının tarafıma bildirilmesi gerekirken bu yöntem izlenmeden KHK ile görevime son verilmiştir.  
07/02/2017 tarihli ve 29972 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 686 sayılı KHK’da iddia edildiği gibi “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olma” şeklinde bulunacak bir davranışım söz konusu değildir. 
Öğretmenliğe başladığım 11 Aralık 1996 tarihinden bu güne; Zonguldak Çaycuma Muharremşah İlköğretim Okulu, Nebioğlu İlköğretim Okulu, Burunkaya Şehit Emrah Kartal İlköğretim okullarında görev yaptım. İhraç edildiğim tarihte ise Çaycuma Sipahiler Ortaokulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyordum. 
Öğretmenliğe başladığım tarihten itibaren KESK’e bağlı Eğitim Sen üyesiyim. 2004 yılından bugüne kadar ise Eğitim Sen’de (önce Çaycuma İlçe Temsilciliği sonra Zonguldak Şube Sekreterliği) yönetici olarak görev yapıyorum. Sendikamızın amaç ve ilkeleri doğrultusunda sendika yöneticisi olarak faaliyetlerde bulundum. Konfederasyonumuz KESK ve sendikamız Eğitim Sen’in çağrısı doğrultusunda da farklı tarihlerde çeşitli eylem ve etkinlikleri katıldım.  
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 14 Temmuz 2017 günü Anadolu Ajansı'na
yapılan açıklamada: "Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatında görev yapan FETÖ ile irtibatlı yaklaşık 34 bin kamu personeli ihraç edilmiştir." denilmektedir. 
Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı MEB bünyesinde ihraç edilen yaklaşık 34 bin kamu personelinden birisi de benim ancak Bakanlığın belirttiği gibi “FETÖ ile irtibatlı” olmam mümkün değildir. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12.06.2017 tarihinde verilen kararda da FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile aidiyetim, irtibatım veya iltisakımın olmadığına karar verilmiştir. 
Eğitim Sen yönetici olarak sendika üyelerimizin de aralarında bulunduğu açığa almalarla ilgili olarak Eğitim Sen’in 15 Temmuz gecesi darbeler tarihine bir yenisinin eklenmesi girişimine karşı açık bir tutum aldığı ve açığa almalarla ilgili yapılan soruşturmaların evrensel hukuk ilkeleri içerisinde kalınarak yürütülmesi gerektiği yönünde yaptığım bir basın açıklamanın ardından Çaycuma Kaymakamlığı tarafından 27/07/2016 tarihinde Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığına hakkımda, “FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olup olmadığına dair araştırma yapılması hususunda” ihbarda bulunulmuştur.  Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonunda hakkımda, “KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA” dair karar verilmiştir. 
07/02/2017 tarihli ve 29972 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 686 sayılı KHK’da iddia edilen “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olma” ifadeleri kesinlikle kabul etmiyorum. 
Benim ne FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü yapılanmasıyla ne de başka bir terör örgütü ile hiçbir şekilde irtibatım söz konusu değildir.  Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12.06.2017 tarihinde hakkımda verilen kararda da terör örgütlerine üyeliğimin olmadığı belirtilmiştir. Bahsi geçen suçlamalarla alakalı daha önce hakkımda açılmış bir disiplin soruşturması ya da ceza kovuşturması mevcut değildir.
Somut olarak ne ile suçlandığım bildirilmeden ve tarafıma savunma hakkı tanınmadan görevimden ihraç edilmem, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Anayasamızda yer alan hükümlere de aykırıdır.
Bu bağlamda, hiçbir terör örgütüne veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliğim, mensubiyetim, iltisakım yahut bunlarla irtibatım kesinlikle bulunmamakta olup, bu sebeple kamu görevinden çıkarılmama ilişkin işlem açıkça hukuka aykırıdır. Şahsımın herhangi bir örgütle bağlantı içinde bulunduğunu kanıtlayacak nitelikte somut bir delil bulunması mümkün değildir. 
Yaşamım boyunca ölmeye, öldürmeye, şiddete, teröre karşı oldum ve yaşamımda tek bir canlıya dahi zarar vermedim. Öğretmenlik yaşamım boyunca da öğrencilerime hiçbir canlıyı öldürmemek gerektiğini; barışı, kardeşliği, sevgiyi anlatmaya çalıştım. Sendikamızın öncelikleri arasında bulunan okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik yürüttüğüm kampanyaların yanı sıra on bine yakın kitap, iki yüz bine yakın TÜBİTAK’a ait Bilim Teknik, Bilim Çocuk ve Meraklı Minik dergileri ile kaynak kitapların okullara ücretsiz olarak ulaştırılmasına öncülük ettim.  Binlerce çocuğun defalarca özellikle de köy çocuklarının ücretsiz tiyatrolarla, satranç turnuvalarıyla buluşturulmasında etkin görev aldım. Her yaş grubundan öğrencileri edebiyatımızın önde gelen yazarlarıyla buluşturup imza günleri düzenleme, Çaycuma'da her kesimin şenliğine dönüşen uçurtma şenliği gibi etkinliklerde etkin olarak görev aldım. Çaycuma'da eğitim, öğretimin ve kültür kalitesinin yükselmesine sunmuş olduğum bu çalışmalarım her kesimin takdirini toplamıştır. 
Yukarıda da belirttiğim gibi Eğitim Sen yöneticisi olarak yürütmüş olduğum sendikal eylem ve etkinliklerimiz birtakım çevrelerde rahatsızlık yaratıyordu. Örneğin Çaycuma'da sayıları oldukça fazla olan ve kimi okullarda ana sınıflarının kapanmasına, öğrenci sayılarının azalmasına, okul öncesi öğretmenlerinin norm fazlası olmasına neden olan sıbyan mekteplerine karşı sendikamızın temel eylem ve etkinliklerinden birisi olan “okul öncesi eğitimin zorunlu olması”na yönelik Eğitim Sen yöneticisi olarak çok ciddi bir çalışma yürüttüm. Eğitim Sen olarak, 4-6 yaş grubu çocukların alanında mezun olmuş okul öncesi öğretmenlerinin görev yaptığı okul öncesi eğitim kurumlarına ve ana sınıflarına gönderilmesi gerektiğini belirttik.  Okul öncesi eğimin zorunlu olmasına yönelik imza kampanyaları yaptık, billboard ilanları verdik, afiş ve broşürler çıkardık.  Okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik imza kampanyasında farklı sendikalara üye ya da üye olmayan Çaycuma’da görev yapan 42 ana sınıfı öğretmeninden 38’inin imzasını aldık. Okul öncesi öğretmenlerimizle birlikte bir hafta içinde 10 bin imza topladık. Bu imzaları Milli Eğitim Bakanlığına gönderdik. 
Çaycuma Milli Eğitim Müdürlüğünün, yılbaşı kutlamalarının “Hristiyan batı kültürünün bir geleneği” olduğunu ileri sürerek okullara “yılbaşı yasağı” resmi yazısı göndermesi ile Çaycuma Milli Eğitim Müdürünün tüm okul müdürlerini “emir” ile camiye hatim indirmeye çağıran resmi yazısının Anayasa’nın 24. Maddesinde belirtilen “Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” hükmüne aykırı olduğunu belirterek Eğitim Sen yöneticisi olarak itiraz ettim.  
Sendikal eylem ve etkinliklerimiz, okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik çalışmalarımız ile laik ve bilimsel eğitim karşıtı birçok uygulamaya Eğitim Sen kimliği ile demokratik tepkimi göstermiş olmamla hedef haline geldiğimi, muhalif olduğum için OHAL uygulamasıyla birlikte ihraç listesine eklendiğimi düşünüyorum. 
Meslekten ihraç edilmemin hemen ardından başta Çaycuma olmak üzere Zonguldak ve Türkiye genelinde haklı olarak çok büyük bir tepki oluşmuştur. Uğradığım haksızlık yerel ve ulusal basındaki çok değerli yazarlar tarafından gündeme getirilmiştir. Toplumun her kesiminden, öğrenci velilerinden, öğretmenlerden, maarif müfettişlerinden, milli eğitim yöneticilerinden, milletvekillerinden, belediye başkanlarından, gazetecilerden, yazar ve şairlerden gerek öğretmenliğime gerekse sendikal çalışmalarıma yönelik görüş ve değerlendirmeler basın yayın organlarında sürekli yer almış, “İhraç edilecek değil; ödüllendirilecek öğretmen!” olduğum vurgulanarak göreve başlatılmam talep edilmiştir.  
Çaycuma ve Zonguldak halkı, öğrenci velilerim ihraç edilmemi kabul etmediğini kesintisiz süren dayanışmasıyla ve kısa bir sürede toplanan binlerce imzasıyla da göstermiştir. 
Kamu görevinden çıkarılmak, memuriyet hayatında karşılaşılabilecek en ağır yaptırımdır. Hiçbir somut gerekçe bulunmadığı halde bu şekilde bir yaptırımla karşı karşıya bırakılmamdan dolayı, ben ve ailem açısından maddi ve manevi anlamda telafisi imkânsız zararlar söz konusudur. Kişisel ve mesleki itibarım son derece ağır biçimde zedelenmiştir.
Sonuç olarak, yukarıda açıkladığım gerekçeler ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle; mahkûmiyet kararı aranmaksızın, görev yaptığım kuruma yeniden kabul edilmemek ve bir daha kamu hizmetlerinde istihdam edilmemek, dolaylı ya da doğrudan görevlendirilmemek üzere kamu görevinden çıkartılmam açıkça hukuka aykırı, tarafı olunan Milletlerarası Sözleşmelerle tanınan temel hak ve özgürlükleri ihlal etmekte olup, ihraç işleminin iptali zorunludur. 
SONUÇ VE İSTEM : Açıklanan ve re’sen gözetilecek diğer nedenlerle 07/02/2017 tarihli 29972 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. Maddesinin Ek 1 listesinin Milli Eğitim Bakanlığına ait 100. sayfasında 2574 sırası nedeniyle kamu görevinden çıkartılmama ilişkin işlemin İPTALİNE,
İşlem nedeni ile mahrum kaldığım maaşının yasal faizi ile ödenmesine, tüm özlük ve ekonomik haklarımın iadesine, memuriyetten ihraç edildiği sürenin fiili hizmet süresine ve hizmet puanına eklenmesi, emekli sandığı keseneklerinin ve kurum karşılıklarının Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenmesine, karar verilmesini saygılarımla dilerim. 
Akyol dilekçesine ihraç edildiği günden bu yana basında hakkında çıkan yazılardan oluşan belgeleri de ekledi.
Haksız yere görevinden ihraç  edilen İsmet Akyol’un görevine iade edilmesi de bu aşamada kamuoyunca merakla beklenen konular arasında.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner243

Yalçın Aslan’a Vefa

Haberi Oku