ZONGULDAK:
'Atatürk Alafranga Evlendi, Alaturka Boşandı”

 10 Kasım’a doğru…

 

Eşi Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen’in anlattıklarıyla Atatürk’ün Özel Yaşamı

“Atatürk Alafranga Evlendi, Alaturka Boşandı”

ATATÜRK ‘ün özel yaşamı konusundaki ayrıntılar çok az bilir. Bunun başlıca nedeni tek eşi Latife Hanım’ın karşılıklı verilen bir sözden dolayı hiç konuşmadan ve yazdığı anılarını yok ettikten sonra vefat etmesidir. ATATÜRK ve Latife Hanım iki yıl, beş ay, beş gün evli kaldılar. Bu sürenin büyük bir bölümünde yanlarında bulunan Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İLMEN, ATATÜRK ‘ün evliliği, günlük yaşamı, boşanması, özel merakları, duygu ve düşünceleri konusunda Atatürk’ün evlenip ayrıldığı eşi Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen ile geçmişte yapılan ve yayınlanan bir röportajı sunuyoruz :

—“Sayın Vecihe İLMEN, ATATÜRK ‘le ilk karşılaşmanızı anlatır mısınız efendim?

—“Bundan evvel müsaade ederseniz, iş o noktalara nasıl geldi onu izah edeyim; Babam UŞAKİZADE Muammer Bey, İzmir’de 1922’de İzmir istirdadını müteakip Aileyi toplayıp Fransa’ya götürüyor. Bunun da nedeni, dedem Sadık Bey’den beri ailemizin İzmir eşrafından oluşudur. İşgal kuvvetleri babamı tazyik ediyorlardı. Teşriki mesaiye zorlayarak babamın etkisinden faydalanmayı düşünüyorlardı.

Bu sırada bir kardeşim çok rahatsızdı ve İsviçre’de tedavisi yapılıyordu. Doktorlar kendisine deniz havası vermişler. Babam Yunanlılarla teşriki mesai yapmamak için bizi topluyor ve Marsilya’ya götürüyor önce. Sonra deniz kıyısında olduğu için İspanyol hududunda Biarritz’e yerleştiriyor.

Latife, benden “8” yaş büyüktü. 1900 doğumlu olduğuna göre “22” yaşındaydı ve Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler ve Hukuk okuyordu, ben de liseye gidiyordum. 9 Eylül’de ATATÜRK İzmir’e girince ve düşman denize dökülünce, Babam bu sefer “Ne var ne yok toplayın, vatana dönüyoruz” dedi. Kalktık döndük. İzmir yangını olup bitmiş. 9 Eylül de yaktılar biliyorsunuz. Biz 14 Ekim’de yurda döndük…”

—“ATATÜRK ‘le tanışmanız ne zaman oldu efendim?

—“Kasım 1922’de sanıyorum… Kasım’ın ortalarında…”

—“Nasıl oldu bu tanışma?

—“Onun da hikâyesi uzundur. ATATÜRK İzmir’e girince, Başkumandanlık Karargâhı olarak kullanacağı bir yer aramış… Buca’da saray gibi bir İngiliz’in evini göstermişler. Her tarafta geyik kafaları falan, “BEN BURADA OTURAMAM!..” demiş… Kordon’da bir ev göstermişler… Bu ev şimdi müze oldu. Orası da biraz kokar… Beğenmemiş… O sırada İzmir Belediye Reisi olan zat, benim dedemin kâtibi Halim Efendi’ye telefon etmiş: “Sizin Köşk’e gidebilir miyiz?” diye… Tabii babama bile sormadan “Baş üstüne” demişler… ATATÜRK ‘de: “HEMEN ŞİMDİ GİDELİM” demiş, yani evdekilerin haberi olmadan ATATÜRK Kordon’dan kalkıp Göztepe’ye, bizim eve geliyor. Yanında rahmetli Cevat Abbas, yaveri Resuhi Bey ve Salih BOZOK var. Evde de hiç kimse yok. Yalnız uşaklar, bir de dadım…”

—“Nereye gitmiş evdekiler? Mesela Latife Hanım nerede?

—“Herkesin işi var. Latife Hanımefendi de bir adağı var onu adamaya gitmiş. Bu da enteresandır. Biz Fransa’ya gitmeden önce, Latife, rahmetli Ali Rıza Bey’e bir mektup yazıyor. Mektup mealen şöyle: “BURALARI DÜŞMAN İŞGAL ETTİ AMA MUSTAFA KEMAL ŞÖYLE YAPACAK, MEMLEKETİ KURTARACAK, KURTULACAĞIZ” gibi. Bu mektup Yunanlıların eline geçiyor. Latife’yi tevkif edip, yine bizim evin içinde efsun askerleri tarafından gözaltına aldılar. Latife de, “Biz düşmandan kurtulursak adak yapacağım, askerlere hediyeler vereceğim” demiş. İşte, lokum, sigara, şeker falan götürüyor adak olarak. Bu sırada da ATATÜRK eve geliyor. Bizim ev Göztepe’de bütün İzmir Körfezine hâkimdir. Çok güzel bir ev. ATATÜRK evi geziyor, odaları beğeniyor. Hatta hangi odada yatacağını, nerede çalışacağını falan bile söylüyor ve:

-…“BEN BURADA KALAYIM” diyor. Ama evin sahiplerini tanımıyor; Babamı bile tanımıyor. O sıra Latife Hanım dönüyor. Bir de bakıyor, kapıda o zaman Karadenizli neferler nöbet tutmuş; “Yasak” diyorlar kardeşime…

—“Benim evim burası” diye direnince, teğmen gelmiş; “Peki Hanımefendi” demiş, içeri bırakıyorlar. Bana Latife anlattı; ATATÜRK balkonda ayak ayaküstüne atmış oturuyor, sigara içiyor. Görünce kalkmış. Latife’ye elini uzatmış; Kardeşim ”ÖPEYİM” diye sarılınca; “Küçük Hanım (Hep Küçük Hanım Derdi,) Ben el öptürmem, hanımların eli öpülür” demiş. Oturmuşlar.

Sonra:

-…“BEN BURAYI BEĞENDİM. MÜSAADE EDER MİSİNİZ BURADA OTURAYIM?” demiş.

—“Tabii, ne demek, şeref duyarız Paşam” demişler.

Sonra hepimiz geliyoruz eve. İş öğreniliyor. Hemen her şeyi selamlığa naklettiler. Beğendiği yerleri ATATÜRK ‘e bıraktılar.”

—“Tanıştıkları sırada ATATÜRK ve Latife Hanımefendi kaç yaşlarındaydı?

—“ATATÜRK 40 – 41 yaşında, Latife Hanım 22 yaşındaydı. Aralarında 19 – 20 yaş fark vardı. Fakat ATATÜRK, “ARAMIZDA 20 YAŞ VAR AMA BEN SENDEN YAŞLI DEĞİLİM” derdi…”

—“Vecihe Hanım, kardeşiniz ATATÜRK ‘le evliliği konusunda hiç konuşmadan vefat etti. ATATÜRK ‘ün özel yaşamı üzerine açıklık getirmek üzere, acaba bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz? Mesela nasıl evlenmeye karar verdiler, neden ayrıldılar, neler oldu gibi?

—“Aslında ATATÜRK evlenmeyi düşünmeyen birisi idi. Fakat bizim aile idi ki, başka türlü beraber olamaya imkân yoktu. Aralarında bunu düşünmüşlerdir. Fakat ATATÜRK ile Latife Hanım, hususi hayatları üzerinde hiçbir şey anlatmayacaklarına dair mütekabilden birbirlerine söz vermişlerdir. Ben birçok şeyi bilmeme rağmen, anlatmam imkânsızdır.

—“Örneğin resmen boşanmışlar mıydı? Ve nasıl olmuştu bu boşanma? Mahkeme ile mi? Bunları anlatsanız?

—“Hayır, alaturka ayrılmışlar. Boşadı ATATÜRK…

—“Peki, alaturka mı evlenmişlerdi de alaturka boşandılar?

—“Alafranga gibi evlendiler. Bakın…Masa vardı… Masanın etrafında ATATÜRK ve Latife Hanım…Bir de İzmir Müftüsü…Bir iki de dini zevat… O zaman usul böyleydi. Müftü Lütfü Efendi ATATÜRK ‘e sordu:

—“Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri… Bu Hanımefendiyle yani İzmir Eşrafından Sadık Bey, Oğlu Muammer Beyefendinin Kerimesi Latife Hanımefendiyle evlenmeye razı mısınız?” Aynı şekilde kardeşime sordu.”

—“Peki, evlendikten sonra düğün olmadı mı?

—“Hayır olmadı. Nikâh merasimi yapıldı sadece. Sonradan Bal Mahmut Bey bir şeyler yazdı ki, bu aileyi çok üzmüştür. Güya nikâh olduktan sonra Latife Hanım “Paşam içki içme” demiş. Hiç böyle bir şey söyleyebilir mi? Usuldendir; Nikâhtan sora içilir. O kadar tabii bir şey ki bu…”

—“Boşanma nasıl oldu?

—“ATATÜRK ayrıma arzusu gösterdi. Ayrılalım dedi… Bir yazı yazdı. Bunu bir adamı ile gönderdi; “ARAMIZDA KARAR VERMİŞ BULUNUYORUZ… BU İZDİVACA SON VERME…” diye.”

—“Son vermek istiyorum mu diyordu?

—“ ‘İstiyorum’ demedi. Yazı aynen böyledir. ‘SON VERME…’ diye bitiriyor.”

—“Ve her şey bitiyor?

—“Evet… Alaturka boşanma böyleydi. Yani alafranga evlendiler, fakat alaturka ayrıldılar.”

—“Ayrıldıktan sonra neler odu? Latife Hanım nasıl yaşadı?

—“Hep Ayaz Paşa’da Ekselsiyor Apartmanı’nda babam, annem ve bütün aile birlikte yaşamıştır. Sonra Harbiye’de BİR Apartmanda oturdu. Harbiye Binasının karşısında. Biliyorsunuz, orada bir heykeli vardır ATA ’nın. “ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ” derken. Yine O ‘nu oradan seyretmeye gitti. O ‘nu ruhundan, kafasından atamadı.”

—“Anılarını yazmış mıydı?

—“Yazdı…”

—“Ne oldu o yazılar?

—“Büyük bir kısmını imha etti. Kalanları Türk Dil Tarih Kurumu’na yolladık. ATATÜRK ‘le ilgili olan evraklar, mektuplar, kitaplar, vesaireyi…”

—“Efendim, ATATÜRK öldükten sonra bir vasiyetname çıktı mı? Böyle bir şey biliyor musunuz?

—“Hayır, hiçbir şey bırakmadı. Sağlığında ATATÜRK çok ısrar etti. “KENDİSİNE PARA VERELİM” diye, fakat kendisi kabul etmedi. “İhtiyacım yok” demişti…”

—“Tam olarak ne zaman evlendir, ne zaman ayrıldılar?

—“Bunu şuraya yazmıştım. Söyleyeyim… 29 Ocak 1922’de evlendiler. 2 sene 5 ay 5 gün evli kaldılar. Bu kadar anlaşan bir çiftin ayrılması hepimizi çok üzdü. Latife Hanım da kendi kafasına denk bir insan bulup onu kaybetmenin acısından büyük ıstırap duyuyordu.”

—“Peki, efendim, bu kadar anlaşan bir çift neden ayrıldı?

—“Vallahi çok samimi söyleyeceğim. Son zamanlarda pek yakınlarında bulunamıyordum. Fakat ayrılacaklarına asla ihtimal vermiyordum. O kadar anlaşan, sevişen, mütekabil hürmet ve itimat eden bir çift oldukları için…”

—“Peki, ne oldu birdenbire acaba?

—“Etrafı işte…”

—“Kim etrafı?

—“Etrafı ikiye ayrılmıştı. Biri tekrar Latife Hanım’la ATATÜRK ‘ü buluşturmak için… Nuri CONKER, “Aman Paşam, kadın lakırdısı dinlenir mi? Gelin içelim” demiştir.”

—“Yani siz belli bir hadise bilmiyorsunuz?

—“Söylemedi… Belli bir hadise yok. Bütün mesele, Mustafa Kemal’in hususi hayatına kimse karışmasın… Bütün kabahati bu. Başka bir şey yok…”

—“Anlıyorum… Siz ATATÜRK ‘le ne kadar süre beraber oldunuz?

—“Dediğim gibi, kardeşimle iki buçuk yıl kadar evli kalmışlardır. İzmir’de ve Ankara’da bulundular. Bu zamanın bir, bir buçuk ayı dışında ben de hep kendileriyle birlikte oldum.”

—“O zaman ATATÜRK ‘ün özel yaşamını yakından tanıyorsunuz. Nasıl bir insandı özel yaşamında?

—“Özel yaşamında çok sakin, çok temkinli ve efendi bir insandı. Bir kere bilmem ki, ben odaya gireyim de ATATÜRK ayağa kalkmasın. Hâlbuki ben o zaman on dört – on beş yaşında bir çocuğum… Kendi saygısından herkese karşı müthiş saygılıydı.”

—“Ev içinde günlük yaşamı nasıl geçerdi?

—“Emirberi Bekir ve Ali vardı. Onlar hizmet ederdi. Berberi İsmail Efendi vardı. Kendisi hiç tıraş olmazdı. İsmail Efendi tıraş ederdi.

Bir şeye kızdığı zaman:

-… “MAAŞALLAH EFENDİM” dedi mi, bir delik bulun ve girin. Kızdığı zaman en çok söylediği bu idi. Bunun dışında fevkalade terbiyeli bir adamdı. Terbiyeli, duygulu, neşeli bir insandı. Herkes kendisine büyük saygı gösterirdi. Ama O da etrafa saygı gösterirdi. Kim olursa olsun herkese, “BU KONU HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUN?” diye sorardı. Biz, “Aman Efendim, bizim haddimiz mi?” dedik mi, “HAYIR, SÖYLE LÜTFEN” derdi. Bir halk olarak herkesin ne düşündüğünü bilmek isterdi, önem verirdi. Sofrada kim varsa hepsinin fikrini alırdı.”

—“Bir günlük ev yaşamını anlatır mısınız?

—“Sabah sekiz, sekiz otuz, dokuz civarında kalkardı. Akşam ki yatış durumuna göre. Hemen yıkanır tıraş olurdu. Sonra sade kahvesini içerdi ve sigarayı yakardı. Kahvaltı pek seyrek isterdi. Zaten çok az yemek yiyen bir insandı. Yalnız fevkalade temizdi. Günde iki defa duş, banyo yapar, haftada bir iki defa da hamama girerdi. Günde en az iki gömlek değiştirirdi.”

—“Kahvaltıdan sonra ne yapardı?

—“Göztepe’de iken kütüphaneye girer biraz okur, Latife Hanım’la benle sohbet ederdi.”

—“Hangi kitapları okurdu? Hangi tür kitaplar?

—“Tarih kitapları okurdu.”

—“Roman okumaz mıydı?

—“Evde çok zengin bir kütüphane vardı. Ben tarih kitapları okuduğunu biliyorum. Roman okuduğuna dair bir fikrim yok. Yalnız hatırlıyorum Zola’nın “Une – Vie” kitabını Latife Hanım’la birlikte okumuştu.”

—“Fransızca olarak mı?

—“Evet Fransızca…”

—“Fransızcası iyi miydi bu kadar?

—“Fransızcası o kadar iyi değildi. Biraz da Almanca anlardı. Fakat o kadar iyi idare ederdi ki, sanırsınız çok iyi biliyor. Fransızcayı Sofya’da Ataşemiliter iken Fethi OKYAR Bey’le birlikte öğrenmiş.”

—“Sanıyorum, Latife Hanım’ın dil bilgisi daha kuvvetliydi?

—“Latife Hanım, Fransızca, Almanca ve İtalyancayı son derece iyi bilirdi.”

Yalçın Pekşen’in

Yazılarından derleyen

Şebnem Saka



Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner234

banner236

banner228

KÖPRÜ SİL BAŞTAN

Haberi Oku