ZONGULDAK:
SAHİL PROJESİNDEKİ SAKLI TARİH
Sahil Projesi kapsamında eski Deniz İşletmeleri Acente binasının boşaltıldığı bildirildi. İçindeki iş yerlerine Zonguldak Belediyesi tarafından en kısa zamanda boşaltılması talimatı verildi. Binanın kent hafızası adına önemi tekrar tekrar belirtilmiş olmasına karşın tekrar yıkım gündemi ile karşı karşıya...
Kısa bir süre önce Deniz Yolları Acente binası kaleme alınmış ve konunun hassasiyetine değinilmişti. Binanın ve çevresinin tarihsel geçmişi hakkında bilgiler verilmişti...
İşte o makale...
Sahil projesindeki saklı tarih…
Eski adı Kılburnu olan valilik önünden eski rıhtıma kadar uzanan sahil boyu kentimizin kültürel ve endüstriyel hafızasıdır. Dışarıya açılan kapımızdır. Kuruluş hikayemizin yazıldığı yerdir. Kentleşmenin başladığı, kömürümüzün dışarıya açıldığı sahadır. Balıkçılığın barınağı, yolculukların başladığı ve sonlandığı kapısıdır. Misafirlerin karşılanıp uğurlandığı, törenlerin, bayramların yapıldığı meydanıdır. Ufuktan gelip yine ufka giden vapurların uğrak limanıdır,  veda düdüklerinin seyr-i sefasıdır. Eğlence kültürünün, çay ve çocuk bahçelerinin beşiğidir. Kentimizin tanıtım merkezidir. Dost, arkadaş ve sevgilinin buluşup sırlarını, dertlerini, mutluluklarını, çaylı-kahveli sohbetler eşliğinde yudumladığı mekanıdır. 
Atamızın ayak bastığı, şairlerimizin şiirlerini yazdığı, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayip Uslu’un posta vapurlarının yolunu beklediği kayalıktır. Behcet Necatigil’in Oktay Rıfat’ın evidir. Sabahattin Ali’nin balkon manzarasıdır. Orhan Veli’nin ölümsüz Zonguldak mısralarının ilham kaynağı çiçekli bahçesidir. Behçet Kemal Çağlar’ın okul çıkışı koştuğu sokağıdır. Maden şehrinin kutsal mekanıdır…
Güneşin renk cümbüşü içinde batışının her anı farklı lezzet veren kent balkonumuzdur…
Sahil bandı; Atlı Atatürk, İnönü ve Şehit heykelleriyle başlayan, Sahil Sıhhiye binası, parklar, bahçeler, beton iskele, yolcu kabul evi, işçi müdürlüğü, liman başkanlığı, mühendisler lokali, yanındaki eski iskele ve kentin abidesi (Şarjman Rapid) hızlı kömür yükleme iskelesiyle de bir endüstriyel mirastır. Devamındaki ulaştırma ve liman şantiye binası, tesisler, dehlizler ve tüneller, bir-çeyrek asırlık tarihi rıhtım ve yıllanmış liman taşları şehrimizin tarihi dokusu ve kültür mirasının ard-arda sıralanmış bütünlüğüdür. 
Kentimiz son yıllarda alzheimer hastalığı gibi hafıza kaybına uğramıştır. Elimizde kalanları koruyarak değişime uydurabilirsek hastalığının ilerlemesini durdurabiliriz. Tarihi dokuyu koruyarak yeni projeler gerçekleştirebilirsek bu hastalığı ancak yenebiliriz. Elimizde kalanları doğru kararlar uygulayarak gelecek nesillere gururla teslim edebiliriz.
Kaybettiğimiz valilik binası, Ereğli Şirketi (İşçi Müdürlüğü), Sahil Sıhhiye ve kentin simgesi beton iskelenin yok olması bu hastalığın başlama sebebi değil midir?... Yerlerine daha iyisi diye koyduğumuz; vilayet sarayı, adliye sarayı, kulağımızda sadece çınlaması kalan balıkçı motor sesleri, kentin dünyaya açılan kapısı beton iskelenin üstüne çekilen tuğla duvarları da hastalıklı değil midir?
Yeni sahil projesi kapsamında ilk kazmanın vurulduğu içinde bulunduğumuz şu günlerde temennim odur ki!, “Geçmişte yaptığımız tarihsel ve kültürel değerlere yapılan hataların tekrarını yaşamayalım...  Kent miraslarımızın doğal dokusu daha fazla bozulmadan yeni projeleri hayata geçirelim…”
ESKİ İSKELE VE ÇEVRESİNİN İŞLEVSELLİĞİNE DAİR BİR ANEKDOT…
Zonguldak limanındaki eski vapur seyahatlerinin hatıraları bitmiyor. Yolculuk boyunca yaşananlar, mutluluklar, ayrılıklar ve kavuşmalar. Vapurların liman önündeki, rıhtıma bağlı bekleyişleri, ağır manevraları, geceleri güverte ve kameralarının parlayan ışıkları. Rıhtımda bekleyenlerin kavuşma sevinçleri, uğurlamaya gelenlerin hüzünlü bakışları. Ufukta kaybolurken ardında bıraktığı dümen suyunun köpüklü izi unutulmuyor…
Romantizmle birlikte yaşam mücadelesinin de yaşandığı o deniz vasıtaları hep güzel kalmış hatıralarımızda. Bu yazımda vapurların biraz teknik durumlarından da bahsedeceğim, Zonguldak sahilinde geride bıraktıkları son izlerinden de…
Karadeniz hattı yolcu vapurları İstanbul’dan hareket ettikten kısa bir süre sonra Karadeniz’in boğaz çıkışı azgın sularında yol alırken, geminin telsiz zabitleri ilk iş olarak Zonguldak acentesiyle telsiz telefon irtibatı kurarlardı. O yıllardaki teknolojik imkanlar şimdiki gibi anlık değildi. Kalplerimiz gibi hayatlarımız da düşük ritimde atıyordu... 
Eski Zonguldak limanı dönemin en işlek limanlarından sayılırdı. Deniz trafiği birincil ulaşım aracıydı… Karayolu ve demiryolu bağlantısı olmayan ve ya yetersiz olan bir sanayi kentiydi. Yolcu trafiği tarifeli, tarifesiz gemilerle yapılabiliyor. Dış-dünya ile bağlantısını denizyolları ile sağlanabiliyordu. 1936 yılından sonra Irmak üzerinden Ankara hattı demiryolu ve 1950’li yılların ortalarında büyüyen karayolları ağıyla ulaşım imkanları ancak genişleyebildi.
Eskilerin kamaralı, yataklı-yataksız ve ya güverte üzerinde süregelen vapur yolculukları, şimdilerin her durakta yolcu indirip bindiren belediye otobüs yolculuklarının uzun süreli versiyonlarıydı sanki… Vapurlar asıl uğrak limanlarından ayrı olarak, tıp ki şimdiki belediye otobüsleri gibi durak harici zorunlu yolcu indirip bindirdiler. Çünkü kıyı şeridindeki her yerleşim, her kömür işletmesinin deniz yolculuğundan hariç bir ulaşım vasıtası yoktu. Küçük koylar limandı, iskelelerde yolcu durakları sayılırdı. 
İstanbul’dan Karadeniz’e hareket eden yolcu vapurunun ilk telsiz iletişimi kurduğu liman da… Karadeniz’den dönüşünde son iletişim kurduğu liman da yine Zonguldak limanıydı… Denizcilik İşletmelerine bağlı bu vapurlardaki yolcu hareketliliği gereği, duruş noktalarındaki yolcu indirme ve bindirme durumları bir sonraki varış durağına önceden yolcu kapasitesinin bildirilmesi ile düzenlenebilmekteydi. Bu işi kolaylaştıran en önemli vasıtaları, vapurun telsiz zabitinin gideceği limanın deniz yolları acentesiyle kurduğu bilgi iletişimiyle mümkündü…
Beton iskelenin hemen yanında bulunan Zonguldak Deniz İşletmeleri (Binası) acentesin de görevli memur aynı zamanda vapur ile bağlantı halinde bulunduğu telsizden de sorumluydu. Vapurun karadaki irtibat memuruydu. Yolcu seyahat biletlerinin temin ve tasnifinden sorumlu olduğu gibi, vapurlara yük ve yolcuların tahliye-tahmil, taşıyıcı motorların ücretlerinden de onlar sorumluydular. Vapurların yakıt, su ve erzak işlemlerinin karadaki yetkili bürosu da yine bu acentelerdi…
Konuyu daha kolay kavramak için İstanbul’dan Karadeniz’e hareket eden Kadeş vapurunun Karadeniz sularında, kısa dalga telsiz telefon zabitinin, ilk varış limanı Zonguldak Deniz Acentesi ile yaptığı bir telsiz konuşmasını örneklersek;
Telsiz zabiti: Zonguldak Deniz Acente, arayan Kadeş
Zonguldak acente: Kadeş, burası Zonguldak acente dinliyorum
Telsiz zabiti: Zonguldak acente, vapurda üç adet iki yataklı kamera boş olup toplam onaltı kişi Zonguldak limanında iniş yapacaktır… Bilginize…
Zonguldak acente: Kadeş anlaşıldı… Zonguldak’tan Trabzon’a dört kamaralı yolcu, on dokuz adette kamerasız yolcu biletim var. 
Telsiz zabiti: Zonguldak acente, anlaşıldı, tahmini on altı saat sonra liman ağzında oluruz. Hava durumu dahilinde tahliye yapılacaktır.
Zonguldak acente: Kadeş anlaşıldı… Tahmini hava ve deniz durumu normal, motorlar tahliye için hazır bulunacaklar… Selametle…
Telsiz zabiti: Anlaşıldı, görüşmek üzere…
Beklenen süre geçer… Acente bekleme salonunda hazır bulunan yolcular ve eşyalar tekrar kurulan telsiz telefon iletişimiyle harekete geçerken, eş zamanlı olarak beton iskele önünde bekleyen motorcular da Baklaya burnundan çıkan vapurun gövdesiyle ve buharla çalışan düdüğünden çıkan iki uzun kükreme sesiyle hazır hale geçerler. Yolcular acente bekleme salonundan, tahta valiz, çuhalara sarılı bohçalarını sırtlanıp, beton iskelede bekleyen taşıma motorlarına binerler, ip cambazı gibi dengede durma mücadelesi vererek yolculuğun ilk adımına sandal üzerinde başlarlar. İskelede, uğurlamaya gelen yolcu yakınlarının hüznü, biraz sonra tekrar geri dönecek sandallardaki yakınlarını karşılayanların sevinciyle mutluluğa dönecektir…
Bu vapurlar, 1957 yılında tamamlanan yeni liman açılana kadar beton iskeleyi kullandılar yada hava şartları, yolcu ve yük durumuna göre liman ağzında beklediler. Beton iskele, Deniz Yolları Acentesi ve iskele meydanı üçgeni uzun bir dönem kentin ulaşım merkezi olarak kullanıldı. Bu saha, kentin ticaret, yolcu karşılama ve uğurlama merkezi olarak da bilinir… 
İlerleyen zamanda, 1957 ile 1961 yılları arasında yolcu vapurları karşıdaki direk rıhtımına paralel kıçtan-kara bağlanarak yolcu ve yük tahliyesi yaptılar. 1961 yılından sonra kılavuzluk hizmetlerinin büyümesiyle şu an halka kapatılan eski rıhtımdaki yeni yerlerinde yolcu ve yük indirip, bindirdiler. Bu durum ta ki yolcu vapur seferleri sonlandırılana kadar devam etti…
Beton iskele, Deniz Yolları Acentesi ve iskele meydanı üçgeni eski ve yeni Zonguldak’ın özel sahası olmaya devam ediyor. Beton iskelenin mimarisi, kullanışlı konumu sinema filmlerine bile konu olmuştur. Bu saha yaşanmış hatıralar bakımından saklı bir tarih barındırmaktadır. Korunması birincil öncelikte kent kültürü sayılır…
ZONGULDAK DENİZCİLİK İŞLETMELERİ ACENTE BİNASI…
(YOLCU KABUL VE BEKLEME SALONU)
İnşaatına, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Kurumu tarafından 1950 yılında başlatılan bina 1952 yılında hizmete açıldı. Aynı tarihlerde Zonguldak limanı, yükleme tesisleri ve merkez lavuarının da inşası sürmekteydi.
Liman tesislerinin bitirilmesi, kapasitesinin artması ve yolcu gemisi trafiğinin de çoğalması bu kurumun önemini arttırmıştır.
Acente binası tamamlandığında, memur odası, yolcu bekleme ve kabul salonu, müdüriyet, depo ve haberleşme odasından oluşan tek kat üzerine inşa edilmiş toplamda dört personel ile hizmete başladı.
Binada kurum müdürü Ramis Karakaşoğlu’ydu. Karakaşoğlu aynı zamanda Zonguldak belediye meclis üyesi,  yardımseverler Zonguldak temsilcisi ve 1961 yılı Adalet Partisi 13’üncü dönem Zonguldak milletvekiliydi.
Ramis Karakaşoğlu’nun 29 Mart 1969 tarihindeki ölümünden sonra kurumun işlerini 1955 yılında işe başlayan yardımcısı İlhan Ersoy devraldı.
Kurum çalışanlarından, karadan gemiye sandalla evrak taşıyan, evrakçı Mithat’ta limandaki tarak’ın iskeleye bağlı halatının kopup çarpması sonucu hayatını kaybetmişti.
İlhan Ersoy ismi, Zonguldak’ta Deniz İşletmeleri Kurumuna bağlı köklü geçmişe sahip bir isimdir. Dedesi; Çanakkale-Seddülbahir’den Zonguldak’a 20 Ocak 1934 tarihinde, Fener Mahallesindeki Deniz Feneri işletmecisi Mehmet Emin Ersoy’dur. Mehmet Emir Ersoy’un iki çocuğundan biri İlhan Ersoy, Denizcilik İşletmeleri Zonguldak Acentesi’nde, kızı Nazmiye Algır ise babasının emekliliğinden sonra Deniz Feneri görevlisi olmuştur. Fenerin son işletmeciliğini annesinden devralan merhum Semih Algır sonlandırmıştır.
Zonguldak Deniz İşletmesi Acentesi amiri İlhan Ersöz dönemi deniz trafiğinin en hareketli zamanına denk gelir. Karadeniz hattı Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı yolcu gemilerinin tarifeli bilet satışı, yük ve eşya taşımacılığı, gemilerin erzak ve yakıt ikmallerinin sorumluluğu da acente üstlenmiştir.
Kuru yük gemilerinin evrakının takibi ve Fener Rusum’larının tahsilini de acente yapmaktadır.
Kıyı Emniyeti İşletmeler Genel Müdürlüğü’nün iş takiplerini, Zonguldak’tan Ereğli ve İskenderun’a taşınan kömürün D.B. Deniz Nakliyat T.A.Ş. şirketine bağlı “Balıkesir, Bursa, Burdur ve Bitlis” kuru yük gemilerinin Zonguldak liman hizmetlerini de yine bu acente takip etmiştir.
İlhan Ersöz, 12 Nisan 2002 tarihinde vefat edince işi oğlu Burak Ersöz devralmıştır. Bu dönemde yolcu gemileri seferleri kalkmış, yerli kömür satışının yerine ithal kömüre geçmesi, acentenin işlerinde düşüş göstermiştir. Türkiye Denizcilik İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü, acentenin çalışabileceği kadar alanı bölmüş diğer kısımları kiraya vererek kendine gelir sağlama yoluna gitmiştir.
Acente binasını, Burak Ersöz işletilmeye devam ediyor. Yolcu bekleme ve kabul odası duvarları tarihi dokuyu korumaya direniyor. Yolcu salonunda vapuru bekleyen yolcuların sesleri çınlıyor. Duymak, için sadece sevmek ve korumak yeterli…
Alıntı: Yüksel Yıldırım
Zonguldak Nostalji
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner228

MTA’DA COVİD-19 ŞOKU!

Haberi Oku