Çok zengin ve bir o kadarda çeşitliliği olan Zonguldak yöresi ormanları, bu alanlarda yaşayan köylüler için hep işkence oldu. Osmanlı toplumsal yapısı gereği ailelerin zorunlu ikamete tabi tutuldukları yörede, ormana bağlı olarak ağaç işçiliği-ustalığı gelişti. Bu nedenle 16.yy. da Bartın, Amasra ve Zonguldak’ın da bağlı olduğu Devrek yörelerinden, toplanan gemi yapım ve ağaç işleri ustaları çalıştırılmak üzere Osmanlı hakimiyetinde olan Kırım/Kefe ye gönderiliyordu. Tersanenin ihtiyacı olan ve gemi yapımında kullanılan kerestenin ormandan temini için 1840 yılında, Devrek, Yenice, Zonguldak yöre köylüsü ormanda zorunlu çalışmaya tabi tutuldu. Bu tomrukların depolanıp gemiyle sevk edildiği yerlerden birisi de Zonguldak merkezdeki eski tahta iskeleydi. Burada aynı zamanda tersaneye bağlı bahriye subay ve erleri görevliydi. Zonguldak ve yöresi ormanlarından her yıl kesilen 80 gemi dolusu şimşir, kestane, ıhlamur ve meşe tomrukları buradan İstanbul’a sevk ediliyordu.
İbrahim Efendinin kardeşi Halil Akça’nın; dedelerinin babası Ali Kaptanın 1810 yılında kereste yüklemek için Zonguldak’a geldiğini söylemesi bu belgeleri doğruluyor.       
Zonguldak merkezinin sazlık-otluk, bataklık olması doğal olarak sivrisineklerin çok olması demekti. Sivrisineklerin yanı sıra sahil kesiminin ve sahile yakın yamaçların kış aylarında şiddetli rüzgar alması iskan açısından olumsuzluklar yarattığı için yöre halkı tercihini vadi arasına yaptı. Çağlı köyü sahilden uzak bir yerleşim yeri olmasına rağmen Zonguldak bu köyün sınırları içindeydi.    
1840 yılında orman mükellefiyetine tabi tutulan yöre köylüsü 1867 de maden mükellefiyetine de tabi tutuldu. Yani mecburi-zorunlu olarak hem ormanlarda hemde madenlerde çalışıyordu. 1750–1950 yılları arası, ülkeyi yönetenlerin yöre halkına kan kusturduğu acı dolu yıllardı. Bu yıllarda Osmanlının değişik cephelerinde savaşta, yaz-kış orman kesimi ve kesilenlerin taşınmasında, maden ocaklarında binlerce yöre köylüsü can verdi, sakat kaldı. Çağlı köyünün yoksul halkı da kömür öncesi ve sonrası sahile en yakın olması nedeniyle bu zulümlerden fazlasıyla etkilenen köyler arasındaydı.
1877 yılında, Zonguldak’ın Ereğli kazasına bağlı bir nahiye olmasıyla birlikte Çağlı köyü küçülmeye, Zonguldak büyümeye başladı.
Müftü İbrahim Akça Efendi:
Dedesinin babası Ali Kaptan, 1780 İstanbul/Samatya doğumlu. Bu nedenle “Samatyalızade” olarak bilinir. İstanbul’dan Zonguldak’a tomruk-kereste almaya gelen Ali Kaptanın gemisi fırtınalı bir havada karaya oturunca, Ali Kaptan bir süre zorunlu olarak Zonguldak’ta kaldı. Köyün muhassılı ( Devlet adına vergi toplayan) olması nedeniyle saray tarafından verilen yetkiyle ormandaki direklerin kesilip sahile indirilmesi işini köylülere yaptıran, Çağlı köyünden Küçük İsmail Ağa ile tanıştı. Bu tanışıklık Küçük İsmail’in kızı Fatma ile evlenmesiyle akrabalığa dönüştü. Ali Kaptanın bu evliliğinden üç oğlu oldu.   
Bunlar:
1-Kara Ahmet: İbrahim Efendinin dedesi. Soğuksu semti ve yeni yıkılan lavuarın bulunduğu arazinin ilk sahibi.
2-Kara Osman: Ontemmuz-Soğuksu semti arasındaki Osman çayırının ilk sahibi.
3-Kara Abdi.
İbrahim efendinin babası, Molla Durmuş: EKİ Çaydamar işçi pavyonları( şimdiki çevik kuvvet karargahı) üzerindeki arazinin ilk sahibi.
1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunundan sonra İbrahim Efendi ve kardeşi Halil, “Akça” soyadını aldılar.
1869 yılı tarihli “ Maarifi Umumiye Nizamnamesi” ile her mahalle veya köyde “sübyan” mektepleri öğrenime açıldı. Masraflarının yerel halk tarafından karşılandığı, köy veya mahalle imamlarının ders verdiği 5–10 yaş çocukların okuduğu bu “Sübyan” mektepleri 4 yıllıktı . 1872’de,Çağlı köyünde doğan İbrahim Efendi, ilköğrenimini kendi köyündeki bu mektepte gördü. Orta öğrenimini “Ereğli Ali Molla Medresesinde” gördü. 3 yıllık bu eğitimin ardından yüksek öğrenim görmek için, İstanbul Süleymaniye Cami Dökmeci Medresesine gitti. 21.Kasım.1903 de üstün başarı ile buradan mezun oldu. 15.Mayıs. 1904 de Zonguldak Müftüsü olarak tayin edildi. 08. Mart.1913–19. Ağustos. 1915 arası vekaleten Zonguldak Kadılığı yaptı . Yaptığı tek evlilikten Şaban adını verdiği bir oğlu oldu.
1918 de İstanbul’un işgali ve Meclisin kapatılması ile Osmanlı topraklarında oluşan otorite boşluğunu fırsat bilen emperyalist güçlerin Anadolu’yu işgal etmeye çalıştıkları bir dönemde, işgalci güçlerin tümünün 80 yıldır sermaye yatırımlarının olduğu Zonguldak Taşkömürü havzası yabancı, işbirlikçi-yerli sermaye çevrelerinin en önemli stratejik noktalarından biriydi. Yöneticilerin iki seçeneği vardı. Ya, İngilizler ve diğer emperyalist ülkelerle işbirliği yapan ve aynı zamanda yerel yöneticilerin üst makamı olan Saray ve çevresinden yana olmak. Ya da Saray tarafından yani yerel yöneticilerin üst makamları tarafından “Hain-Dinsiz” ilan edilen Mustafa Kemal ve ona bağlı olan, Müdafaai Hukuk ve Kuvvayi Milliye saflarında yer almak.   
İbrahim Efendi başta olmak üzere yöredeki Yurtsever din adamları işgalci güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren M. Kemal, Müdafaai Hukuk ve Kuvvayi Milliye saflarında yer aldılar. 
28. Ekim. 1919 da Ethem Beyin Başkanlığını yaptığı Müdafaai Hukuk Cemiyetinin kurucusu olan İbrahim Efendi, ilk kuruluştan 30 gün sonra Zonguldak Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı oldu .
Devrek Müdafaai Hukuk Başkanı Abdullah Sabri Efendi ve Beycuma Müderrisi Hüseyin Efendi ile Zonguldak yöresi yerleşim yerlerini tek tek dolaşıp işgalcilere karşı halkı örgütlediler. Ankara’da BMM nin bile açılmadığı ve hukuken İstanbul’da Şeyhülislam’a bağlı olmalarına rağmen ve sonlarının ne olacağını bilmeden Saraya baş kaldıran bu yurtseverler her gün her saat bölgedeki gelişmeleri Mustafa Kemal’e bildiriyorlardı.
İbrahim Efendinin, Mustafa Kemal’e gönderdiği onlarca rapor-telgraflardan biri:
Tarih:17.Temmuz. 1920- “ BMM buradan ihraç edilen kömürlerin beher tonundan Müdafaai Milliye namına ihtiyaçlarını giderinceye kadar devam edecek şekilde hükümete birer lira verilmesi suretiyle bir meblağ alınması hakkında bir geçici kanun çıkarılacak olursa aylık atmış bin lira temin edilmiş olunacaktır. Bu şekilde Müdafaai Milliye için gelir sağlandığı gibi bunun ne madenlere ve ne de kömür amelesine zararı dokunmayacaktır. Zira söz konusu meblağ, kömür alım satımı ile iştigal eden ve bu yönden zengin olan İstanbul tüccarlarının cebinden çıkacaktır”.
İbrahim Efendinin gönderdiği bu raporu alan M. Kemal, 12. Ağustos 1920 de “ Ereğli ve Zonguldak Bölgelerinden ihraç edilecek olan kömürden alınacak olan gümrük-ihracat vergisi ile ilgili kanun tasarısını BMM başkanlığına bizzat kendisi sundu ”. 
M. Kemalin hazırlayıp Meclise sunduğu tasarı üç gün sonra 15.Ağustos’ta kanunlaştı. Bu kanuna göre “ Savaşan orduya mali kaynak sağlanması için; BMM. Tarafından, Ereğli ve Zonguldak’tan çıkarılıp ihraç edilecek kömürlerin beher tonundan; yıkanmış olanlardan 3,yıkanmamış olanlardan 2 lira alınacak”.
Bu kanundan sonra alınan vergiler savaşan orduya büyük katkı sağladı.   
1935 yılında vefat eden İbrahim Akçanın cenazesi; Zonguldak Belediye itfaiyesi üzerinde şimdi Tarım İl Müdürlüğü ve okul bulunan alandaki eski On Temmuz mezarlığına defnedildi. 1960 yılında bu mezarlıkla beraber, eski Hal binasından Sanayi’ye kadar uzanan Hıristiyan mezarlığı da buradan kaldırıldı. Bu kargaşa da İbrahim Akça’nın mezarı kayboldu.
Emperyalist işgalcilere ve işbirlikçi din adamlarının karşısına Anadolu halkını örgütleyerek karşı çıkan yurtsever din adamlarını saygıyla anıyorum.
 
Not: Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu’nun, çok geniş kapsamlı bir eseri olan ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından birinci baskısı 2002 de yapılan 700 sayfa iki ciltlik “Milli Mücadelede Din Adamları” adlı eserde ulusal kurtuluş savaşı içinde yer alan din adamlarının tamamının adı, fotoğrafları ve sayfalarca özgeçmişleri yazılı olmasına karşılık Müftü İbrahim Akça’dan sadece iki yerde ( Cilt 1. sayfa:26–52) ve sadece isim olarak geçmesini kınıyorum.                                                                                 ************************   **************************************************
NOT; Ben İbrahim efendinin yaşam öyküsünü yazmakla görevimi yaptım . Şimdi sıra kentin seçilmişlerinde onlarda bu halk önderini yaşatmak için adını bir caddeye vermeliler.