29.03.2018, 00:01 6734

Karadeniz’i bekleyen büyük tehlike: Filyos Vadisi Projesi

Hükümetler, neoliberal politikaların tarumar ederek üreten yüzünü yok ettiği Zonguldak’ta, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren sürekli Filyos Projesi teranesi anlatıyor. İşsiz, aşsız, geleceksiz bırakılarak göçe zorlanan insanlara bölgenin en değerli ekosisteminde hayali fabrikalar, büyük istihdam gücüne sahip işletmeler vaat ediliyor. Son yıllarda “Abdülhamit Han’ın rüyası” sosuna bulanarak ideolojik bir kılıf da uydurulan proje, içinde, tüm Karadeniz’in kâbusu olacak tehlikeler barındırıyor. Bir bölgesel kalkınma projesi olarak sunulan çalışmanın kapsamında, termik santrallerden petrokimya tesislerine; demir çelikten çimento fabrikasına kadar kirli teknoloji ürünü pek çok yatırım bulunuyor. Her ne kadar Bilim Sanayi Bakanı Faruk Özlü, yöreye yaptığı ziyarette düşünülen yatırımların 3Y ile formüle ettiği “yerli, yeşil ve yenilikçi” olacağını söylese de, bu doğrultuda atılmış hiçbir adım bulunmadığı, bölge için üretilen tüm strateji belgelerinde, kirli yatırımlar liste halinde yerini koruyor. İşsizlik ve göç baskısı altında ezilen halkın sabırsızlıkla beklediği projeye, ekoloji örgütleriyle sol partiler gibi dar bir çevreden itiraz gelirken, egemen siyaset, her dönemde seçim malzemesi olarak kullanıp oya tahvil etmeye çalışıyor. Bu kapsamda atılan en küçük adımlar bile “müjde” çığlıklarıyla manşetlere çekilip belediye hoparlörlerinden anons edilirken, sahnelenen tuluat alay konusu haline geliyor. Ancak özellikle çevre örgütleriyle konu üzerine çalışan bilim insanları, işin hiç de şakaya gelir yanı olmadığını ifade ediyor.

 
FİLYOS IRMAĞI ve VADİSİ
Bu küçük girizgâhtan sonra konumuza girebiliriz. Sorunu tam olarak anlayabilmek için Batı Karadeniz’in en önemli akarsuyu Filyos Irmağı’na ilişkin bazı bilgileri vermek gerekiyor. Bolu’da doğup Karabük’ü geçtikten sonra Zonguldak sınırları içerisinde Devrek Çayı ile birleşen 228 km uzunluğundaki Filyos Irmağı, Çaycuma ilçesine bağlı Filyos beldesinden Karadeniz’e dökülüyor. Adını döküldüğü yerden alan ve beş ilin sınırlarını aşan bu deli akışlı ırmağın kendi gibi adı da bereketli. Çünkü doğduğu bölgeden başlayarak geçtiği yerlerde Köroğlu Deresi, Yenice Çayı, Devrek Çayı gibi başka başka adlar alıyor. Söylemeye gerek yok belki, başta Karabük Demir Çelik Fabrikası olmak üzere çeşitli fabrikaların atıkları, kanalizasyon suları ve evsel atıklarla kirletilen ırmağın, kum-çakıl ocaklarının faaliyeti nedeniyle jeomorfolojik yapısı, akış rejimi de bozulup, su kıyısı habitatı değişime uğruyor. Irmak bin yıllardır taşıdığı alüvyonlu toprakla, özellikle Çaycuma ilçesi ve çevresinde geniş düzlükler, tarıma son derece elverişli bereketli alanlar oluşturarak yöreye can veriyor. Irmağın aktığı vadi, bu bereketinin yanı sıra gerek barındırdığı endemik türler, gerek kendine özgü ekosistemi açısından da önemli bir ekolojik değer taşıyor. Nehir deltası boyunca uzanan sazlıklar kuşlar için çok önemli yerleşim alanı olduğu için Türkiye’nin de taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında mutlak koruma altında olması gerekiyor. Yine aynı bölge, balık üretimine çok uygun su derinliğine sahip olması ve nehrin taşıdığı besin nedeniyle balık üretimi için uygun koşullar taşıyor.




ÖNEMLİ BİR TÜR ZENGİNLİĞİ BULUNUYOR
Bülent Ecevit Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Sözen’e göre, ırmağın denize döküldüğü bölge bir delta yapısında olduğu için, tıpkı diğer deltalar gibi, biyolojik çeşitliliği oldukça zengin bir bölge olarak öne çıkıyor. Delta kumulları, sazlık alanları, çalılıkları, gölleri, akarsuyu ve sahilleri ile büyük bir ekosistem zenginliği bulunan ırmağın delta ve yakın çevresi 287 kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Zengin bir kum zambağı popülasyonuna sahip olması, Kilyos peygamber dikeni gibi endemik türlerin bulunması, su samuru tosbağa, benekli su kaplumbağası gibi Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesli tehlikede olan veya tehlikeye yakın olarak listelenen nadir türleri barındırması, önemli bir tür zenginliği bulunduğunu gösteriyor. Bu zenginlik aynı zamanda büyük bir ekoturizm potansiyeli de taşıyor. Bunların yanında Filyos nehrinin denize açıldığı bölge özellikle amatör balıkçılar ve kara avcılığı yapan avcılar için önemli bir avlanma ve rekreasyon alanı konumu taşıyor.
 

ORMAN VE BİTKİ ÖRTÜSÜ ÇOK ZENGİN
Yöreyle ilgili çalışmalarıyla bilinen Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Atmış, bir sanayi öncesi imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğunun, Ereğli-Bartın-Amasra-Sinop’a kadar uzanan (eski Paflagonya) Karadeniz sahili ve gerisindeki dağlık alanın ormanlarla kaplı olduğunu söylüyor. Atmış, “Ekonomik ve Ekolojik Sürdürülebilirlik Açısından Filyos Vadisi” sempozyumuna sunduğu bildiride yörenin orman zenginliklerini, “Batı Karadeniz Bölümü Türkiye ormanlarının en yoğun yayılış gösterdiği bölümdür. Filyos Vadisinde güneydeki ormanlar, Devrek ve Çaycuma’ya indikçe yerini tarım alanlarına bırakır, fakat kuzeye doğru devam ettikçe yine tepeler başlar ve orman miktarı artar. Vadide öne çıkan korunan alanlar Milli Egemenlik Tabiat Parkı ve Göldağı Tabiat Parkı’dır. Bartın’dan başlayıp Kastamonu’ya uzanan Küre Dağları Milli Parkı bölgedeki en değerli korunan alanlardandır” şeklinde özetliyor.
 

BİR UZUN İNSANLIK ÖYKÜSÜ: FİLYOS
Bu doğal değerlere sahip olan bir yerde, tarih boyunca, insan yerleşimi olmaması düşünülemez elbette. Filyos üç bin yılı aşan tarihi ile içinde müthiş bir insanlık hikâyesi taşıyor. Tarihte Tios, Tion, Billai, adlarıyla da anılan kentin tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanıyor. Tios’u da içine alan Batı Karadeniz bölgesi, o yıllarda Kimmerlerin istilasına uğruyor, bölgede daha sonra Lidya egemenliği de görülüyor. Lidyalıları sırasıyla Persler ve Bithynialılar takip ediyor. Tios, MÖ 4. yüzyılda Herakleia Pontike (Karadeniz Ereğli)’nin egemenliği altına giriyor. Kentin son tiranı Dionysios’un ölümünden sonra tahta geçen karısı Amastris, Tios’un yanı sıra, Sesamos (Amasra/Bartın), Kromna (Kuracaşile/Bartın) ve Kytoros (Cide/Kastamonu) yerleşimlerini ele geçirip, kendi adını taşıyan Amastris kentini kurarak bölgeye hakim oluyor. Ancak iktidarı uzun sürmeyen Kraliçe, kendi oğulları tarafından trajik bir şekilde öldürülerek iktidarına son veriliyor. Uzun yıllar boyunca bazen Pontus bazen de Bithynia devleti arasında el değiştiren kent,  MÖ 70 yılında Roma egemenliği altına giriyor. Bizans İmparatorluğu döneminde bir piskoposluk merkezi olarak dikkatleri çeken Tios, antik çağlar boyunca, önemli bir liman kenti olarak varlığını sürdürüyor. Nehir ve deniz taşımacılığı sayesinde balık, şarap, tahıl gibi ürünlerin ticaretinin yapıldığı bir merkez durumuna gelen kent, Selçuklu ve sonrasındaki Osmanlı dönemlerinde önemini yitirerek küçük bir balıkçı kasabası haline dönüyor. Cumhuriyet yıllarındaysa ateş tuğla fabrikası ve buna dayalı olarak gelişen sanayi ile küçük çaplı bir sanayi ve balıkçılık kenti haline dönüşüyor. 2006 yılında arkeolojik kazılar başlatılan Tios, Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında kazılan tek antik kent olma özelliğini taşıyor. Bir kale - kent (akropolis) olan Tios’da M.Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilen yapı kalıntıları, Hellenistik dönemde inşa edildiği düşünülen Orta Çağ Kalesi, Roma dönemine tarihlendirilen bir tapınak ve bir mezar şapeli yer alıyor. Filyos Vadisi boyunca çok sayıda tümülüs ve kazılmayı bekleyen onlarca ören yeri bulunması, yörenin tarih boyunca insan yerleşimine açık olduğunu gösteriyor.


 
BÖLGENİN EKOMOMİK GÖRÜNÜMÜ
Yazının başında da belirttiğim gibi neoliberal saldırılardan ağır yara alan Zonguldak ve ondan kısa zaman önce ayrılarak il yapıldığı için ayrı düşünülmemesi gereken Bartın ve Karabük bölgesinin ekonomik görünümü şu şekilde özetlemek mümkün görünüyor. Bölgenin başat sektörü olan madenciliğin tüm sektörler içindeki payı 2000 yılında yüzde 49 iken 2013’te yüzde 33’e düşmüş bulunuyor. DPT’nin 2011 yılı gelişmişlik sıralamasına göre Karabük 28’inci, Zonguldak 29’uncu, Bartın ise 48’inci sırada yer alıyor. Kalkınma ajansları sıralamasına göre, 26 bölgeye ayrılan Türkiye’de, bölgeye hizmet veren Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA) 22’inci sırada bulunuyor. 2013 yılında bölgenin nüfusu ülke nüfusunun yüzde 1,33’ünü oluştururken, GSYİH’da ise payı yüzde 0,94 olarak görünüyor. 1960’lı yıllardaki sayılarla karşılaştırılırsa son elli yılda nüfusun Türkiye’deki payı yüzde 2’den yüzde 1,33’e düştüğü görünüyor. Göç almaktan çıkıp net olarak göç vermeye başlayan bölgede kişi başına düşen gelir, Türkiye ortalamasının yüzde 30 kadar altında bulunuyor. Tüm göstergelerde ciddi bir gerileme içinde bulunan bölgeye, “Ya kırk kırk katır, ya kırk satır” dayatmasıyla, bir ekolojik koridor olarak mutlak korunması geren en verimli topraklarında, içinde her türlü kirli teknoloji ürünü yatırım bulunan bir “bölgesel kalkınma projesi” dayatılıyor.
 


FİLYOS VADİSİ PROJESİ
Planlanan Filyos Vadisi Projesi, Filyos Serbest Bölgesi, Filyos Endüstri Bölgesi, Filyos Limanı, taşkın koruma yapıları, sanayi altyapısı ve ulaşım bağlantıları ile entegre bir proje olarak anlatılıyor. Projeye ilişkin olarak alınmış Bakanlar Kurulu kararları ve etki alanı nedeniyle bölgesel bir kalkınma projesi olduğu kabul ediliyor. Projenin hayata geçebilmesi için Filyos nehrinin ıslahı ve Filyos Liman Projesinin bitmesi bekleniyor. 2017 yılı içinde Sazköy civarında üzerinde endemik bitkiler de bulunan sahilde yapımına başlanan limanın çalışmaları sürerken, nehrin ıslah çalışmaları ağır aksak da olsa ilerliyor. Kamu sektörü yatırım projelerinin yanında çok sayıda özel sektör yatırımının da yer alacağı çalışmanın tüm bölge üzerinde etki yaratması bekleniyor. Zonguldak, Bartın ve Karabük illerinin ekonomik yapısında önemli gelişmeler yaratacağı iddia edilen projeyle birlikte işsizlik ve göçün azalacağı, yeni iş kollarının açılacağı, bölgenin önemli bir sanayi ve lojistik üssü haline geleceği söylenerek kamuoyu desteği sağlanmaya çalışılıyor.
 

PLANLANAN TESİSLER DUDAK UÇUKLATIYOR
Projenin bir anlamda takip üssü olan BAKKA belgelerine göre, Filyos, büyük düz alanların çok az olduğu Batı Karadeniz Bölgesi’nde bu özelliklere sahip olması nedeniyle seçilmiş bulunuyor. Yeraltında kömür bulunan her yeri devlet mülkü sayan Havzayı Fahmiyye Kanunu nedeniyle özel mülkiyetin çok az olduğu bölgede, ırmağın taşkın alanlarında bulunan ve halen kullanılmayan arazilere arsa vasfı kazandırılarak bu sorunun aşılması düşünülüyor. Zonguldak İli dışındaki illerde baraj ve sel kapanları gibi tesisler planlanırken, proje sahasındaki yatırımlar sözcüğün tam anlamıyla dudak uçuklatıyor. Bunlar BAKKA belgelerinde, liman, tersane, termik santral, çimento ve toprak sanayi, demir çelik tesisi, serbest bölge, endüstri bölgesi, LPG depolama tesisleri, petrokimya tesisi, refrakter tuğla sanayi, kömür-cevher stok alanı ve depolama tesisleri gibi yatırımlar olarak ifade ediliyor. İnşaatı devam eden Filyos Limanı, Ankara ve İç Anadolu’nun Karadeniz’e ulaşan en yakın limanı konumunda olacağı, bu nedenle bölgeyi bir lojistik üssüne çevireceği iddiasıyla, 25 milyon ton gibi çok büyük bir kapasitesiyle yapılıyor. Liman alanının önemli bir bölümünün dökme yük sahası olarak ayrılması, bölgede kurulması planlanan termik santrallerle başta demir-çelik olmak üzere kömüre dayalı diğer yatırımlar için gerekli ithal kömürün teminine yönelik bir hazırlık çalışması olarak düşünülüyor. Bölgede mevcutların yanı sıra birçok termik santral projesi bulunması bu iddiaları daha da güçlendiriyor.
 

ÇEVRE BAKANLIĞI: FİLYOS DELTASININ KORUNMASI CANLILAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
Yazıya bir alıntı ile devam etmek istiyorum: Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı Milli Parklar Genel Müdürlüğünün yayımladığı bir e-kitapta, “Batı Karadeniz Bölgesi’nde Kızılırmak Deltası ile Sakarya Nehri arasında en önemli alan Filyos Deltası’dır. Nehirlerin denizlere karıştığı alanlarda oluşan deltalar biyolojik çeşitliliğin ve buna bağlı olarak kuş çeşitliliğinin en fazla olduğu yerlerdir. Türkiye’de 472 kuş türü vardır. Zonguldak’ta ise 297 tür belirlenmiştir. Zonguldak tür çeşitliliği açısından Türkiye’deki 10 il içindedir. Ülkede nadir görülen 30 kuş türünden 20’si Filyos Deltası’nda görülmektedir. Filyos Deltası’nın yok edilmesi bu türlerin Zonguldak listesinden kaybolmasına neden olacaktır. Filyos Deltası yalnızca kuşlar için değil pek çok canlı grubu için de zengin bir ortamdır” yazıyor. Okurken insanın içini ısıtan kitaptan kafanızı kaldırıp, gözünüzü bir başka belgeye çevirdiğinizde bu kez kanınız donuyor.

 
İL ÖZEL İDARESİ: TERMİK SANTRALLER FİLYOS’A YÖNELENDİRİLMELİDİR
Kan donduran alıntıyı da, Zonguldak İl Özel İdaresinin yayımladığı “Zonguldak İli 1/25000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Açıklama Raporu”ndan yapacağım: “Yeni kurulacak termik santrallerin yer seçimi planlama bölgesi için büyük önem taşımaktadır. Yer seçiminde, en başta Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmelidir.” Tam Türkiye işi bir garabet. Devletin bir biriminin gözbebeği gibi korunması gereken alan dediği Filyos Vadisi’nde, aynı devletin diğer birimi, doğa düşmanı ne kadar kirli yatırım varsa yönlendirmeye çalışıyor. Garabet bununla da bitmiyor: “Zonguldak ve yakın çevresinin, bu derece büyük bir nüfusu kaldıramayacağı değerlendirilmektedir. Jeolojik açıdan sakıncalı alanlar, tasman riskleri, gelişme alanlarının orman rejimine dâhil alan sınırlarına ulaşması gibi nedenlerle kentsel alanlar eşiklere erişmiştir. Ayrıca, Çatalağzı ve Muslu’da günümüzde var olan ve planlanan termik santrallerin yaratacağı çevresel olumsuzluklar ve kirlilik bu eksende yaşayacaklar için bir diğer risk faktörünü oluşturmaktadır. Bu durumda ikinci alternatif üzerinde durulmuş ve bu alternatif geliştirilmiştir. Filyos Projesine bağlı nüfusun yer seçiminde, Filyos-Saltukova-Çaycuma-Bakacakkadı ekseni göz önünde tutulmuştur.” Özetin özeti şu: Devlet bizzat kendi raporunda, termik santrallerin çevresel olumsuzluk ve kirlilik yarattığını bu nedenle çevresindeki insan yerleşiminin azaltılması gerektiğini söylüyor. Ama yerleşim için önerdiği aksı da ikincil bir termik santral bölgesi ilan ederek, insanları bir başka kirliliğin içine itiyor. Akıl tutulması denen şey tam da bu olsa gerek.
 
BAKANLAR KURULUNUN YAZBOZ TAHTASI
Filyos Vadisi Projesi baştan beri kentte tartışma konusu oldu. Yoğun işsizlik nedeniyle kamuoyundan destek alsa da çevre örgütleri, bilim insanları ve birçok vatandaş karşı görüş bildirdi. TEMA Vakfı, başta Çevre Düzeni Planı olmak üzere pek çok konuda itiraz davası açtı. Kimi vatandaşlar, Bakanlar Kurulunun almış olduğu “acil kamulaştırma” kararının iptali için mahkemelere başvurdu. Bunların neredeyse tamamı kazanılırken, mahkeme kararları bir başka Bakanlar Kurulu kararı ile aşıldı. Yasaları delmek için hülle üstüne hülle yapan Bakanlar Kurulu, vadiyi ilk olarak, 1994’de “Serbest Bölge” ilan etti. Aradan üç yıl geçmeden sınırlarını değiştirdi. 2007’de  serbest bölge tümüyle iptal edildi. Ancak, özellikle yerel politikacıların baskısıyla, 2008’de, ikinci kez yeniden “Serbest Bölge” ilan edildi ve bir yıl sonra yine sınırlarında değişiklik yapıldı. En son 2012 yılında yürürlüğe giren bir Bakanlar Kurulu kararı ile vadinin delta bölümü “Endüstri Bölgesi” niteliğine kavuştu. Son olarak, 01.06.2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile aynı alan, ikinci kez endüstri bölgesi olarak ilan edilerek çalışmalara devam edildi. Her bir karar, bir önceki Bakanlar Kurulu kararını ortadan kaldırdığı için açılan davalar kazanılmış olsa da konusuz kaldığı için düştü.
 
DANIŞTAY KARARLARI YOK SAYILDI
Danıştay acele kamulaştırma yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini henüz projenin çerçevesinin bile çizilmediği gerekçesiyle iptal etti. Danıştay’ın üzerinde durduğu bir başka husus da Filyos Serbest Bölgesi’nin sınırları oldu. Filyos Vadi Projesi 459,5 hektarlık alanı kapsarken, tam 1900 hektarlık bir alanının serbest bölge ilan edilmesindeki çelişkiye değinen Danıştay projeyle ilgili güncel fizibilite raporunun bulunmadığına da dikkat çekti. İncelemesinde, Türkiye’nin de taraf olduğu “Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi”ni (Bükreş Sözleşmesi) dikkate alan Danıştay, kararında, Filyos Serbest Bölgesi’nin sınırları belirlenirken, yapılacak faaliyetlerin doğuracağı çevresel etkilerin yeterince değerlendirilmediğini de belirtti. Bükreş Sözleşmesi’ne göre zaten sıcak bölge sayılan Zonguldak’ta emisyon yayacak yeni tesislerin kurulamayacağına hükmeden Danıştay’ın bu kararı, alınan bir başka Bakanlar Kurulu kararı ile kadük oldu.
 
BU PROJELERİN ZONGULDAKLIYA GETİRDİĞİ İŞÇİ OLMAKTIR
1960’lı yıllarda bölgeyle ilgili ilk planlama çalışmalarını yapan Prof. Dr. İlhan Tekeli, esastan yanlış bulduğu projeyle ilgili olarak yaptığı değerlendirmede konunun bambaşka bir boyutuna değiniyor: “Her zaman ve her yer için geçerli çözümlerin üretilmesinin gerisinde 19. yüzyılın mühendislik mantığıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen kalkınma mantığının evliliği bulunuyor. Oysa günümüzde projelerimizi geliştirirken ekolojinin mantığına yer vermemiz gerekiyor. Ekoloji mantığının nasıl çalışacağını kavrayabilmek için, her proje için, ‘Bu kimin projesi’ sorusunu sorarak işe başlayabiliriz. Zonguldak ekonomisine damgasını vuran ister kömür, isterse demir çelik olsun, bunların Zonguldaklının projesi olduğunu söyleyemeyiz. Bunlar dışarısının projesidir. Zonguldaklıya getirdiği işçi olmaktır. Zonguldaklılara onun ötesinde bir gelecek vadetmemektedir. Zonguldak için, Zonguldak’ın dışından geliştirilen projelerin kendi iç bütünlüğü ve mantığı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha başlangıçta müzakere edilmeye kapalıdır. Bir proje Zonguldaklıya sadece bu projelerde çalışma rolünü veriyorsa, dışarıdan dayatılıyor demektir. Bu durumda yerelin özgür iradesinin ortaya çıkması engellenmiş demektir. Yerelin pazarlık gücü ortadan kalktığı gibi, yaratılan çevre sorunlarına yerelde yaşayanlar katlanmak durumunda kalmaktadır. Geçmişin paradigmalarına hapsolanlar bunu rasyonellik adına gerçekleştiriyor. Ulus devlet adına hareket ettiğini söyleyerek, merkezin yerele dayatmasını günümüzün demokrasi standartları içinde kabul etmek olanağı bulunamaz. Bu bağlamda yerelin yaşam kalitesi konusundaki talepleri görmezden gelinemez. Bu nedenle günümüzde siyasetin somut projeler ya da programlar üzerinden yapılmaması demokrasi açısından sorunlara neden olmaktadır. Topluma önerilmesi gereken programlardan çok süreçlerdir. Yerelliklerin hangi süreçler içinde geleceğinin ortak projelerini üreteceğine açıklık kazandırılmalıdır. Süreçler yerel halka açık kaldığında, bir bölge halkının Filyos Projesi’nde olduğu gibi hayalet projelerle uyutulması olanağı da kalmaz” diyor.


 
SONUÇ OLARAK
İlhan Hoca’nın da işaret ettiği gibi Zonguldak havzasıyla ilgili yapılan tüm planlamalar, kentsel vizyon, gelişim kurgusu halkın katılımı olmadan, dışarıdan bakışla yapılıyor. Planlama süreçlerine yerel aklın dahil edilmemesi, süreçler değil projeler üzerinden yürünmesi dıştan müdahaleleri kolaylaştırırken, demokratik bir sürecin işlemesini de engelliyor. Ekolojik kaygılarla birleşen yerel arayışların bölge gerçekleriyle daha çok örtüşen sonuçlar yaratacağı, daha demokratik bir planlama sürecini ortaya çıkaracağı herkesçe biliniyor. Türkiye’de ormanlar, tarım alanları hızla tahrip edilirken ülkenin akciğerleri konumundaki Batı Karadeniz ormanları insan yerleşimi, madencilik faaliyetleri ve sınırsız kalkınmacılık anlayışının dayattığı kirli teknolojiye sahip yatırımlar nedeniyle büyük tehdit altında bulunuyor. Zengin ormanlık alanın tam ortasında bulunan Filyos Vadisi geliştirilen proje ile yeni bir kirlilik odağı olmaya aday görünüyor. Yapılması düşünülen tüm yatırımların ya ormanlık alanda, ya tarım arazisinde, ya da Filyos Irmağı’nın oluşturduğu alüvyonlu araziyle sulak alanlar üzerine planlanması, sürecin nasıl bir gözü dönmüşlükle yürütüldüğünü gösteriyor. Oysa vadi eşsiz ekosistemi, zengin flora ve faunasıyla tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, orman ürünleri gibi üretimler açısından zengin bir potansiyel taşıyor. Bu potansiyelin desteklenmesi durumunda, hiçbir kirli teknoloji ürünü yatırıma gereksinim duymadan çok daha iyi bir ekonomik gelişim, refah düzeyi çok daha yüksek bir bölge yaratılması mümkünken, enerji, demir-çelik ve inşaata dayalı yanlış ekonomik patikada ısrar ediliyor. Ülkede tarımının yıkımına koşut olarak, vadide geleneksel olarak yapılan mandacılık, kestane balcılığı, yaş sebze gibi özgün üretimlerin sönümlenmesi, aile tipi küçük üreticilikten daha çok şirketleşmenin teşvik edilmesi, bölgedeki ekolojik ve yerli tohuma dayalı üretimin sona ermesi tehlikesini de doğuruyor. Ülkeye örnek bir yeşil ekonomik dönüşümün yapılması mümkün olan vadide, bu olanaklar ısrarla göz ardı ediliyor.
 
Filyos Vadisi’nin tarihi-arkeolojik birikimi, ekolojik zenginlikleri, henüz bozulmamış peyzaj özellikleri bağrında büyük bir turizm potansiyeli de taşıyor. Yeşil ekonominin önemli bir sektörü olan ekorturizmin gelişebilmesi için Filyos’ta doğa, tarih, kültür gibi çeşitli rotaların belirlenerek turizmin çeşitlendirilmesi; trekking, festival, şenlik, buluşma, kampçılık, kestane hasadı, kuş gözlemi gibi kavramlarla zenginleştirilmesi büyük önem taşıyor. Tüm bunlar dururken kirli teknoloji ürünü yatırımlarda ısrar edilmesi akılla açıklanmaya muhtaç bir durum arz ediyor. “Ülke sanayisi için Kocaeli-Sakarya aksı gibi yeni bir sanayi odağı oluşturacağız” denilerek çıkılan yolun, yeni bir Dilovası yaratılmasına varacağı çok açıktır. Bölgede Ereğli ve Karabük demir-çelik fabrikaları, Çatalağzı-Muslu beldelerinde görenin dudağını uçuklatan termik santraller bloğu gibi yoğun kirleticiler varken, buna bir de Filyos’un eklenmesi, Karadeniz’in ormanı, havası, suyu, deniziyle geri döndürülemez biçimde tahrip edileceği anlamına geliyor. Bu konuda bölgeyi aşan bir duyarlılık yaratılmadığı takdirde tehlikenin çok da uzak olmadığı çok açık şekilde görnüyor.
 
KAYNAKLAR
1.(http://bakkakutuphane.org/upload/flip-page/Zonguldak-ili-125000-Olcekli-Cevre-Duzeni-Plani/HTML/index.html#39/z)
2.file:///C:/Users/Pc/Desktop/Filyos-Vadisi-Projesi%20Mehmet%20Çetinkaya.pdf
3.Ekonomik Ekolojik Sürdürülebilirlik Açısından Filyos Vadisi Projesi Sempozyumu Bildiriler Kitabı. ZOKEV Yayınları, Aralık 2017
4.http://www.milliyet.com.tr/filyos-vadisi-projesi-ne-danistay/ekonomi/detay/1830874/default.htm
5.http://bianet.org/biamag/toplum/187077-filyos-vadisi-sanayiye-feda-edilemez?bia_source=rss
6.http://bakkakutuphane.org/dokuman/bati-karadeniz-bolgesi-2010---2013-bolge-plani/50
7.http://webdosya.csb.gov.tr/db/mpgm/editordosya/file/CDP_25000/Zonguldak/PLANACIKLAMARAPORU_06072017.pdf
 
    
Yorumlar (2)
Ekolojist 3 yıl önce
Harika bilgilendirme olmus.tesekkurlet
Namık Bilirkişi 3 yıl önce
Filyos gerçekten tarih kokuyor. Kara denizin ekolojisi bozulacak SİNOP nükleer santralıda aynı günde 28 milyon küp Deniz suyu alıp nükleer santaralında soğutma için kullanılacaktır. Sadece TÜRKİYE
23
açık