Halk dilindeki bu deyimin tamamı şöyle “Katranı kaynatmakla olmaz ki şeker cinsine ettiğim cinsine çeker”

“Şimdi durup dururken bu da nereden çıktı” diyeceksiniz, anlatayım;

15.Ocak. Cuma günü “akademisyenler bildirisi”ne imza atan BEÜ Öğretim görevlilerinden biri savcılık tarafından ifadesi alınmak üzere Zonguldak emniyet müdürlüğüne çağrılınca Zonguldak Demokrasi güçleri öğretim görevlisini yalnız bırakmamak için emniyet müdürlüğünün kapısında beklemeye başladık.

Ne bulunduğumuz yerden kapıdaki görevlilere bir laf atma oldu ne de kapıdaki polislerden bizlere bir ikaz yapıldı.

Bir zaman sonra bulunduğumuz yere birkaç kişi geldi ve şöyle bir bakıp gittiler. Zonguldak küçük bir yer herkes iyi kötü dostunu düşmanını tanır.

Gelenler içinden tanıdıklarım vardı onlarda beni ve beraber olduğumuz arkadaşları tanıyorlardı.  Eh insan 48 yıl politik yaşamın bir fiil içinde olunca artık falcı gibi oluyor olabilecekleri önceden görebiliyor, bu nedenle aramızdaki genç- öğrenci arkadaşları zor bela ikna edip oradan uzaklaştırdık, sağ olsunlar bizi kırmadılar akılları bizde oradan uzaklaştılar. Bizde on beş kişi filan kaldık. Genç arkadaşlar gittikten on dakika sonra daha önce gelip giden öncü karşı güç bu defa yirmi kişi olarak geri döndü sanki safmışız gibi polisin önünde etrafımızı çevirmeye başladılar. Amaçları benimde içinde olduğum guruba arkadan vurup kaçmaktı. Önümden geçip biraz ilerimdeki arkadaşa vurmak için yumruğunu kaldıran çömeze müdahale edince ortalık karıştı. Polis olaya müdahale etmeye başladı. Aralarında tanıdıklarımı isimleriyle ikaz edince biraz bir durgunluk oldu. Beklemedikleri karşı savunma karşısında polisin arkasına sığındılar. Polis bizi emniyet binası önünde tutarken onlarda uzaklaşıp gittiler. Peki, bunlar kimlerdi? Bunlar daha önce “HDP” Zonguldak il binasına saldıran aynı takımdı, sloganlarının başında ise “ Orospu çocuğu HDP’liler” vardı. Sübek kafalılar, Orospuların yattığı her erkek karşılığı aldıkları paradan devletin kestiği vergi ile imam ve polisin maaş aldığını herhalde bilmiyorlar.  İşin ilginç yanı bu dangozların yaptığı bu harekete aynı familyadan olanlar sahip çıkmıyor   “onlar başka guruplar “diyorlar. Başka gurup dediğin hangi guruplar? Tosuncuklar, milliyetçiler, yavru kurtlar, Neo komandolar,alperenler,ülkücüler, yeni osmanlıcılar, pan türkistler vb. vb. yani geçmişte patron ve amerikan yalakalığı yapanlar,emek güçlerine, demokrasi güçlerine saldıranlar  kimler- hangi guruplarsa yine onlar… dedik ya” katranı kaynatmakla olmaz ki şeker cinsine ettiğim cinsine çeker”…  

 

YARGININ BAĞIMSIZLIĞI

Gerek faşist darbe yıllarında gerekse demokrasiye geçildiği söylenen yıllarda defalarca yargılanmış biri olarak bağımsız yargıya rastlamadım.

Aynı Savcılarımız-hakimlerimiz sıkıyönetim döneminde başka ceza, demokrasiye geçildiği söylenen dönemlerde başka ceza verirlerdi.

 Bir zamanlar Ankara DGM savcısı vardı yahu kardeşim adam resmen yüzümüze ana avrat küfür ederdi. Gölcükte vardı bir tane, adam elindeki zarı masaya atar zar kaç gelmişse ona göre ceza verirdi, düşeş gelen kafadan on iki yıl ceza alırdı. Düşünün o zamanlar temyize göndermek filan yok. O hakim albay sonradan bir davalı ailesinden rüşvet alırken suçüstü yakalandı.

Hadi bunlar kişisel insan ilişkileri diyelim. Bu kent de yani Zonguldak’ta yüzlerce kaçak ocakta binlerce genç yaşlı erkek kadın, çocuklar kayıt dışı çalışırken ve bu ocaklardan yıllık kayıt dışı on binlerce ton kömür çıkarılırken bunları yüzlerce foto ve video ile belgeledim. Dergilere, gazetelere yazdım hatta kitap olarak yayınladığım halde bir savcı çıkıp ta bu yazılanlarla ilgili “ Gel bakalım buraları bize göster” diye bir talepte bulunmadı ve buralarda yapılan yasadışı üretimin üzerine gitmedi-bir soruşturma açmadı, amma konu iktidar yöneticileri-güçleri olduğunda hemen görev başı oluyorlar. Örneğin cumhurbaşkanı imzacı akademisyenler hakkında  “savcılar görev başına” diyor ve savcılar anında soruşturma açıyorlar. Bir örnek daha, CHP Kurultayında CHP  Genel Başkanı Kılıçdaroğlu konuşmasında cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle iktidar partisinin bir yöneticisi de savcıları göreve çağırdı ve savcılar anında Kılıçdaroğlu hakkında dava açtılar… Alın sizlere yargı bağımsızlığı. Böyle bir yargı anlayışının Hitler mahkemelerinden ne farkı var? Bize siyasette öğretilen bir şey vardır,” bir olay karşısında taraf olmamak –bağımsız olmak; güçlüden yana taraf olmaktır” diye, yargının bağımsızlığı da böyle olsa gerek. Ama tarih geçte olsa yargının da bağımsız olduğu dönemleri göstermiştir.