Siz, bizi anlamak ne kelime dinlemek lütfünde bile bulunmadınız hiçbir zaman… Ama biz sizi çok iyi anlıyoruz Muammer Bey… Sabaha karşı evinden alınıp, polis tarafından çapraz sorguya tutulan bir evlattan küçücük de olsa haber alamamak nasıl yakar insanın yüreğini epey aşinayız çünkü… Bin bir umutla çalınan kapıların yüze duvar olması nasıl bir cehennemdir, içimizi hep kavurduğu için hiç unutmayız Muammer Bey; kahhar devletin demir yumruğu bir an olsun unutmamıza izin de vermez zaten… Siz ilk kez tadıyorsunuz belki, kimselere derdini anlatamamak denen dilsizliği, biz değil yalnızca, yedi göbek sülalemiz bilir…

 

Evlatlarımızın dal bedenlerini solduran haramilerin yıvışık bir suratla kurduğu insafsız cümleleri dinlerken kahrolmak nasıl bir şeydir, bilemezsiniz elbette… Devleti ve gücü kutsayan o sözlerin her yerinden yalan sızar çok zaman… Nereden bileceksiniz, Taksim’in ortasında şarkılar, türküler söylerken gaza boğulmak böyle bir şeydir Muammer Bey, 1 Mayıs Meydanı’na gelip gelip kapısından coplar, panzerlerle püskürtülmek böyle bir şey… Tüm egemenler gibi siz de halkın nisyan ile malûl olan hafızasına güveniyorsunuz, ama yanılıyorsunuz Muammer Bey… Biz unutmuyoruz asla… Oluk oluk kanayan yaralarımız, hep içimize akıttığımız gözyaşlarımız ve dinmeyen yoksulluğumuz buna izin vermiyor zaten…

 

ONLARIN YAŞINDA BENİM DE ÇOCUĞUM VAR DEMİŞ MİYDİNİZ HİÇ

Manisalı gençleri anımsadınız mı Muammer Bey… Bir tren vagonunun arkasına, “Parasız Eğitime Hayır” yazdıkları için polisçe gözaltına alınmışlardı hani… 11 gün kaldıkları Emniyet Müdürlüğü’nde,  “çırılçıplak soyma”, “soğuk suya sokma”, “elektrik verme”, “makata cop sokma”, “hayaları sıkma”, “kaba dayak" gibi pek çok işkenceye maruz kalmıştı yavrularımız. Kimileri üç buçuk ay, kimileriyse tam iki buçuk yıl yattıktan sonra beraat etmişlerdi de çocuk düşlerinin panzerlerle ezilmesi kâr kalmıştı yanlarına…  Nasıl hatırlamazsınız Muammer Bey, bakanlık olarak işkencecileri korumak için epey çaba harcamıştınız da, dava, tam zaman aşımına uğramak üzereyken hapsi boylamışlardı polisleriniz…

 

Hani tutuklananlar arasında, 16 yaşında, fotoğrafı karatıldığı için bakışlarındaki ışıltıyı göremediğimiz bir genç kız da vardı da annesi; “Götürmeyin kızımı, o daha çok küçük” çığlıklarıyla umutsuzca koşmuştu cezaevi aracının peşinden… Anımsayın lütfen, o haykırış, sizin olmasa bile, keskin bir bıçak gibi saplanmıştı ülkenin yüreğine… Merak ediyorum, o vakit küçük de olsa bir sızı düşmüş müydü içinize… Onların hayatını karartan işkencecilerin yakasına yapışmak hiç geçmiş miydi aklınızdan… “Yahu, bu yaşta benim de çocuğum var” duygusu bir an olsun kanatmış mıydı vicdanınızı… Doğru ya, bir beyaz Kürt olarak eğitimin paralı ya da parasız olmasının hiçbir önemi yoktu sizin için Muammer Bey, tuzunuz hep kuruydu çünkü…

 

ALİ İSMAİL’İ HATIRLIYOR MUSUNUZ MUAMMER BEY

Sırası gelmişken size bir fotoğrafı anımsatmak istiyorum Muammer Bey. Tuğla bir duvara yaslanmış, hayata ışıltıyla bakan gül yüzlü bir çocuğun, bir beze asılmış fotoğrafını, yüzü acıdan oyuk oyuk olmuş bir adam okşuyor kahırla… Ali İsmail Korkmaz’ın babası bu. Anımsadınız mı Ali İsmail’i, Muammer Bey… Hani şu Eskişehir’de, “destan” yazdırdığınız polislerinizle sokak milislerinizin tekmeleyerek öldürdüğü, hep 19 yaşında kalacak bahar bakışlı çocuktu Ali İsmail… Hani onun ölümüne, omzunuzla bir olmuş başınızı o yana bu yana çevirerek defalarca bahane bulmaya çalışmıştınız kameraların karşısında. O insafsız cümleleri kurarken bir baba olduğunuz hiç aklınıza geliyor muydu Muammer Bey…

 

Fadime Ayvalıtaş ismi bir şey anımsatıyor mu size Muammer Bey; hani şu Gezi Direnişi sırasında üzerine araç sürülerek öldürülen Mehmet Ayvalıtaş’ın bağrı yanık annesi… Hani talimat vermiş, adalet aramak için gittiği adliye önünde bile gaz sıktırmıştınız polisinize… Evlat acısına daha fazla dayanamayan yüreği, böyle yaparsam belki oğlumun kokusunu oralarda bulurum diye duruvermişti geçenlerde… Hiç düşündünüz mü, o bir anneydi Muammer Bey, siz hep bilmezden geldiniz ama onun da tıpkı sizin gibi evladı için yanıyordu yüreği. Bir çiçeğe bakar gibi bakıyordu Mehmet’ine… Soluverdi erkenden kahrolası inadınızın yüzünüzden…

 

O ÇOCUKLARIN AHI ÇOCUĞUNUZUN ÇELİK KASASINDAN ÇIKTI

Gazi Mahallesi olaylarında öldü diye ayağından sürüklenerek çöp tenekesinin kenarına bırakılan genç kızdan, “Hayata Dönüş” operasyonunda yitip giden canlara kadar anımsatmak istediklerim o kadar çok ki, ne yazık ki ne sayfalar, ne de yüreğim yetecek yazmaya… Ama şu baklava çalan çocuklardan söz etmezsem olmayacak. Anımsadınız mı onları? Unutmuş olamazsınız, Gaziantep Valisi olduğunuz zamanlarda, 4 çocuk, ilinizdeki bir pastaneden baklava çalmış, neredeyse yaşlarından çok ceza alınca vicdanlar bir kez daha kanamıştı ülkede. Muammer Bey, o zamanlar hiç aklınıza düşüyor muydu oğlunuzun da aynı suçtan yargılanacağı… Değil makinelerle sayılacak, ceplerine metelik koyamayacak kadar yoksul olan çocukların ahının gün gelip oğlunuzun çelik kasalarından çıkacağını düşünmüş müydünüz hiç… O çocukların aç gözlerinin yıllardır peşinizden gelmesi ne garip değil mi?

 

Bu da nereden çıktı diyeceksiniz belki ama son olarak bir de şiir göndermek istiyorum size. Evet, yanılmadınız, tam da meşrebime uygun bir şairden bir şiir bu. Yıllardır sizcileyin devletlilerin “kökü dışarıda” deyip, “vatan haini” ilan ettiği Nazım Hikmet’in, “Kore'de ölen bir yedek subayımızın Menderes'e söyledikleri” adlı şiirinin son bölümünbü yazdıklarımın hiçbiri değilse de, bu mesel olur belki diye dikkatlerinize sunuyorum Muammer Bey: “… İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, / iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, / iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in, / ve bütün kaygınız / iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri / halkın tekmesinden korumaktır. / Benim gözlerimin ikisi de yok. / Benim ellerimin ikisi de yok. / Benim bacaklarımın ikisi de yok. / Ben yokum. / Beni, Üniversiteli yedek subayı, / Kore'de harcadınız, Adnan Bey. // Elleriniz itti beni ölüme, / vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. / Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan / ve ben al kan içinde ölürken / çığlığımı duymamanız için / kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. / Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, / ölüler otomobilden hızlı gider, / kör gözlerim, / kopuk ellerim, / kesik bacaklarımla peşinizdeyim. / Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, / göze göz, / ele el, / bacağa bacak, / diyetimi istiyorum, / alacağım da.” Geçmiş olsun Muammer Bey… Ne diyelim sizden fayda yok, Allah kurtarsın oğlunuzu…