1. SURİYE FİİLEN İŞGAL ALTINDAKİ BİR ÜLKE DEĞİLDİR

Topraklarındaki zenginliklere el koymaya çalışan emperyal güçler tarafından iç huzuru bozularak, istikrarsızlaştırılmıştır. Bunda yıllardır iktidarı elinde tutan zorba Esat yönetiminin anti demokratik uygulamalarının payı oldukça yüksektir. Tüm despotlar gibi Esat da halkına zulmederek, bugünkü kargaşanın ortaya çıkmasında rol oynamıştır. Bir diğer büyük rol de AB ve ABD emperyalizminin yanı sıra “Emevi camisinde cuma namazı kılma” düşüyle MİT tırlarını Suriye’ye gönderen Erdoğan yönetimindedir. Burada en az suçlu olan, masum Suriye halklarıdır.

 

2. SURİYELİLERİN VATAN SAVUNMASINDAN KAÇTIĞI YALANDIR

Dünyanın dört bir yanında sığınmacı olarak yaşayan Suriyeliler vatan savunmasından değil, kimin kiminle savaştığı belli olmadığı bir vahşetten kaçmıştır. ÖSO, Rejim Güçleri, PYD, IŞİD, Türkmen Tugayları, Nusret Cephesi, Hizbullah, El Kaide, El Faruk Tugayı, El Tehvid, Ahrar-Uş Şam gibi şu anda adı aklıma gelmeyen ya da tespit etmekte zorlandığım pek çok örgüt birilerinin adına savaşın içindedir. Meselenin çok ciddi bir etnik ve dinsel boyutu vardır. Bu hareketlerin büyük bölümü, kendisinden olmayan sivil halkı vahşice katletmektedir. Üzerlerine gelenlerin kim olduğunu bile bilmeyen savunmasız insanlara mülteci olmaktan başka seçenek kalmamıştır. Dolayısıyla Suriye’den gelen sığınmacılar, yabancı ülkelerin istila ordusundan değil, bizzat Suriye topraklarından beslenen acımasızlıktan kaçmaktadır. Irkçıların “Kendi ülkesini savunmayıp savaştan kaçanlar bizim ülkemizden de gitsin” höykürmesi anlamsızıdır.

 

3. SURİYELİLERİN ASAYİŞİ BOZDUĞU İDDİASI DOĞRU DEĞİLİDR

Suriyeli kardeşlerimize karşı ırkçı kampanya yürüten milliyetçi aymazların ülkemizin asayişini bozduğu, huzurumuzu tehdit ettiği şeklindeki argümanları yalandır.  Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’ye giriş yapan Suriyelilerde suça karışma oranı on binde 33 gibi çok küçük bir rakamdır. Bu rakamlardan da anlaşılacağı gibi, Suriyelileri güvenliğimizi tehdit eden suç makinesi gibi gösteren ırkçı hezeyanlar temelsizdir.

 

4. SIĞINMACILARDAKİ DOĞURGANLIK ORANI FAZLA DEĞİLDİR

AFAD’ın verilerine göre ülkemizde yaklaşık 100 bin Suriyeli çocuk doğmuştur. Bunun önemli bölümünü hamile olarak ülkemize giren Suriyeli annelerin çocukları oluşturmaktadır. Geleneksel yaşam tarzları ve kültürleri gereği Suriyeliler çok çocuklu ailelerden oluşmaktadır. Normaldeki doğurganlık oranı Türkiye’nin çok üzerindedir, ancak Türkiye’ye gelen sığınmacılar arasında bu oran çok aşağılara düşmektedir.

 

5. HER İDEOLOJİ IRKÇILIĞI REDDETMEKTEDİR

Suriyelilere karşı olmanın hiçbir ideolojik ve insani temeli yoktur. Örneğin, Türkçü olduğunu iddia edenler Suriyelilere düşmanlık yaptıkları takdirde Türk milletinin öve öve bitiremedikleri misafirperverlik, yardımseverlik, kadirşinaslık, merhamet, vicdan gibi hasletlerini yok sayarak kendilerine ihanet etmektedir. Evrensel kardeşlik sloganıyla yola çıkıp, “sınırsız-sınıfsız dünya” idealini yaşama geçirmek için ödemedikleri bedel kalmayan solcuların Suriyelilere karşı ırkçı dil kullanması, artık sol fikirleri reddettiği anlamına gelir. Ümmetin kardeşliğini savunan İslamcıların sıra Suriyelilere geldiği zaman bunu unutması, kendileri için büyük bir çelişkidir. Ekonomide “Bırakınız geçsinler” sloganını kendilerine rehber edinen liberallerin, Suriyelilere “Çekip gitsinler” demeleri anlamsızdır. Sonuç itibariyle, soruna hangi ideolojik pencereden bakılırsa bakılsın, Suriyeliler kardeşimizdir.

 

6. IRKÇI DİL, SURİYELİLERİ ERDOĞAN DESPOTLUĞUNUN KUCAĞINA İTMEKTEDİR

Düne kadar Avrupa ile koyun pazarlığı yapar gibi mülteci pazarlığı yapan despotların bir anda vatandaşlık hamlesini ortaya atması, muhtemelen ülkedeki demografik yapıyı değiştirmeye yönelik bir adımdır. Anlaşılan o ki, uygulanacak iskan politikaları ile Alevi ve Kürtlerin yoğun olduğu coğrafyalara nüfus yüklemesi yaparak, demografik yapının değiştirilmesi istenmektedir. Erdoğan’ın tezini güçlendirmek için ileri sürdüğü nitelikli işgücü iddiası palavradan ibarettir, çünkü sığınmacılar arasındaki okuma yazma oranı yüzde 10 civarındadır, bu oran kadınlarda daha düşüktür. Dolayısıyla ortada çok büyük bir tezgâh vardır ve bu Suriyelilere düşman olmakla değil, onları kardeş bilmekle bozulur. Aksine tüm tutumlar Erdoğan’ı bir de sığınmacılar nezdinde kahraman yapmaktan, celladına aşık yeni kurbanlar yaratmaktan ileri geçmeyecektir. Savaşa karşı cepheyi büyütüp, Suriye’de istikrarı sağlamaya yönelik çabalara destek vermek,  MİT tırlarıyla işlenen savaş suçlarının ısrarla üzerine gitmek, Birleşmiş Milletlerin daha aktif bir şekilde sorunun içinde olmasını istemek mücadelenin diğer adımlarıdır. Unutmayalım ırkçılık bir akıl tutulması olduğu kadar bir insanlık suçudur da…