Hani İsmail Türüt bir türküsünde şöyle diyordu ya: ''Erzurum'da kar yağsa Rize'de üşiyrim.'' Onun gibi, Amerika'da bir başkanlık seçimi yapıldı biz de burada üşüdük valla! O kadar yakından ilgilendik ve etkilendik ki; sanırsınız ki biz Amerika'nın bir eyaleti veya sömürgesiyiz! Halbuki kim seçilirse seçilsin bize ne, değil mi?
   Bu olay bana çocukluğumda dinlediğim bir fıkrayı anımsattı. Yaşlı bir komşumuz anlatmıştı..
   ''Kral ölmüş yerine oğlu kral olmuş. Yeni kral halkının durumunu öğrenmek ve memnuniyetini ölçmek için kıyafet değiştirip halkın arasında dolaşmaya başlamış. Derken bir turşucu dükkanına girmiş. Selamlaştıktan ve hal hatır sorduktan sonra yaşlı turşucuya, 'Eski kral nasıldı, yeni kral hakkında ne düşünüyorsun?' diye bir soru sormuş. Turşucu da 'Eski kralın da ..., yeni kralın da ..!' diye bir küfür sallayınca; kral neden küfür ettiğini sormuş. Turşucu; 'Yahu benim için ne değişir? Eski kralın zamanında da turşucuydum; yeni kralın zamanında da yine turşucuyum!''
   Turşucunun hikayesinde olduğu gibi, ABD'de kim başkan seçilirse seçilsin bizim için ne değişir? Hiçbir şey değişmez! Neden değişmez? İki nedenden dolayı değişmez: Birincisi, uluslararası ilişkiler kişilerin ilişkilerine göre değil; karşılıklı çıkarlara göre belirlenir. İkincisi ise; Amerika'yı başkanlar yönetmiyor ki! Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Peki kim yönetiyor? Onu biraz sonra anlatacağım. Şimdi gelelim tekrar bizim tarafa..
   Bizim tarafta bir telaş bir telaş!. Kim kazanırsa ona göre pozisyon alacaklar ya! İktidar kanadı iyi ilişkiler kurduğunu sandığı Trump'ın tekrar kazanmasını istiyor. Çünkü iktidar ve Reis hakkında iyi şeyler söylemeyen Biden gelirse işlerin sıkıntıya gireceğini düşünüyor.  Muhalefet ise Biden'ın kazanmasını istiyor. Burada ''Düşmanımın düşmanı dostumdur'' durumu var. Bir de Biden'ın ''muhalefeti destekleyelim'' lafı var tabii ki; bu da kendine güvenmeyip Biden'dan medet uman muhalefeti sevindiriyor ayrıca.
   Sonuçta ABD'de seçim bitti, Biden kazandı. Şimdi herkes Biden'cı kesildi! Bir an önce Biden'la iyi ilişki kurma yarışında... Yarışı önde götürmek isteyen Kılıçdaroğlu, daha Biden'ın seçimi kazanacağı belli olur olmaz Biden'ı tebrik ederek Reisi solladı!  Sanırsınız ki ABD Başkanı  CHP'yi bir kamu kuruluşu gibi yöneten ve kendisini de genel müdür sanan Kılıçdaroğlu'nun ita amiri! Bununla da kalınmadı; CHP Yönetimi Biden'den adeta Türkiye'de demokrasiyi dizayn etmesini ve Reis'e ayar vermesini istedi! Gerçekten ibretlik bir durum.
   İktidar tarafına gelince; Trump'tan hala umudunu kesmeyen Reis ABD seçimlerinin biraz daha netleşmesini bekledi. Zaten bu yüzden de tebrik yarışında önceliği Kılıçdaroğlu'na kaptırdı. Sonra baktı ki Trump gidiyor; ''Kral öldü, yaşasın kral!'' diyerek Trump'dan uzaklaşma ve Biden'la arayı düzeltme politikalarına geçiş yaptı. İlk iş olarak da; tıpkı saltanat uğruna oğullarını ve kardeşlerini harcayan Osmanlı Sultanları gibi damadını harcadı. Çünkü damat Trump'ın damadı ile iyi arkadaştı. Sonra ''Yüzümüz Batı'ya dönük'' dedi. ''AB kriterlerine göre yasal düzenlemeler yapıp AB'ye gireceğiz.'' dedi. Dahası; ''Hukukta, ekonomide ve demokraside reform seferberliği'' başlatacağını da deklare etti.
   Bakar mısınız şu muhalefet ve iktidarın ABD Başkanına atfettikleri önem ve değere! Hemen nasıl da onlara göre pozisyonlarını düzenliyorlar! Halbuki ben yukarıda başkanların o kadar da gücü olmadığını söyledim. Neden öyle söylediğimi aşağıda anlatayım. Sonra takdir sizindir.
   Aslında ben bu konuyu yıllar önce birkaç defa daha yazmıştım. Tekrar hatırlatmada fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı şeyleri iyi bilmemiz lazım.
   Sadece Türkiye'de değil, dünyanın herhangi bir ülkesindeki sade vatandaş dünyada çeşitli ülkeler olduğunu, bunların idarecileri olduğunu ve bu ülkeleri de bu idarecilerin yönettiğini sanır. Zahiri olarak da doğrudur. Ancak, gerçek bu idarecilerin, cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının, hatta kral ve kraliçelerinin bölge valisinden öte bir etki ve yetkilerinin olmadığıdır. Dünyayı maalesef devletler ve idarecileri değil, CFR başta olmak üzere birkaç kurul ve bunların bağlı olduğu bir sistem, '' Büyük Güç'' yönetmektedir.
   Peki kimdir bu Büyük Güç? Genel olarak, menfaat birliği yapmış, ekonomileri, dış siyasetleri ve askeri güçleri ile küresel alanda büyük etkisi olan devletleri ve bu devletleri perde arkasından yönlendiren çok büyük sermaye gruplarını ve oligarkları kapsar. Dünyayı tek bir devlet gibi görüp tek merkezden yönetmeyi amaçlar ve bunun için dünya haritasını ve dünya politikalarını istediği gibi dizayn etmek ister.
   CFR, ''Council on Foreign Relations'', yani ''Dış İlişkiler Komitesi'' olarak bilinir. Büyük Güç'ün en önemli kurullarından biri olup, kısaca beynidir diyebiliriz. Bu kuruluşun yönetiminde ABD Başkanları, büyükelçiler, dışişleri bakanları, borsa şirketleri yöneticileri, bankerler, çok uluslu şirketlerin ve bağlı vakıfların temsilcileri, ''think tank'' yöneticileri, lobici avukatlar, NATO'nun ve ABD'nin önde gelen askerleri, medya patronları ve üst düzey yöneticileri, üniversite yöneticileri, ve seçilmiş profesörler, senatörler, kongre üyeleri, yüksek yargı üyeleri ve zenginler kulübü üyeleri bulunur.
   Bu kurulun gücünü ifade edebilmek için küçük bir örnek vermek istiyorum: Bu gün Microsoft'un piyasa değeri 1 trilyon 359 milyar dolar ve Apple'ın piyasa değeri de 1 trilyon 286 milyar dolar iken; Türkiye'nin 2019 yılı milli geliri sadece 753 milyar dolar olmuştur. Yani, eğer Türkiye Microsoft'u satın almak isterse, iki yıllık milli gelirini buna harcaması gerekir! Amerikada bunlar gibi binlerce şirketin olduğunu hesap edersek gerisini siz düşünün!
    Biliniz ki bu kurul hayali bir kurul değildir. 21 Temmuz 1921'de 108 kurucu üye tarafından kurulmuş olup, merkezi ABD'de bulunmaktadır.  New York kentinde Park Avenue'nun köşesinde, 58 East, 68. Street'de bulunan, The Harold Pratt House adlı 4 katlı bir binada faaliyet göstermektedir. CFR'ın temel misyonu kendi deyimleri ile ABD'nin dünyadaki rolünü geliştirmek ve ilerletmektir. Ama asıl amacının ABD merkezli ''Tek Dünya Devleti'' kurmak olduğu bilinmektedir.
   Bu kurul çok önemli bir kurul olup, bugün dünyadaki bütün ülkelerin önemli cumhurbaşkanları, başbakanları, kralları ve kraliçeleri bu kurul tarafından davet edilmiş ve tabiri caizse; bu binada sorgulanmışlardır. Buna Türkiye Cumhurbaşkanları ve başbakanları da dahildir! Şimdiye kadar, Reis dahil birçok Cumhurbaşkanımızın ve başbakanımızın, ve hatta iktidara gelmesi muhtemel liderlerimizin Amerika'ya gidip geldiğini elbette biliyorsunuz. Bilmediğiniz onların oraya aslında CFR'dan icazet almaya gittiğidir! Ama bizim politikacılarımız ve medyamız bu kuruluşu ''Bir düşünce kuruluşu'' olarak nitelemeyi tercih ederek kamufle ettiklerini sanırlar.
   Burada mülakat adı altında adeta sorgulanan liderler veya lider adaylarının kafasının arkası okunur ve ona göre değerlendirilir. Yani desteklenir veya önü kesilir.
   Bu kurulda alınan kararlar gereğinin yapılması ve hayata geçirilmesi için ABD Başkanlığına gönderilir. Başkan bunların uygulanması için ilgili ülkelerdeki bazı müttefiklerini veya işbirlikçilerini görevlendirir. Onlar da bu görevleri yerine getirmek için gerekli çabayı gösterirler.
   Burada hatırlanması gereken önemli bir husus da şudur: CFR'ın kuruluşunda ve yönetiminde hep Yahudiler dominant olmuştur. Hatta Yahudi iş insanı David Rockefeller uzun yıllar bu kurulun onursal başkanlığını yapmıştır. Bu tespiti de bir kenara yazalım. Çünkü çok önemli!
   Bu Büyük Güç'e bazıları ''Küresel Finans Oligarşisi'' dese de aslında bu bir ''Derin Dünya Devleti''dir. Bu grubu genel kurmaya benzetirsek; bunların ordusu da ABD'dir, diyebiliriz. Yani aldığı kararların hayata geçirilebilmesi için. gerektiğinde ABD'yi koçbaşı olarak kullanır.
   Değerli okuyucular, anlatabildim mi bilmiyorum ama görüyorsunuz ki ABD Başkanları Derin Dünya Devleti'nin adamlarıdır. Bu devlet ne isterse başkanlar onu yerine getirmekle mükelleftir. Hatta başkan adaylarının kim olacağına bile bu devlet karar verir. Bu nedenle başkanlar  bu devletin izni ve bilgisi olmadan önemli hiçbir karar alıp uygulayamazlar.
   Kısacası demem o ki; biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, başkanlara bu kadar çok odaklanmayı  bırakıp Derin Dünya Devleti ile, ve özellikle bu devletin beyni olan CFR ile diplomatik kanalları iyi kullanmaya bakalım!
   Bu çok zor değildir; Atatürk'ün denge ve sulh politikalarını iyi bilip uygulamak yeterlidir!
    
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Rıfat Dağdelen 2 ay önce

Rahat okunan,akıcı ve gerçekçi bir yazı.
Kemal Kılıçtaroğlunun tenkit edilecek pek çok yönü olmakla birlikte içinde bulunduğumuz ortamda "kol kırılır yen içinde kalır"ifadesinden anlaşılacağı üzere kendisine biraz daha toleranslı davranmak gerekir diye düşünüyorum. Selamlar

Misafir Avatar
MehmetAli Eyidogan 2 ay önce

Merhabalar Sayın abim Abicim yazını baştan sona okudum Eline emeğine sağlık Seninde dediğin gibi gerçektende çok çok derin konular beni fazlasıyla aştığını düşünüyorum Sayın abim selam ve sevgilerimi sunuyorum

banner228