Kırmızı rengi sevmiyorsanız, eşinizin kırmızı tişört giymesine bir süre sonra tahammül edemez hâle gelirsiniz.
-Alper Sezer.
Bir insanı sevmek, onun her tercihine, eşyasına ya da alışkanlığına sonsuz bir tölerans göstermek anlamına gelmez. Verilen aforizma, görünüşte basit bir renk uyumsuzluğu gibi dursa da arka planında insan psikolojisine, ilişki dinamiklerine ve tolerans eşiğine dair derin bir Mekanizmayı barındırır.
Bu durumun ve davranışın altındaki temel psikolojik ve sosyolojik nedenler şu başlıklarda özetlenebilir.
İnsan zihni, hoşlanmadığı bir uyarıcıyla (bu senaryoda kırmızı renk) sürekli karşılaşmak zorunda kaldığında zihinsel bir direnç geliştirir. Kırmızı; doğası gereği dikkat çeken, uyaran, tutku kadar alarm ve tehlike hissini de tetikleyen baskın bir renktir. Bireyin sevmediği ve görsel olarak kendisini rahatsız eden bir unsur, en yakınındaki kişinin üzerinde sık sık belirdiğinde, zihin bunu sürekli bir "rahatsızlık kaynağı" olarak algılar. Süreç uzadıkça, bu küçük görsel rahatsızlık birikerek zihinsel bir yorgunluğa dönüşür.
Psikolojide "alışma" (habituation) kavramının zıddı olan duyarlılaşma, bir uyarıcıya tekrar tekrar maruz kalındığında verilen tepkinin zamanla azalmak yerine artması durumudur.
Normalde önemsiz görülebilecek bir detay, sürekli maruz kalındığında kişinin toleransını törpüler. İlk başlarda "nasıl olsa geçer" veya "eşimin tercihi" denilerek bastırılan rahatsızlık hissi, zamanla bastırılamaz hale gelir ve en küçük bir temasta patlamaya hazır bir tepkiye dönüşür.
Eşler arasındaki bu tarz bir çatışma, sadece kıyafet seçimiyle ilgili değildir. Alt metinde şu soru yatar: “Benim bundan rahatsız olduğumu bildiği hâlde neden hâlâ bunu giymeye devam ediyor?”
Kişi, kendi estetik veya duyusal rahatsızlığının karşı tarafça önemsenmediğini hissettiğinde, durum renkten çıkarak bir değer görülmeme veya sınır ihlali problemine dönüşür.
Tahammülsüzlüğü besleyen asıl unsur tişörtün rengi değil, karşı tarafın bu rahatsızlığı bildiği hâlde ısrar etmesinden doğan öfkedir.
Bazen ilişkilerde birikmiş fakat dile getirilememiş başka gerilimler, çözülmesi daha kolay veya dile getirilmesi daha somut görünen küçük detaylar üzerinden dışa vurulur. Eşine veya ilişkideki bir duruma duyulan genel bir tepki, "kırmızı tişört" gibi somut bir nesneye yansıtılabilir. Kişi, asıl huzursuzluğunu o renge yükler ve tahammülsüzlük belirtisi tişört üzerinden görünür hâle gelir.
Özetlemek gerekirse; bir renge duyulan hoşnutsuzluğun zamanla eşin üzerindeki varlığına tahammülsüzlüğe dönüşmesi, birikimli rahatsızlıkların, duyarlılaşma sürecinin ve anlaşılamama hissinin bir bileşkesidir. Küçük görünen detaylar, bastırıldıkça ve süreklilik kazandıkça ilişkinin duygusal iklimini şekillendiren baskın unsurlara dönüşebilir.