KESK, insanca yaşayacak bir ücret ve ek zam talebiyle ülke genelinde iş bıraktı. KESK bağlı Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği tarafından öğretmenevi önünde basın açıklaması yapıldı.
“İnsanca Yaşayacak Bir Ücret İstiyoruz, Emekli Maaşlarını Düşüren 5510 Sayılı Yasa Değiştirilsin” pankartının açıldığı basın açıklamasına Eğitim Sen üyeleri ve emeklilerin yanı sıra CHP Çaycuma İlçe Başkanı Fahri Diler ve Yönetim Kurulu Üyeleri, İl Genel Meclis Üyeleri Ayhan Doğan, Hamdi Akyüz ve Selahattin Ergün, Çaycuma Kent Konseyi Başkanı İsmail İnam, ADD Çaycuma Başkanı Ercan Başar ve Yönetim Kurulu Üyeleri de katıldı.
"Vergide adalet istiyoruz; Sefalete teslim olmayacağız; Sermaye değil, emekçiye bütçe; Resen atamalar iptal edilsin; Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz; Birleşe birleşe kazanacağız" sloganlarının atıldığı basın açıklamasında konuşan Eğitim Sen Çaycuma Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol, insanca yaşam koşulları için KESK'in ülke genelinde iş bıraktığını belirterek, "Toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan tüm emekçi sınıflar, sefalete itilenler, güvencesizlik ve baskıdan başka bir şey vaat etmeyen bu düzenden bıkmış, usanmış durumdadır. Milyonlar bu baskı ve sömürü düzenin değişmesini istiyor. Değiştirmek için de birleşik bir mücadele yürütmeliyiz." dedi.
Norm kadro fazlası öğretmenlerden günlük olarak gidiş-geliş yapılamayacak uzak ilçelere dün gece yarısı re'sen atananların olduğuna da değinen İsmet Akyol; aile bütünlüğünün korunması ilkesine aykırı, mağduriyet yaratan hukuksuz re’sen atamaların iptal edilmesini istedi.
Akyol açıklamasında şunları söyledi:
"Yıllardır ‘geçinemiyoruz’ diye haykırıyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler bu haykırışa kulak tıkıyorlar. Duymazdan geliyorlar. Geçinemiyoruz! Çünkü TÜİK’in sahte verilerine göre bile en yüksek enflasyon sıralamasında dünya beşinciliğine yükselen bir ülkede yaşıyoruz. Genel enflasyondan gıdaya, kiradan eğitime enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırdayız. AB ülkelerinin yıllık enflasyonu bizde sadece bir ayda yaşanıyor.
Maaşlarımız Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminine, TÜİK’in sahte verilerine göre arttırılıyor. En son 5 Ocak’ta açıklanan TÜİK verilerine göre maaşlarımız Ocak ayından itibaren yüzde 18,60 artacak. Ama bununun içinde enflasyon farkı da var. Yani her defasında yaptıkları şeyi tekrar ediyorlar. Yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına denk gelmeyen verileri altışar aylık dilimler halinde enflasyon farkı, maaş zammı diye yutturuyorlar. Dolayısıyla gerçek tablo şudur: Kamu emekçileri olarak 2026’ya taban aylıklarımıza yapılacak bin TL seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile girdik.
Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kaleme bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı. Kiralara ise maaş artışımızın neredeyse 3 katı, %35 zam yapıldı. Yani maaş zammı diye verilenin çoğu kiraya gitti. Kalanı ise adaletsiz gelir vergisi dilimleri ile lime lime edilecek. Cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak.
‘Toplu sözleşme’ adı altında her seferinde sergilenen danışıklı dövüş oyunlarının faturası daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik olarak bizlere kesiliyor. Bu tablo sadece iktidarın eseri değildir. Bu tabloda yıllardır bir sendikadan öte iktidarın memur kolları gibi faaliyet yürütenlerin de önemli payı vardır.
Hatırlayalım, yandaş konfederasyon sözcüleri daha bu Ağustos’ta KESK olarak bizim en başından beri söylediğimiz şeyleri tekrar ettiler mi? ‘Hakem Kurulu işverenin noterine dönüşmüştür. Bu kuruldan memurların lehine bir şey çıkmaz’ dediler mi? Bu nedenle Hakeme başvurmayacaklarını açıkladılar mı? Ama ne yaptılar? Sözlerini unutup, çağrılır çağrılmaz nefesi Hakem Kurulu toplantısında aldılar. Süreci parlamentodaki bütçe görüşmelerine kadar sürdürme, o zamana kadar tüm kamu emekçilerinin ortak talepleri için hep birlikte mücadele etme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İşverenin noteri dedikleri Hakem Kurulu toplantısına katıldılar. İş işten geçtikten sonra da kalkıp ‘biz oy kullanmadık’ diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar. Hepimiz biliyoruz ki bugün içinde bulunduğumuz tablo iktidar, yandaş konfederasyonlar ve Hakem Kurulundan oluşan ittifakın ortak eseridir.
Bizler hangi sendikanın üyesi olursak olalım günden güne daha fazla yoksullaşırken iktidar sözcüleri bozuk bir plak gibi aynı nakaratı tekrarlayıp duruyorlar. ‘İşçimizi, memurumuzu, emeklimizi enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz’ diyorlar. ‘Eski Türkiye devri bitti. Yeni Türkiye dönemine geçtik.’ diyorlar.
Oysa bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimleri gibi bizler de eski günlerimizi arar hale geldik. En düşük maaşımızla 10 yıl önce 17 adet çeyrek altın alınırken bugün 6 adet bile alınamıyor. 10 yıl önce kiraya maaşımızın dörtte biri yetiyordu. Bugün yarısı bile yetmiyor. 25 yıl önce emekli olduğumuzda ikramiyemiz ile ortalama standartlarda bir ev alabiliyorduk. Bugün 10 yaşında ikinci el bir otomobil bile alamıyoruz. 25 yıl önce ortalama emekli aylığımız asgari ücretin 2 katıydı. Bugün asgari ücretin dahi altına inmiş durumda. Geldiğimiz noktada sadece asgari ücret değil, en düşük memur emeklisi aylığı da tarihimizde ilk defa açlık sınırının altında kaldı. Ortalama maaşlarımız yoksulluk sınırının yarısına geriledi. 1 Ekim 2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı yasa ile Ekim 2008’den sonra göreve başlayan kamu emekçilerinin emekli maaşı daha da düşecek. İki işçiden birisine açlık sınırının altında kalan bir asgari ücreti reva görüyorlar. Ama bu yıl yerli ve yabancı sermayeye dakikada tam 186 asgari ücret tutarında faiz verecekler. En düşük emekli aylığını, sefalet harçlığı verir gibi 20 bin TL’ye çıkarmakla övünüyorlar. ‘Daha fazlasını hazine kaldırmaz’ diyorlar. Ama aynı hazineden bu yıl sermayeye, patronlara teşvik olarak dakikada tam 70 emekli aylığı verecekler.
Ülkeyi yönetenler yıllardır biz ne zaman emeğimizin karşılığını istesek ‘kaynak yok’ diyorlar. ‘Bütçe imkânlarımız kısıtlı’ diyorlar. Oysa sorun kaynak sorunu değil, kaynakların kimin için harcandığı sorunudur. Son bütçede bir kez daha gördük. Tüm vergi yükünü yine bizlerin omuzlarına yıktılar.
Bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil, bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılmaktadır. Yıllardır bizi yoksullaştıranlar, bir avuç azınlığı zenginleştiriyor. Hem de bunu bizim vergilerimizle, bizim soframızdan çalınanlarla yapıyorlar.
ŞİMDİ EMEĞİMİZİN, İRADEMİZİN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİNE DUR DEMENİN VE BİRLEŞMENİN ZAMANIDIR!
Taleplerimiz Net: Kayıplarımızın Telafisini İstiyoruz!
Maaşlarımızda hemen şimdi, Ocak ayından itibaren ek %20 artış yapılmasını istiyoruz. 2023 Temmuz’dan itibaren hayata geçirilen ilave seyyanen ödeneğin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz. Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz. En geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz. En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, kira, kreş ve yol desteği istiyoruz. Gelir vergisi dilimlerinin %10’da sabitlenmesini istiyoruz. 1 Ekim 2008 sonrasında göreve başlayan kamu emekçilerinin emekli maaşlarını düşürecek olan 5510 sayılı yasanın değiştirilmesini ve emekli maaşı bağlanma oranları yeniden düzenlenmesini istiyoruz. Eşit işe en yüksekte eşit ücret ilkesini ve Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’ni dikkate alan yeni bir yasanın yapılmasını istiyoruz. Ek ders ücretleri en az iki katına çıkarılmasını istiyoruz. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının kaldırılmasını, kadrolu ve güvenceli istihdam istiyoruz. Aile bütünlüğünün korunması ilkesine ve özel hayatın korunmasına aykırı, mağduriyet yaratan hukuksuz re’sen atamaların iptal edilmesini istiyoruz. ‘Mazeretin bulunduğu ilçe ile görev yapılan ilçe aynı ilçe grubunda ise mazerete bağlı yer değişikliği başvurusunda bulunulamaz.’ ifadesiyle öğretmenlerin il içi mazerete dayalı yer değişikliği yapmalarının önünü tamamen kapatan yönetmelik hükmünün iptal edilmesini istiyoruz. Öğrenci gelişim raporu ve benzeri tüm angarya uygulamaların iptal edilmesini istiyoruz. Öğrencilerin ruh sağlığı, güvenliği ve akademik başarısı için her okulda en az bir psikolojik danışman/rehber öğretmen istihdam edilmesini sağlayacak PDR norm kadro yönetmeliğini acilen değiştirilmesini istiyoruz.
Biliyoruz ki; sadece bizler değil, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan tüm emekçi sınıflar, sefalete itilenler, ötekileştirilenler hepimize yoksulluk, güvencesizlik ve baskıdan başka bir şey vaat etmeyen bu düzenden bıkmış, usanmış durumda.
Biliyoruz ki; milyonlar bu baskı ve sömürü düzenin değişmesini istiyor. Etrafını bu umutla izliyor. Ama yine hepimiz biliyoruz ki sadece istemek, umut etmek yetmez. Asıl olan değiştirmek için birleşik mücadele yürütmektir.
Bunun için tüm kamu emekçilerini hepimize dayatılan yoksulluğun ortağı olmamak için mücadele alanlarına, KESK’te örgütlenmeye çağırıyoruz.
İşçisinden emeklisine, asgari ücretlisinden gencine, kadınına kadar tüm kesimleri insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza vermeye davet ediyoruz.
Bugün susarsak yarın geç kalırız! Bugün durursak yarın yok sayılırız! Kurtuluş yok tek başına! Ya hep beraber ya hiçbirimiz! Birleşe birleşe kazanacağız! Yaşasın örgütlü mücadelemiz! Yaşasın KESK!"