Zonguldak denilince bir zamanlar akla tek bir şey gelirdi: *"Üretim." Yerin yüzlerce metre altında, alnının teriyle kömürü karaya, ekonomiyi ise aydınlığa çıkaranların şehriydi burası. "Emeğin Başkenti" unvanı bir lütuf değil, ödenmiş ağır bedellerin bir nişanesiydi.
Ancak bugün Zonguldak, o şanlı endüstriyel geçmişinden uzaklaşmış; sokakları sessizleşmiş, gençleri göç etmiş ve adeta dev bir "emekli kenti"ne dönüşmüş durumda.
Peki, bu noktaya nasıl gelindi?
Neşet Ertaş’ın o meşhur dizesindeki gibi; "Kendim ettim, kendim buldum" mu demeliyiz, yoksa Zonguldak yerel ve genel siyasetin kurbanı mı edildi?
Sanayiden Tasfiyeye: Bir Kentin Hafızası Nasıl Silindi?
Zonguldak’ın dönüşümü sadece ekonomik bir gerileme değil, bir kimlik kaybıdır.
Türkiye’nin ilk sanayi kenti, zamanla yatırımların uğramadığı, mevcut tesislerin ise hantal birer yük gibi görüldüğü bir "yükleme limanı" haline getirildi.
TTK’nın Kaderine Terk Edilişi:
Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), kentin can damarıydı. Ancak siyasi popülizm ve yanlış istihdam politikalarıyla kurum işlevsizleştirildi. Üretim odaklı bir vizyon yerine, "idare-i maslahat" mantığı güdüldü.
Siyasi Vizyonsuzluk:
Yerel siyaset, kenti modern bir liman ve sanayi merkezi yapacak vizyoner projeler üretmek yerine; kaldırım taşları, bitmeyen yol çalışmaları ve kişisel hesaplaşmalar arasında boğuldu.
Genç Göçü ve Yaşlanan Nüfus:
Gençlerin rızkını gurbette aradığı bir kentte, geriye sadece mazinin anılarıyla yaşayan bir emekli nüfus kaldı. Bugün Zonguldak, Türkiye’nin en yaşlı nüfus oranlarından birine sahipse, bu bir kader değil, bir yönetim zafiyetidir.
"Kendim Ettim" mi, "Bize Edildi" mi?
Zonguldaklı seçmenin ve siyasetçinin öz eleştiri yapma vakti geldi de geçiyor. Her seçim döneminde verilen vaatlerin havada kalmasına rağmen, siyasi tercihlerin kişisel çıkarlar veya boş vaatler üzerinden şekillenmesi, kenti bir adım ileriye götürmedi.
Zonguldak, Ankara’nın koridorlarında güçlü bir sesle temsil edilemedi.
"Bize bir şey olmaz" özgüveniyle, alternatif ekonomik modeller (turizm, lojistik, teknoloji) geliştirilmedi. Kömüre endeksli bir hayatın sona ereceği bilindiği halde, "B planı" hiçbir zaman masaya ciddi olarak konulmadı.
Sonuç: Geçmişin Görkemi, Geleceğin Belirsizliği
Bugün Zonguldak sokaklarında yürürken, binaların yorgunluğu ve insanların üzerindeki o ağır "kabulleniş" hissediliyor.
Emeğin Başkenti, artık maaş günlerini bekleyen emeklilerin huzurevi sessizliğine bürünmüş durumda.
Eğer Zonguldak bu makus talihini yenmek istiyorsa; yerel siyasetin kısır döngüsünden kurtulmalı, Filyos Projesi gibi devasa yatırımları gerçek birer kalkınma motoruna dönüştürmeli ve en önemlisi, "kendim ettim" demeyi bırakıp "biz ne yapabiliriz?" sorusuna odaklanmalıdır.
Aksi takdirde, Zonguldak sadece tarih kitaplarında "bir zamanlar kömürün başkentiydi" cümlesiyle anılan hüzünlü bir dipnot olarak kalacaktır.
Sağlıcakla kalınız.