Her şeyin tadı kaçtığı gibi, gazeteciliğin de tadı tuzu kalmadı.
Bir konuyu araştırıyorsunuz; muhataplarının büyük bir bölümü ondan, bundan, hatta gölgesinden bile korkar hale gelmiş. Olayı net biçimde biliyorsunuz, belgeleriyle ortaya koyuyorsunuz, haberi yapıyorsunuz… Ama sonuç değişmiyor.
Karşı taraf hemen başlıyor:
“Yalan haber”, “dezenformasyon”…
Ardından, haberin muhatabının etrafında bir güruh toplanıyor. Koro halinde aynı sözler tekrarlanıyor:
“Yalan”, “dezenformasyon”…
Bir anda kafalar karışıyor.
“Acaba gerçekten yanlış mı yaptım?” diye insan kendini sorgulamaya başlıyor.
Son günlerde Karabük’te yaşanan Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültesi’ne veteriner hekim kökenli dekan atanması meselesi bunun en somut örneği.
İlk anda herkes şu soruyu sordu:
“Tıp Fakültesi’ne veteriner dekan olur mu?”
“Diş Hekimliği Fakültesi’nin başında veterinerin ne işi var?”
Ama ne olduysa oldu…
Bir baktık ki söylem değişti:
“Neden olmasın kardeşim?”
“Veteriner de şu dersi almış, bu konuyu biliyormuş…”
Olay soğudu, günler geçti.
Derken bugün CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, gazetecilerin sorusu üzerine:
“Olmadı, yakışmadı. Tıp Fakültesi’nin başına tıp profesörleri, Diş Hekimliği Fakültesi’nin başına diş hekimliği alanından akademisyenler dekan olmalıydı.”
Sayın Vekil, günler sonra da olsa görüşünü açıkça ifade etmiş oldu.
Sonuç mu?
Ne cemiyet hayatının tadı kaldı,
ne de gazeteciliğin…
Biz yine de,
belgeli, doğru bildiklerimizi yazmaya,
söylenmeyeni söylemeye devam edeceğiz.
Çünkü başka türlüsü gazetecilik değil.