Hayallerine dokun!

Abone Ol

Hani şu reklam yok mu?

Şu Digiturk’ün reklamındaki slogandan bahsediyorum…

‘Hayallerine dokun’

Bu kentte gözlerini açmış, burada büyümüş biri olarak, ‘38 yıldır memlekete çivi çakılmadı’ dersem abartı mı olur? Tabi, hatırlı kişilerin yeşil alanları katlederek kurduğu çok katlı binaları, kıyı kenar çizgisini hiçe sayarak yapılan devasa alışveriş merkezlerini  saymazsak!!!

Son bir haftadır Zonguldak, iki önemli konuyu tartışıyor:

Birincisi Kent Konseyi’nin gündeme taşıdığı Zonguldak-Kozlu arasındaki raylı sistem projesi…

İkincisi, Halkın Sesi’nin gündeme taşıdığı Gazipaşa Caddesi’nin araç trafiğine tamamen kapatılarak, metropol kentlerin bükük caddelerde olduğu gibi insanların nefes alabildiği, egzoz ve korna sesinden uzak bir yaşam alanı.

Bir de tabi ki şehrin orasından geçen yüzkarası Üzülmez Deresi, üzüyor bu şehrin müdaimlerini…

Bu üç projeden birini bile hayata geçiren bir belediye başkanı, hem kent tarihine hem de halkın gönlüne altın harflerle kazır adını … Şüphesiz, bu 3 proje de ciddi finans sorunu olan projeler… Ama önemli olan bu kaynağı yaratabilecek bir zeka ve cesarete sahip olabilmek değil mi?

İllet olurum…

O koltuğa oturana kadar, bir tek Ay’a uçuş seferleri başlatmayı vaat etmedikleri kalır… Ama göreve geldiklerinde enkaz edebiyatı yapıp ağlamaktan da geri kalmazlar!

Hiç birimiz Belediye Başkanını zorla seçmiyoruz… Dolayısıyla yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarının yanı sıra şehir insanının insanca yaşaması için alternatif ulaşım, alt yapı, sosyal belediyecilik projeleri üretip hayata geçirmesini bekliyoruz…

Ben Sayın Muharrem Akdemir’in yerinde olsam…

Sürekli halkın görüş ve önerilerini alarak kentin nabzını tutar, genç-yaşlı, üniversiteli-akademisyen, ev hanımı-emekli demeksizin toplumun her kesimini şehir yönetimine ortak ederdim. Şehrin dört bir tarafına şikayet ve öneri kutusu koyardım… Bu sayede Zonguldaklılara da sorumluluk yükler,  kentli bilincini toplumun tüm katmanlarına yayardım.

İşte bu yüzden bugün Sayın Akdemir’e, kendi ve kentlinin düşünce ve önerilerine kulak verip, hayal gücünü zorlaması gerektiğini hatırlatmak istedim.

Bakın Halkın Sesi’nin kamuoyunun gündemine taşıdığı Gazipaşa Caddesi’nin trafiğe kapatılmasıyla ilgili çağrısına, kompleks yapmadan fikri takip yapan Pusula Gazetesi’nin internet sitesindeki anketine göre halkın yüzde 80’nin Gazipaşa’nın kapatılmasına destek veriyor.

Halk, kentin mecburiyet caddesi olarak bilinen Gazipaşa’nın kapatılmasını istiyor. Peki Başkan?

Umarım Sayın Akdemir, bu sese kulak verip şehir plancılarının da görüşlerini alarak, alternatif yollar geliştirmek şartıyla Gazipaşa’yı korna sesi ve egzoz gazından kurtarıp, sadece kuş sesleri ve sokak müzisyenlerinin tınısıyla tanıştırır.

Bundan 25 yıl önce birisi çıkıp,

Gün gelecek, öyle bir cihaz yapılacak ki… Dünyanın öbür ucuyla görüşecek, gazete haberlerini an ve an okuyup, banka hesaplarınızı buradan takip edecek, fotoğraf ve video kamera niyetine kullanabileceksiniz. Hatta müzik bile dinleyecek, oyun oynayacak, radyo dinleyip istediğiniz televizyon kanalını izleyebileceksiniz…’

Ve bu cihazın adı cep telefonu olacak!

Hadi oradan… 25 yıl önce bu sözleri söyleyeni ya deli ilan ederdik, ya da münafık!

Ama birileri hayal etti ve yaptı… Şimdi sıra, 80’li yıllarda tek kanallı televizyonumuzun vazgeçilmezi ‘Uzay yolu’nda ışınlanan insanlara geldi…

Hadi Başkan, biraz cesaretle…

Hayallerine dokun!

***

Pusula’nın çırağı Atilla Öksüz’ün geçtiğimiz Cuma günkü yazısını kaçıranlar öbür dünyaya eksik gider. Cüneyt Arkın cesareti, Zeki Müren(!) nezaketi, Hulisi Kentmen sevecenliği ama Nesrin Topkapı’nın kıvraklığıyla bizi Erol Taş’a benzeten Büyük Hun Hükümdarı Atilla, her zaman ki gibi yazdıklarıma cevap vermek yerine nasihat etmeyi seçmiş…

Evet sermayenin dostu, kıllı keçinin postu, Rahmetli Çaycı Ali’nin kaşarlı tostu, her şeyi bilen adam, üstüne üstlük beni ‘kot kafalı’ ilan etmiş!

Haklısı galiba… Dediğin kadar varım. Seni ve bir türlü doğruyu göstermeyen pusulanızı anlamakta güçlük çekiyorum. Utanma duygusu olamayan, kendini soylular kamarasında zannedip herkese tepeden bakan, iktidar aşığı, güçlüden yana ritim çalan jöle kafalı gazetecileri anlamakta güçlük çekiyorum. Dilersen patronun gibi sana da birkaç soru sorayım da kendinle yüzleş.

Hani şu meşhur diz üstü bilgisayarın var ya… Onu nereden ve kaça aldın? Faturası var mı? Varsa nerede? Ha bir de Eren Holding’e ait termik santralle ilgili yaptığınız Greenpeace’cileri kıskandıran haberlerin hemen ardından Eren Enerji’ye kaç lira fatura kestiniz?