Huzursuzluk, aşkı çift taraflı yıpratır

Abone Ol

Aile içi huzursuzluklar ve anne baba arasındaki çatışmalar, aşkın iki ayrı cephede birden savaşmak zorunda kalması gibidir.

Bu aforizmamda, aşkı hem bireyleri dönüştüren etken bir güç hem de dış şartlara direnen bir yapı olarak ele aldığımızda, "iki ayrı cephe" metaforu çok daha derin bir anlam kazanır.

​Bu bütünsel çerçevede aşk, varlığını sürdürebilmek için iki farklı düzlemde aynı anda mücadele vermek zorundadır.

Aşkın ilk savaşı, onu yaşayan kadın ve erkeğin kendi iç dünyalarına karşıdır. Aşk; tarafların bireysel gururu, bencilliği, incinme korkusu ve savunma mekanizmalarıyla çatışır. Hem erkeği hem kadını kendi konfor alanından çıkmaya ve "ben" fikrini "biz" yapmaya zorlar. Bu, aşkın kendi varlığını iki ayrı bireye kabul ettirme ve onları dönüştürme mücadelesidir.

İkinci savaş ise ilişkinin dışında gelişen ama içeriye sirayet eden şartlara karşı verilir. Sözümdeki anne ve baba arasındaki çatışmalar ile aile içi huzursuzluklar, bu dış cepheyi oluşturur. Aşk, sadece iki kişinin arasındaki uyumu sağlamakla kalmaz; aile ortamından yansıyan gerilime, duygusal baskılara ve olumsuz atmosfere karşı da direnç göstermek zorunda kalır.

Sonuç olarak bu ifade, aşkın ne kadar çetin bir süreç olduğunu gösterir. Aşk, bir yandan insanın kendi içindeki bireysel dirençle savaşarak tarafları bir arada tutmaya çalışırken, diğer yandan aile içi huzursuzlukların yarattığı dış baskılara karşı korunmak zorundadır.

Enerjisi hem bireylerin egolarına hem de dışarının kaosuna bölünen aşk, iki kat daha fazla yıpranma riskiyle karşı karşıya kalır.