Bu aforizmam ile, insanın en büyük savaşı olan "kendisiyle yüzleşme" meselesini çok çarpıcı bir psikolojik ve varoluşçu perspektifle ele almaya çalıştım. Katman katman açtığımızda arkasında şöyle bir felsefe yattığını görebiliriz:
"İnsan, olmak istediği kendinden korkmaz..."
"Olmak istediğimiz kişi", zihnimizde inşa ettiğimiz kusursuz bir heykel gibidir. O versiyonumuzda tüm hatalarımızdan arınmış, hayallerimize ulaşmış, güçlü, erdemli ve bilgeyizdir. Geleceğe ait bir tasarım olduğu için tehlikesizdir; bize acı vermez, aksine bir sığınak ve umut olur. İnsan kendi yarattığı bu "en iyi versiyonundan" korkmaz, çünkü o henüz test edilmemiştir ve sadece gururunu okşar.
"...fakat olduğu kendinden ödü patlar."
"Olduğumuz kişi" ise şu anki çıplak ve kaçınılmaz gerçeğimizdir. İçindeki zayıflıklar, bastırılmış kıskançlıklar, korkular, geçmişin pişmanlıkları, hayal kırıklıkları ve toplumdan sakladığımız o "çiğ" taraflarla doludur.
İnsanın aynaya bakıp tüm dürüstlüğüyle kendi karanlığını, yetersizliklerini ve çiğliğini görmesi dünyanın en ağır yüküdür. Çoğu insan ömrünü bu ham halinden kaçmak için maskeler takarak geçirir. İşte bu yüzden, insan o maskeleri çıkarıp "şu an tam olarak neyse o olan" kendisiyle baş başa kaldığında adeta dehşete düşer; çünkü orada kaçacak hiçbir yer, sığınılmaz hiçbir yalan kalmamıştır.
Özetle; bu aforizmam, insanın gelecekteki hayaliyle kurduğu barışık ilişkiye karşın, şimdiki zamandaki çıplak gerçeğinden ne kadar derinden ürktüğünü ve asıl cesaretin dış dünyayı değil, mevcut kendi karanlığını fethedebilmek olduğunu anlatıyor.