Süslü yazıların gölgesinde kalan gerçekler

Abone Ol

Selma Hanım’ın kaleme aldığı cümleleri tek tek okudum. Kendisi edebiyat alanında başarılı bir ablamızdır; bunu inkâr edecek değiliz. Ancak bazen gerçeklerin üzerini örtmek de bir vebaldir.
Ben bu şehre ve bu şehrin insanına yapılan haksızlıklara hiçbir zaman göz yummadım, bundan sonra da yummayacağım. Çünkü benim için makamlar, kişiler ve siyasi görüşlerden önce insan sağlığı, can güvenliği ve kamu yararı gelir.
Selma Hanım’ın yazısıyla ilgili benim de kendisine birkaç sorum olacak.
Önce insan sağlığı
İlk olarak, Zonguldak Belediye Başkanı Sayın Tahsin Erdem’in sahillerde yaptığı çalışmalarla ilgili sormak istiyorum:
Sayın Selma Hanım, yazınızda övgüyle bahsettiğiniz o sahillerde bu yıl hiç denize girdiniz mi?
Zonguldak’ın kanalizasyon altyapısı ve denize deşarjlarla ilgili sorunları ortadayken, halk sağlığını korumak amacıyla hangi somut çalışmaların yapıldığını araştırdınız mı?
Bir şehirde hizmet anlayışının da bir sıralaması vardır. Bu sıralamanın en başında insan sağlığı ve can güvenliği gelmelidir.
Denize giren vatandaşların sağlık sorunları yaşadığı yönündeki iddiaları hiç araştırdınız mı? Vatandaşların ishal, karın ağrısı, ateş gibi şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvurduğuna dair anlatımları ve iddiaları sorguladınız mı?
Yazdığınız övgü dolu cümlelerin vatandaşlar üzerindeki etkisini hiç düşündünüz mü?
İnsanları “Sahillerimiz çok güzel, gönül rahatlığıyla denize girebilirsiniz” algısına yönlendirmek kolaydır. Ancak burada asıl sorulması gereken, bu alanların halk sağlığı açısından güvenli olup olmadığıdır.
Çünkü sağlık konusunda ihmale yer yoktur.
Önce temel ihtiyaç, sonra gösteriş
Hizmeti yalnızca çevre düzenlemesi, peyzaj çalışması veya basın önünde yapılan açılışlardan ibaret görmek doğru değildir.
Elbette şehir güzelleşsin, sahiller düzenlensin, parklar yapılsın. Buna kimsenin itirazı yok.
Ama bir tarafta insanların can güvenliği konusunda endişeleri varsa, diğer tarafta kanalizasyon, ulaşım ve altyapı gibi temel sorunlar çözülmemişse, önceliklerin yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Aç olan bir insana önce pasta vermek yerine yemek vermek gerekir.
Çünkü pasta karın doyurmaz.
Şehir yönetiminde de önce temel ihtiyaçlar, sonra vatandaşın yaşam kalitesini artıracak çalışmalar gelmelidir.
Belediye arkasındaki ölüm yolu
İkinci olarak, satırlarınızda yere göğe sığdıramadığınız Sayın Başkan’a bir başka konuda daha soru yöneltmenizi rica ediyorum.
Belediyenin hemen arkasındaki ve vatandaşların uzun süredir güvenlik konusunda endişelerini dile getirdiği yolda bugüne kadar ne gibi çalışmalar yapıldı?
Üç insanın hayatını kaybettiği, üç eve ateş düştüğü bu yolu ne kadar yakından araştırdınız?
Son ihmaller sonucunda hayatını kaybeden Rukiye Solmaz ablamız, gözlerimin önünde bir nakliye aracının tekerlekleri arasında can verdi.
Yerdeki yaya çizgisinin dahi silinmiş olduğu bu geçitten ben evladımla geçtim. Hemen arkamdan Rukiye ablamız geçti ve hayatını kaybetti.
Böyle bir olayın ardından insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu yolun güvenliği için daha önce ne yapılmıştı ve bundan sonra başka canlar yanmaması için ne yapılacak?
Burada amacım yaşanan olayın bütün sorumluluğunu tek bir kişiye yüklemek değildir. Ancak belediyelerin asli görevlerinden biri, kendi sorumluluk alanındaki yolların ve yaya geçişlerinin güvenliğini sağlamaktır.
Rukiye ablamızın ailesinin feryadı
Rukiye ablamızın vefatından sonra ailesi bana ulaştı.
Bana söyledikleri çok açıktı:
“Biz annemizi kaybettik. Başka canlar gitmesin. Bunun için bu yolun güvenli hale getirilmesini istiyoruz. Sesimize ses olun.”
Ben de bu çağrıyı görmezden gelemezdim.
Aileyi Zonguldak basınıyla bir araya getirdim. Her ne kadar siyasetten uzaklaşmış olsam da ben bu şehirde uzun yıllar yaşamış, bu şehre hizmet etmiş ve hâlâ bu şehirde yaşayan bir insanım.
Dolayısıyla başta söylediğim gibi:
Hizmetin de bir sıralaması vardır. O sıralamanın en başında insan sağlığı ve can güvenliği bulunur.
Sorumluluk kimin?
Kazanın ardından bu yolun kime ait olduğu konusunda çeşitli açıklamalar yapıldı.
Ben de herkes gibi bu yolun Karayolları’na ait olduğunu düşünüyordum. Ancak daha sonra konuyu araştırmaya başladım.
Dönemin CHP İlçe Başkanı Osman Bey’in, basın karşısına çıkarak yolun sorumluluğunun Karayolları’na ait olduğu yönündeki açıklamasını hatırlıyorum.
Bu açıklama benim için yeterli olmadı.
Zonguldak Belediyesi’nin önceki döneminin AK Parti yönetiminde olması nedeniyle, konuyla ilgili bilgi almak amacıyla AK Parti Zonguldak İl Başkanı Sayın Mustafa Çağlayan’dan randevu talep ettim. Kendisi de sağ olsun beni kabul etti.
Yaptığım görüşmede, resmi protokollere göre söz konusu yolun daha önce Karayolları’ndan Zonguldak Belediyesi’ne devredildiği yönündeki bilgileri öğrendim.
Eğer resmi belgeler bunu ortaya koyuyorsa, o zaman vatandaşın da bu konuda doğru bilgilendirilmesi gerekir.
Çünkü bir yolun sorumluluğunun kimde olduğu, yalnızca siyasi bir tartışma konusu değildir.
Bu, doğrudan vatandaşın can güvenliğiyle ilgilidir.
Vatandaş bir yolda yürürken “Burası kimin sorumluluğunda?” diye düşünmek zorunda değildir. Vatandaşın tek beklentisi güvenli bir şekilde evine ulaşabilmektir.
Üst geçit meselesi
Vatandaşlar bu yolla ilgili önlem alınması için baskı yaptığında, belediyenin üst geçit yapacak bütçesinin olmadığı yönünde açıklamalar yapıldığını da hatırlıyoruz.
Daha sonra üst geçit konusunda Sayın Valimizin de katkılarıyla çalışmalar yürütüldü.
Burada sormak istediğim çok basit:
Eğer bir yerde insanların hayatı tehlikedeyse, sorumluluğu başka kurumlara atmak yerine bütün kurumların birlikte çözüm üretmesi gerekmez mi?
Vatandaşın istediği kavga değildir.
Vatandaşın istediği “Bu yol senin, bu yol benim” tartışması da değildir.
Vatandaş sadece güvenli yol, güvenli geçiş ve güvenli ulaşım istiyor.
Sayın Selma Hanım’a soruyorum
Sayın Selma Hanım, sizden samimi olarak şunu sormak istiyorum:
Allah korusun, bu yolda hayatını kaybedenlerden biri siz veya yakınınız olsaydı, Sayın Başkan’ın çalışmalarını anlatırken yine aynı övgü dolu cümleleri kurar mıydınız?
İnsan başına gelmeden bazı şeylerin önemini anlayamayabilir.
Ancak kamuoyuna yazı yazan insanların görevi, yalnızca güzel olanı anlatmak değil; güzel görünmeyenin neden güzel görünmediğini de sorgulamaktır.
Bu şehre yıllarını vermiş eski bir siyasetçi olarak sizden ricam şudur:
Süslü yazılarınızın arasına, bu şehirde yaşayan insanların mağduriyetlerine, sorunlarına, ihtiyaçlarına ve beklentilerine de yer verin.
Çünkü Zonguldak halkının yalnızca güzel fotoğraflara ve güzel cümlelere değil, çözüm bekleyen gerçek sorunlarına da ihtiyacı var.
Sahil projeleri de araştırılmalı
Yazınızda bahsettiğiniz sahil projeleriyle ilgili olarak da bazı konuların kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.
Projelerin ruhsat ve izin süreçlerini, açılışların hangi şartlarda gerçekleştirildiğini, daha sonra yaşanan olaylarla ilgili hangi resmi açıklamaların yapıldığını araştırmanızı tavsiye ederim.
İlimize gelen bir üniversite öğrencisinin denizde hayatını kaybetmesi gibi son derece acı bir olayın ardından sorumluluk ve güvenlik konusunda kamuoyuna yapılan açıklamalar da dikkatle incelenmelidir.
Ben burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyorum.
Ancak ölümle sonuçlanan olayların üzerinin kapatılmaması, bütün yönleriyle araştırılması ve aynı acıların tekrar yaşanmaması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bir insanın hayatı, hiçbir siyasi tartışmadan daha değersiz değildir.
Halk otobüsleri meselesi
Gelelim halk otobüslerine…
Siz bu konuda da Sayın Tahsin Erdem’e övgü dolu sözler yazmışsınız.
Ben ise burada da kamuoyunun bilmesi gereken ekonomik bir soru olduğunu düşünüyorum.
Bu otobüslerin Zonguldak’a nasıl getirildiğini, hangi yöntemle temin edildiğini, kiralama bedellerini, sözleşme şartlarını ve belediyeye toplam maliyetini araştırdınız mı?
Eğer bir belediye, satın alınabilecek bir aracın maliyetinden daha yüksek bir bedelle uzun süreli kiralama yapıyorsa, bunun kamu yararı açısından sorgulanması gerekmez mi?
Basit bir örnek vereyim:
Cebinizde 10 lira var ve bir araca ihtiyacınız bulunuyor.
Aynı aracı 10 liraya satın alma imkânınız varken 20 liraya kiralamayı tercih eder misiniz?
Elbette burada gerçek rakamların ve sözleşme şartlarının resmi belgeler üzerinden incelenmesi gerekir.
Benim söylediğim şey şudur:
Kamu kaynakları söz konusu olduğunda her kuruşun hesabı sorulmalıdır.
Çünkü o para belediye başkanının veya herhangi bir siyasi partinin parası değildir.
O para Zonguldak halkının parasıdır.
Hizmetin ölçüsü nedir?
Bir belediyeyi değerlendirirken sadece yapılan çiçeklendirmeye, peyzaja, sahil düzenlemesine veya açılışlara bakmamak gerekir.
Bir belediyenin gerçek başarısı;
İnsanların güvenli bir şekilde yürüyebilmesi,
Çocukların güvenli alanlarda oynayabilmesi,
Sahillerin halk sağlığı açısından güvenli olması,
Ulaşımın düzenli ve ekonomik olması,
Altyapının sağlıklı çalışması,
Kamu kaynaklarının doğru kullanılması,
Vatandaşın sorunlarına zamanında çözüm üretilmesiyle ölçülmelidir.
Bunlar olmadan yapılan güzel düzenlemeler elbette değerlidir; ancak temel sorunların yerine geçmez.
Halkın sağlığını ve güvenliğini sağlamak belediyelerin asli görevlerindendir.
Bunlar yeterince yerine getirilmeden şehrin her tarafına çiçek dikmek, peyzaj yapmak ve basın önünde açılışlar gerçekleştirmek, vatandaşın gözünde hizmet algısı oluşturabilir; fakat gerçek hizmetin ölçüsü yalnızca görüntü değildir.
Son sözüm
Sayın Selma Hanım…
Birilerini kaleme alırken, özellikle de kamu görevi yapan kişileri överken, sizden ricam daha fazla araştırma yapmanızdır.
Çünkü kaleme aldığınız kişiler yalnızca birer isim değildir.
Onların aldığı kararların sonucunda bu şehirde yaşayan insanların hayatı etkilenmektedir.
Siyasi görüşümüz farklı olabilir.
Bir belediye başkanını destekleyebilir veya eleştirebiliriz.
Ancak hepimizin ortak noktası Zonguldak'ta yaşamaktır.
Bu nedenle kimseye düşmanlık etmeden, kimseyi hedef göstermeden, ama gerçekleri de saklamadan konuşabilmeliyiz.
Benim mücadelem bir kişiyle değil, yanlış gördüğüm uygulamalarladır.
Benim derdim makam sahibi olmak değil; bu şehirde yaşayan insanların hakkını, hukukunu, sağlığını ve güvenliğini savunmaktır.
Çünkü gerçek hizmet; güzel cümlelerle anlatılan değil, vatandaşın hayatına dokunan, onu koruyan ve geleceğini güvence altına alan hizmettir.
Unutmayalım:
Bir şehirde önce insan yaşatılır, sonra şehir güzelleştirilir.
Ve bazen gerçekleri söylemek zor olabilir.
Ama gerçeklerin üzerini örtmek de bir vebaldir.
Saygılarımla.