Yıkmadan, sertçe kendini yeniden yarat

Abone Ol

Kendimize karşı, yok etmeyecek kadar acımasız olmalıyız.

-Alper Sezer.

Bu aforizmam, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi ile kendi varlığını tüketmesi arasındaki o hassas çizgide duran son derece sarsıcı bir öz-disiplin felsefesini özetler.

​Cümlenin merkezindeki temel fikirleri ve ne anlama geldiğini şu boyutlarıyla ele alabiliriz.

​ Kendi Kendinin Tiranı Olmak: ​Buradaki acımasızlık; fiziksel veya psikolojik bir öz-kıyım değil, konfor alanına ve bahanelere karşı tavizsiz tutumdur. İnsan doğası gereği rahatlığa, ertelemeye ve kendi zayıflıklarını meşrulaştırmaya meyillidir. Kendine acıyan insan gelişemez.

​Aforizma, kişinin kendi illüzyonlarına, tembelliğine ve içsel engellerine karşı radikal bir dürüstlükle yaklaşmasını öğütler. Bu, gelişim için kendimize verdiğimiz "zorunlu bir rahatsızlık" halidir.

"Yok Etmeyecek Kadar"
​Cümlenin en kritik fren mekanizması bu kısımdır. Acımasızlık kontrolsüz bırakılırsa toksik bir suçluluk duygusuna, öz-nefrete ve nihayetinde psikolojik tükenmişliğe (burnout) dönüşür.

Yıkıcı Acımasızlık: Kişinin kendini hiç beğenmemesi, katı mükemmeliyetçilikle felç etmesi ve başarısızlıklarında kendi değerini sıfırlamasıdır.

​Yapıcı Acımasızlık: Kişinin potansiyeline olan saygısından dolayı kendini zorlaması, ancak sınırlarını bilerek kendine yeniden toparlanma hakkı tanımasıdır.

​Sınır tam olarak şudur: Ego yıkılmalı, ama benlik yok olmamalıdır.

Nietzsche ve Stoacılık:
​Bu aforizma iki büyük felsefi akımın kesişiminde durur.

​Stoacılık (Öz-Disiplin): Marcus Aurelius’un "Kendine karşı katı, başkalarına karşı bağışlayıcı ol" prensibiyle doğrudan örtüşür. İnsanın dış dünyayı kontrol edemese de kendi arzu ve zayıflıklarını kontrol etmek için kendine karşı disiplinli olması gerektiğini savunur.

​Nietzsche (Büyüme Sancısı): Friedrich Nietzsche'nin "Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir" anlayışının öz-eleştirel bir versiyonudur. İnsanın kendini aşabilmesi için kendi eski versiyonunu yakıp küllerinden doğması gerekir; ancak bu yakma işlemi kişiyi küle çevirmemeli, çeliğe su vermelidir.

​Özetlemek istersek bu söz; insanın kendi kendisinin hem heykeltıraşı hem de mermeri olduğu gerçeğini hatırlatır. Mermer keski darbeleri almadan bir heykele dönüşemez, ancak darbe çok sert olursa mermer tamamen çatlayıp un ufak olur. Bütün mesele, o keskiyi ne zaman ve ne kadar vuracağını bilmektir.