Dershaneler konusunda, hükümetin ‘Kapatılacak ya da dönüştürülecek’ şeklinde kesin tavrı, o güne kadar süren maddi- manevi dostluğun bozulmasının, belki de son adımı oldu.

Aslında, dershanelerin (yurt dışındakilerin) varlığı benim de hoşuma gidiyordu. Onların, yurt dışında, birer ‘devlet temsilcisi’ gibi çalıştıklarını var saydım.

Sonradan öğrendim ki, ABD’nin destekleme amacı, bu okullarda, birinci dil olarak Amerikan İngilizcesi okutulması…

Ne olursa olsun, yine de oralarda Türkler var, bayrağın dalgalandığı bir burç nihayetinde’ diye baktım.

Cemaatin, Kuzey Amerika’da 400 civarında okulu olduğu haberi, bakış menzilimi biraz ‘flu’laştırdı. Amerikalı, bunca okul için sana para verirken, ‘hiçbir şey istemeden bırakır mı yakanı? Bu ‘bir şey’ (Pennsylvania) Pensilvanya’da lüks ikamet izni olabilir mi?

Bir de: Devlet yetkililerinin ‘yurda dön’ çağrısına rağmen, Pensilvanya’da ikametin sebeb-i hikmetini de anlamış değilim!

Aslında, sadece Cemaatin Fettullahçı grubunun değil, tümünün bir ‘sır’ kısmı var. Bediüzzaman Said Nursi fikriyatının devamı niteliğindeki bu ekip, Nurcuların Okuyucu ve Yazıcı diye adlandırılan kollarının farklı bir versiyonu.

Fettullah Gülen’in İzmir’deki çalışma yılları devamında, bir şekilde patlama yapıp çoğaldılar. Yurt, dershane ve kolejlerle, adeta piyango milyoneri gibi, Türk ekonomisinin göbeğine yerleştiler.

Siyaset sahnesine, aktif olarak Ecevit’in DSP’si döneminde girdiler. Sonra AKP’yi desteklediler. Şimdi de MHP ve CHP (Meselâ, Merkez İlçe’de MHP, Devrek’te CHP)

Zonguldak’taki ilk yıllarıydı… Soğuksu’daki öğrenci yurdunda bir yemek daveti aldım. Davet’e icap sünnet. Ali Abi (Bahadır) ile katıldık yemekli sohbete. Yerde maklube yendi. Duvar da slayt gösterimi

(yurtdışı okulların tanıtımı) yapıldı. Çay sohbeti biterken, kameralı ve mikrofonlu cemaat ekibi ‘yurtdışındaki okulları nasıl buldunuz?’ Sorusuyla röportaja başladı.

Tuhafıma gitti. ‘Bizi yemeğe çağırdınız. Emrivaki kayıt yapıyorsunuz. Okullar üzerinde, çekimsiz sohbet yapabilirdik’ diye itiraz ettim. ‘Bugünün anısına yapıyoruz’ dediklerinde, ‘Günün anısına, yemek yenirken çekseydiniz’ dedim.

Sohbetin tadı- tuzu kaçtı.

O gün, bugündür, siyasetin‘Cemaat’, sosyal demokratların ‘Fe tipi’, halkın ‘Fetullahçı’ dediği bu gruba, hep temkinli yaklaştım. Aralarında, abi, kanka, dost ve arkadaş niteliğinde birçok sevdiğim şahıs bulunuyor. Bugünde, onlarla yakınlıklarım sürüyor.

Olaya, cemiyet, siyasi toplum ve cemaat açısından bakmayacağım. Ancak, cemaatin ‘aynı düşünceyi paylaşan’lardan oluştuğu bir gerçek. Cemiyetin farkı ‘farklılardan’ oluşması. Siyasi toplum’u oluşturan ise ‘İktidar için eylem birliği yapan, her çeşit’ insan.

Aslında, iktidarı ele geçirme kavgası ilk değil. Önceleri de tarikat, cemaat ve örgütler, fırsatları değerlendirme kavgasına girdiler.

Şimdi, Cemaat - AKP kavgasına bakalım.

Deniyor ki, “ABD’de sivil toplum kuruluşu görünümündeki örgüt merkezleriyle, büyük bir para akışının kontrolünü yapan Gülen Cemaati, 2006’dan bu yana, ‘Türkiye karşıtı’ söylemleriyle bilinen, Cumhuriyetçi Başkan Adayı Rick Perry başta olmak üzere, onlarca siyasetçiye 1.5 milyon dolar bağışta bulunduğu ortaya çıktı.”(Takvim 9 Şubat 2014).

İçerde de sendikal örgütlenmeye girip, (Ufuk Kamu Sendikaları Konfederasyonu) alt kademeleri (işçi- memurları) kontrole giriştiler. Yargı, emniyet ve eğitim bürokrasisine yerleşen ‘paralel yapı’ ile devleti kuşattılar…

Diyelim ki, böyle yaptılar.

Peki, bu adamlar, bu ‘devlet mekanizmasına’ son gelen yağışlarla birlikte mi geldiler?

Asker, yargı, eğitim, polisteki kadrolaşmada eylem birliği, medya ve seçimlerde ‘kankalık’ ne oldu?

Deniyor ki, aydık’ta caydık. Peki, çete ve vatan hainliğine varan ithamlarla, bir şehirde görevden alınanların, bir başka şehirde görevlendirilmesine ne demeli?

Çete ve vatan hainliğinin cezası, bir başka şehir’e ‘sürgün’le anlatılabilir mi?

Deniyor ki ‘Pensilvanya örgüt başı’. Madem durum kadar vahim, çıkart kırmızı bülteni, ABD’den iadesini iste!

Ya da… Pensilvanya’ya örgüt başının elini öpmeye gideni belediye başkan adayı yapmak neyin nesi?

İşte, zurnanın ‘zart’ ettiği yer. Benim ‘cemaatim iyidir’ mi demek isteniyor?

Hoppalaaaa…İş burada hepten hohol oldu.

Deniyor ya? ‘Cemaat, hükümetle kanka iken, devlet mekanizmasının içinde iken, birçok ‘hayati bilgi’yi ele geçirdi’. Yolsuzluk bombalarının patlaması bundan!

Ne olacak şimdi? Bu yolsuzluklar doğru ise… ‘Benim bakanım, çocuğum, bürokratım, cemaatim ise dokunulmaz’ mı denecektir?

SONUÇ;

Velhasıl-ı kelâm. Ortada bir ‘güven bunalımı’ var.

Cemaat, Kâbe’ye bedava hacı taşısa, Pensilvanya’dan ‘ocağınıza ateş salsın’ bedduaları etse, beni dahi ‘paralel yapı içinde olmadığına’ ikna edemez.

Hükümetin yaptığı köprü, tünel, kanal, havaalanı, metroya eyvallah.

Gezi olaylarındaki kalkışma tamam. İnternet yasasına evet, ama yolsuzluk konusunda, aday tespitlerindeki kollamalarda itirazım var.

Cürümüm kadar yer yakacağımı biliyorum.

Unutulmasın, bir de işin ‘ahiret’ tarafı var…