Edebiyatımızda kimi dizeler, hikmetli sözler an gelir, yüzyılar ötesinden gelir, belleğimizin deryasında kendini gösterir, kimi sorunları çözmede kılavuz olur. Yunus Emre’nin bu dizeleri de öyle. Şiir uzun, ama biz, bize en çok yarıyan bölümlerini aldık buraya.
Sözünü bilen kişinin /yüzünü ağ ede bir söz
 Sözünü pişirip diyenin/ işini sağ ede bir söz
*
Söz ola kese savaşı /söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı /bal ile yağ ede bir söz
*
      Kişi bile söz demini /dimeye sözün kemini
       Bu cihân Cehennemini/ sekiz uçmağ ide bir söz
       *
Evet, konu Vali Erdoğan Bektaş’ın geçen hafta sonunda yaptığı basın toplantısında kurduğu kimi cümleler, birden yayından fırlayan ok gibi ülke geneline yayıldı. Çeşitli meslek örgütleri, sendikalar, politikacılar olayı kınayıcı protesto edici açıklamalar yaptılar.
Zonguldaklı Sinema yönetmeni Kıvanç Baruönü çok güzel bir yazı kaleme almış, Op.Dr. Tunç Çelebi’nin anlamlı yazısını, meslek örgütlerinin, çeşitli kişi ve grupların açıklamalarını da okudum.
Sayın Vali’nin sözleri de bu sert eleştirilere davetiye çıkarır gibi gerçekten. Kimi zaman anlatmak istediğimiz konu ile ağzımızdan çıkanlar arasında çelişkiler de olabilir. Atalarımız hemen uyarır bizi, “Ağzından çıkanı kulağın duysun” diye. Sayın Vali’nin sağlıkçılar arasında ve tüm toplumda büyük tepkiler yaratan söylediklerini, kulaklarının yeterince duymadığını, ikinci açıklamasından da anlayabiliyoruz.
Vali Bey’in basın toplantısını ZHABER Genel Yayın Yönetmeni Atilla Öksüz’ün programında izledim, dinledim. Atilla Öksüz’ün yorumlarını da dikkatle dinledim.
       Sonra merak ettim, Vali’ye bu bilgileri kim-ler verdi?. Vali Bey, gidip sağlıkçılar ne yapıyorlar diye gözlemediğine göre, birileri olanı-biteni kendi gözlemlerine ve yorumlarına göre Vali Bey’e anlatmış olmalı. Vali Bey’in de açıklamasının bu kısmını kamu ile paylaşmasına gerek yoktu. Eğer bir  şey söylemek ihtiyacında ise, ya kendisi gider lisan-ı münasiple söyler ya da görevlendirdiği bir kişi bu işi yapardı.
 Neymiş efendim; Polis Evi’nde kalan sağlıkçılar, mesaiden sonra gelmişler, bir-iki kişi bakkaldan içki (bira-rakı) almış. Alır, ne var bunda? Efendim, taşokey oynamışlar, oynar, bunda ne var? Suç mu? Eğer o salonda okey takımı varsa stres atmak için oynamış olabilirler. Hepsi yetişkin eğitim görmüş insanlar. Birilerinden izin mi alacaklardı? Ölümcül virüsü almış insanlarla bir uzun mesai yaşıyorlar. Onların hayatla bağlarını sıkı tutmak için bütün gün çaba gösteriyorlar. Bu yoğun stresi böyle atabiliyorlarsa, atsınlar kardeşim. Sen de gerekli kolaylığı sağla!..
CORONO tedavisi yapanlar, bu hastalığı ve sebeplerini bizden daha iyi bilirler. Aldıkları eğitim süreci, onlara nerede nasıl davranacaklarını da öğretmiş olmalıdır. “Sosyal mesafe” hesaplarını sağlıkçılarımız da yapabilirler.Bu konuda kimseden ders almalarına gerek yoktur.
 Bizim ülkemizde memur-işçi mesaiden çıkınca ya bir kahveye takılır, bir-iki parti okey veya kağıt oyunu oynar. Kimi birahaneye takılır bir-iki bira içer. Kimi meyhaneye gider bir-iki kadeh atar. Kimi arkadaşlarına takılır.Böylece günün stresi atılır. Kimi de evinin yolunu tutar.Genellikle yaşama şekli böyledir.
Aynı insanlar kendilerinin bildiği gibi ibadetlerini de yaparlar. Gün gelir Ramazan ayında orucunu tutar, teravihe katılır, bayram geleneklerini yaşatırlar.
       *****
       Vali Bey’in açıklamasına göre il genelinde görevli 637 sağlıkçıdan 137’si Corono tedavisi görmekte. Nasıl bu ölümcül mikrobun pençesine düşmüşler? Hastaları tedavi ederken.
       Hepsi de alınlarından öpülecek insanlar. Evlerine gidemeden, eşlerini, çocuklarını kucaklayamadan, anasının babasının hal ve hatırını soramadan, adeta tecrit olmuş bir halde bir büyük, tehlikeli, korkunç savaş içinde çırpınıyorlar. Ne için? İnsanları sağlıklarına kavuşturmak için..
       Kimileri de bunların bir kısmının ardında okey mi oynadı, bir kadeh rakı-bira mı içti, hesabı içinde takipte midirler? Kimsenin yaşam biçimi, kimsenin tarifi altında değildir, olmamalıdır. Yasalara aykırı hareket, toplumun gözüne hoş gelmeyen davranışlar zaten gereğini bulur.
       *****
       Bütün dünya devletlerinin sağlık orduları bu COVİD-19 belası ile büyük bir savaş içinde. Kendi insanlarını korumak için büyük uğraş veriyorlar. Türkiye’de de durum böyle.
       Ülkemizde en riskli bölge Zonguldak. Maden işçilerinde, emekliler dahil akciğer hastalıkları, kanser, koah, soluk darlığı yüksek oranda. Bu yetmiyor gibi Çatalağzı’nda 1,5 kilometrekarelik bir alanda 8-10 termik santral bacaları filitresiz çalışıyor yıllardan beri. Yani Zonguldak insanı için ölümlerden ölüm beğen. Bu sorunlara çözüm bulunabildi mi?
      Yöneticiler, yaşamı kolaylaştırmalılar. Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı, çeşitli müdürlükler bunun için vardır. Hangi makamda olursa olsun bu işe kafa yormalılar önce. Gerektiğinde halkın görüş ve önerilerine başvurmalılar. Yöneticilerimiz şu partinin, bu partinin memuru değil, bütün varlıklarıyla, değerleriyle bir kentin ve o kentte yaşayan insanların yöneticisidirler. Beğenelim beğenmiyelim elbette değerlidirler. Her yönetici kendinin ve konumunun farkında olmalıdır.
     *****
Şimdi Op.Dr. Tunç Çelebi’ye kulak verelim: “Zonguldak valisinin söylediği sözler bir Zonguldaklı ve bir hekim olarak hem beynimden hem de kalbimden vurarak yaşayan ölü haline getirdi beni. Ne toprağım, ne mesleğim, ne insanlık bu söylemi kabul edemez..”
İstatistikçi-Yazar Cenk KAPLANCAN duygularını şöyle dile getiriyor: Yıllar sonra bir madenci olan dedemin çokça bahsi geçen maluliyetinin neden olduğu akciğer kanseri ile mücadelesi ve nasıl kaybettiğini görmem, bu kaderin gözlerimin önüne serilmesiydi gerçek olan. Maluliyeti yüksek bazı madencilerin son durağı olan ve sadece madenin neden olduğu hastaların çoğunlukta olduğu bir Göğüs Hastalıkları Hastanesinin Zonguldak’ta olması ise tesadüf değildi. İşte 30 Büyük şehir ve Zonguldak bu demekti.
SİNEMA Yönetmeni Kıvaç BARUÖNÜ ise uyarıyor: “..Şimdi tek temennim hastalık bunca hızla yayılırken, üstelik ölüm oranlarında nufüsa bağlı bakıldığında ilk sırayı alan kentin Valisi olarak kendinize dikkat etmenizdir.Çünkü canı gönülden bunun olmamasını dilerim. Ama hastalanırsanız size bakacak olan o kendine bile bakmaktan aciz, devletine yük olan doktorlar olmak zorunda sayın valim….
Demem o ki bu günlerde bürokratların yani bizim için çalışan, maaşlı devlet adamlarının sözlerine dikkat etmesi. Bin düşünüp bir konuşması gerekiyor. Doktorlarımıza haksızlık etmeyin sayın valim, küstürmeyin! Yapılan bazı yanlışların faturasını kesmek için birilerini aramayın, zira baktığınız yer yanlış…”
Yazar-Araştırmacı Hayati YILMAZ ise denilenleri değil, denilemiyenleri sorguluyor: Ama size şunu söyleyeyim baştan beri Valinin iyi niyetinden şüphe etmedim ve duyduğum bu olaylardan sonra da haklılığımı teyid etmiş oldum. Her şeyden haberdar olan Devletin Valisi bir açıklama yapıyor ama kimse ne demek istediğini sormuyor.Vali Bey`de söyleyemiyor.
Çünkü o bilgiler şu an da söylenecek bilgiler değil. Vali bildiklerini söylerse ortalık daha da karışacak. Bence Vali Bey`in söylediğine tepki vermek yerine asıl söylemediği için tebrik etmek gerekiyor. Vali Bey belki Zonguldak basınına bilginin şimdilik saklı kalmasi kaydı ile bir açıklama yapmak istemiştir. Ama bu haberlerin nasıl kulanacağını bilmediği için susmak zorunda kaldı.
Kendini savunamadı..Ve kullandığı cümlelerden dolayı özür dilemek ile yetindi. Tabi bunda Zonguldak basınının kendi aralarındaki rekabetten dolayı oluştuğunu da söylemek lazım.
*****
Bütün sağlıkçılara; başta çok değerli doktorlarımıza, sevgili hemşirelerimize, Diş hekiminden eczacısına, yöneticisi ve memurundan yardımcı personeline, ambulans görevlilerine ve bütün sağlık çalışanlarına, sağlıklar, esenlikler, üstün başarılar, kolaylıklar diliyorum. Tanrı sizleri korusun.