Öğretmen dedikleri zaman insanlar daha bir başka saygı gösteriyorlardı. Öğretmen fikir danışılan , güvenilen bir kimliği temsil ediyordu. Cüzdanı ile onuru arasına sıkışmamıştı. Özel ders vermek ayıp kabul ediliyordu. Yürüyüşü duruşu bir başkaydı. Çok uzun zaman öncelerinden bahsetmiyorum. Gözümle gördüğüm birebir şahit olduğum yetmiş beş ve seksen beş yılları arasından bahsediyorum. Peki mesleğin hangi temsilcileri kazandırmıştı bu mesleğe bu itibarı?

1-Tevfik FİKRET

2-Mehmet AKİF ERSOY

3-Yahya KEMAL BEYATLI

4-Nazım HİKMET RAN

5-Faruk NAFİZ ÇAMLIBEL

7-Refik HALİT KARAY

7-Nurulllah ATAÇ

8-Ahmet HAMDİ TANPINAR

9-Arif NİHAT ASYA

10-Necip FAZIL KISAKÜREK

11-Sait FAİK ABASIYANIK

12-Rıfat ILGAZ

13-Yusuf NALKESEN

14-Fakir BAYKURT

Öğretmen sadece ders vermez. Öğretmen öğrencisine hayatı da öğretir. Öğretmen okur ,araştırır , yazar. Öğretmen sanatçıdır. Öğretmen bilim adamıdır. Öğretmen evrensel ahlak sahibidir. Bize ödediğiniz maaş sadece anlattığımız dersin parasıdır. Öğrencilerle yaptığımız duygudaşlığın, onlara verdiğimiz hayat bilgisinin  ücretini ödemiyorsunuz. Hoş otuz saat derse giren öğretmen bir taraftan bu duygudaşlığı nasıl yapar, enerjisi kalır mı? Bilmiyorum . Genç öğretmenlere tavsiyem sendika ağalarına ya da birilerine biat değil; kişilik ve kimlik olarak toplumda var olmanızdır. Mümkünse yukarıdaki dev öğretmenler gibi dünyanın kültür bahçesine bir demet karanfil bırakmaya çalışmanızdır.

“Öğretmenleri tarihten silerseniz geriye ne kalır,

İsterseniz silin ve bakın geriye ne kalıyor?”