Genel başkanı ülkenin cumhurbaşkanı da olan parti kongreler sürecine girdi… Şu sıralar ilçe kongreleri yapılıyor… “Bir partini kendi içinde demokrasi ne kadarsa, ülke için demokratik öngörüsü o kadardır” sözüsiyasi analizlerde sıkça kullanılır… 70’lerin ikinci yarısından bu yana, 40 yılı aşkın süredir siyaseti yakından takip ederim… Sosyalist partilerin kimi denemeleri dışında, yaşama geçirildiğine hiç tanık olmadım ama “Kendi içinde demokrasi bir olmayan parti, ülkeye demokrasi getiremez” çıkarımı, siyaset erbabının, her vakit dilinde dolanır…
 
Nitekim bu söz, kuruluş sürecinde, AKP elebaşlarının, esaslı propaganda malzemelerinden biriydi. Farklı parti imajı yaratmak için, tüzüğünde yazılı, başta 3 dönem kuralı olmak üzere, kimi “görece demokratik” hükümler, partinin alametifarikası olarak sunuldu kamuoyuna… Güçlendikçe bunlar unutuldu, “mağduriyet” edebiyatıyla birlikte koparılan “yol yaptık” vaveylasının arkasında, tek adama dayalı, otoriter eğilimleri ağır basan bir parti inşa edildi… Dünyadaki faşist eğilimli tüm partiler gibi tek adam kültüne dayalı bir yapı oluşturularak, lider iradesi mutlak hale getirildi…
 
MUTLAK İRADE
Sonuçta gelinen nokta ortada… Tek adamın günü saati belirsiz bir zamanda aklına gelip de söylediği her söz, hem parti, hem de devlet kademelerinde tartışılması mümkün olmayan bir emir olarak kabul ediliyor… Birini işaret ediyor, savcılar, hemen harekete geçip tahkikata başlıyor… Suçun niteliği ne olursa olsun, gadrine uğrayıp da tutuklanan şahıslar, iddianame yazılıp ilk mahkeme yapılıncaya kadar 7-8 ay cezaevinde kalıyor… Herhangi bir konuda yorum niteliğinde söylediği söz, ertesi gün yasaya dönüşmek üzere meclis gündemine geliyor…
 
Bir televizyon programında, sanki başkaları uygulamaya koymuş gibi, “TEOG’un kaldırılması lazım, biz TEOG’la mı geldik ya” demesinin ardından yaşanan absürtlükleri hep birlikte gördük… Çocukları TEOG sürecine girmiş milyonlarca aileyi ilgilendiren bir sistem, salt tek adam böyle bir cümle kurdu diye yürürlükten kaldırıldı. Eğitim gibi, devletin bekasını ilgilendiren bir alanda, bırakın önünün arkasının hesap edilmesini, bizzat devletin ilgili kişi ve kurumlarına danışma gereği bile duymadan sistem sil baştan yapıldı… Emir mutlak iradeden gelmişti çünkü…
 
O İMAR TEZGÂHINDA KİMİN PARMAĞI VAR
Aynı parti şimdi de evlere şenlik kongreler yapıyor… Aslında kongre mongre yok ortada… Yaşından utanmayan koca adamlar bir salonda toplanıyor, ellerine tutuşturulan listeleri sandıklara atarak “demokrasicilik” oynuyor. Adına delege denen şahsiyetler, “istişare” denen herkesin gözünden uzak süreçte, tek adamla en yakınındaki avanenin belirlediği isimleri sandığa atarak tezgâh cilalıyor… İçlerinden bir tanesi de çıkıp, “Yahu bu kadarı da ayıp, hepimizi tek adamın figüranı yapan bu oyun onuruma dokunuyor” demiyor… Diyemez, peşinde koştuğu kişisel ikbali o anda biter çünkü…
 
Başlıkta yalnızca “komedi” sözcüğünü düşünmüştüm, trajediyi de ekledim buna… Durum o kadar “naif” değil çünkü… Bir “devlet parti” olan AKP, her adımıyla, bizi bir başka uçuruma sürüklüyor… İç süreçleri de muamma olarak gelişiyor… Onlarca bakanlıktan çok daha fazla bütçe kullanan Kadir Topbaş istifa etti örneğin… Her şeye bir lafı olan malum şahıs tek kelime etmedi hâlâ… Onayı dışında, AKP’de, hele de İstanbul’da sinek uçmayacağını herkes biliyor… Sormadan edemeyeceğim: O imar tezgâhında parmağı mı var yoksa… Öyle olmasaydı, “Eyyy” kükremesi çoktan gelmemiş miydi sizce de…