MHP’nin 12 Eylül 1980’den önce Ankara Kapalı Spor Salonu’ndaki son kurultayı, bugün gibi gözlerimin önünde…

Kozlu Lisesi’nden Ankara’ya bir nevi sürgün gitmiştik… Ankara Aydınlıkevler Lisesi öğrencisiydim…

Ağabeyime dedim ki: “Kurultayda en öndeki ekipte olmak istiyorum.” Amacım, Başbuğ Alparslan Türkeş’e herkesten yakın olmaktı…

Kurultayın ilk günü 12 saat sürdü… Gençlik ve inanç varmış bizde; ben en ön sırada 12 saat hiç hareket etmeden yerimde durdum… Meğer herkes kademeli değişiyormuş… Bana da işaret ediliyormuş ama ben bunu neredeyse hakaret algılayıp duruşumu bozmuyordum…

O gece, Ziraat Fakültesi’nin oradaki Gümüşdere’deki eve gittiğimde üç gün yataktan kalkamamıştım…

Kayseri’de deşifre olmuştum… 3 milyon kişinin katıldığı Türkçülük Bayramı’nda…

Mekânı cennet olsun, büyük lider Muhsin Yazıcıoğlu bana Ankara Üniversitesi Ziraat ve Veteriner Fakültesi ile mitinge gitme talimatı vermişti… Merhum ağabeyim Muzaffer ile birlikte gittik… Tabii ki tüm onaylar, Başbuğ’un deyimiyle “Yedi köyün aslanı”ndan alındıktan sonra…

Kayseri’ye vardık… Muhteşem bir gün… Milyonlar bir arada… Grup grup yürüyoruz… Ama bende Zonguldak özlemi de var… O mahşer kalabalığında onları nasıl bulacağım?

Başbuğ’un teşkilat ve teşkilatçılık fikrini bilen, işi çözer… Ziraat ve Veteriner Fakültesi öğrencilerine “Zonguldak ovası Bozkurt yuvası” sloganını attırmak yetti… Zaten bizim ekip o alandaki en gölgelik yere çökmüştü…

Şimdiki teknoloji yok ki… Hasret kalmışız… Sarılıp hasret giderdikten sonra…

Bu arada Başbuğ daha alanda yok… İki katlı bir bina var; Zonguldak ekibi olarak oraya çıktık ve gölgeye etrafını sardık… Bağırıyoruz hep bir ağızdan: “Kozlu ovası Ülkücü kalesi, Zonguldak ovası Ülkücü kalesi…”

Bizim Metin Küçükvar’a dedim ki: “Aydınlıkevler Lisesi’nde okuyorum, bir de lise adına slogan atalım.” Nereden attık… Aydınlıkevler Lisesi ekibi de mitingdeymiş… Hemen bizi sardılar ve “Zonguldaklılar bize çok iyi gol attın” dediler… Gerçi inanamamışlardı…

Miting sonrası rahmetli ağabeyim Muzaffer ile bir türlü buluşamadık… İkimiz de farklı otobüslerle Ankara’ya dönmüştük… Evde bana, “Ben seni o ağacın altında bekledim” dedi… Koca Kayseri’de hangi ağaç ise, onu hiç bulamadık…

Başbuğ Alparslan Türkeş mitingde hedefi belirtmişti: “Rehber Kur’an, hedef Turan.” Öngörüsü yüksek bir liderdi… Hele hele tüm Türk dünyasının tartışmasız kabul ettiği “Başbuğ” olmak kolay değildi…

Biz 1970’li yıllarda “Esir Türkleri unutmayın” derken, birileri soysuzluk yapıyordu… Ülkü belliydi… Ve geldiğimiz noktada Türk aklı bunu başarmaya adım adım devam ediyor…

Hele hele bu ülkede, son bir dönemde neredeyse Türk olmak suç olacaktı…

Neyzen Tevfik’in dediği gibi:
“Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil.”

Yaşananların en büyük özeti…

29 yıl geçti… Ancak Türk dünyasının Başbuğ’u, kendine yakışır şekilde ayakta yaşamını yitirdi…

Başbuğum, mekânın cennet olsun…

Kadırga rampasında, Büyük Ülkü Derneği’nin dışındaki Bozkurt resminde ne yazıyordu?
“Mefkûremiz göklerde dalgalanan bir sancak; Allah’ın huzurunda eğiliriz biz ancak…”

Başbuğlar ölmez…