Zonguldak ilimize gelen mevsimlik işçilerin arasında yaşanan bir kavga üzerinden başlayan tartışmalar neden ve kim tarafından Kürt-Türk çatışmasına dönüştürülmeye çalışılıyor?
Özellikle Türkiye'nin terörsüz Türkiye hedefini ve barış sürecini konuştuğu bir dönemde, Kürt vatandaşlarımızı, Zonguldaklı vatandaşlarımızı ve ilimize çalışmak için gelen insanları birbirine düşman gösterecek bir algı oluşturmak kimin işine geliyor?
Ortada bir kavga varsa elbette hukuk gereğini yapmalıdır.
İşçi ile işveren arasında yaşanan bir anlaşmazlık varsa, olayın gerçek nedenleri ortaya çıkarılmalı, sorumlular belirlenmeli ve gereken işlem yapılmalıdır.
Ancak bir işçi ile işveren arasındaki kavganın alınıp Kürt-Türk meselesine dönüştürülmesi, toplumsal huzuru bozacak şekilde köpürtülmesi kabul edilemez.
Peki, bütün bunlar yaşanırken Türkiye'nin içinde ve çevresinde neler oluyor?
Bunu da konuşmak zorundayız.
Çünkü Türkiye'nin bugün yaşadığı gelişmeleri yalnızca Zonguldak'taki bir kavga üzerinden değerlendirmek, büyük resmi görmemize engel olabilir.
Barış süreci ve Terörsüz Türkiye
Barış sürecinde ortaya konulan maddeleri kaç kişi gerçekten okudu?
Sosyal medyada dolaşan iddialarla mı konuşacağız, yoksa devletin açıklamalarına ve sürecin gerçek hedeflerine mi bakacağız?
Türkiye'nin ortaya koyduğu Terörsüz Türkiye hedefinde PKK'nın silah bırakması ve kendisini feshetmesi önemli bir başlık olarak ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da PKK'nın silah bırakmasının Türkiye açısından güvenlik, demokrasi ve kalkınma bakımından yeni bir dönem başlatacağını ifade etti.
11 Temmuz 2025'te PKK'nın silah bırakmaya başlaması da bu sürecin önemli adımlarından biri olarak açıklandı.
O halde sormamız gereken soru şudur:
Türkiye'de yıllardır süren terörün sona ermesi, Türk ile Kürt vatandaşlarımızın kardeşçe yaşaması ve ülkenin enerjisini terör yerine kalkınmaya yöneltmesi neden bazı çevreleri rahatsız etsin?
Bir fındık kavgasını büyütüp Türk-Kürt kavgası görüntüsü vermek, tam da böyle bir dönemde toplumun fay hatlarını yeniden harekete geçirmek anlamına gelmez mi?
Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması ve Türkiye'nin değişen duruşu
Türkiye'nin son yıllarda attığı adımlara baktığımızda yalnızca güvenlik politikalarını değil, Türkiye'nin kendi tarihî ve kültürel değerleri konusunda ortaya koyduğu iradeyi de görmek gerekiyor.
Ayasofya'nın 2020 yılında yeniden cami olarak ibadete açılması, Türkiye açısından sembolik anlamı son derece güçlü bir gelişmeydi. 24 Temmuz 2020'de 86 yıl sonra ilk cuma namazı kılındı.
Bu karar Türkiye'nin kendi tarihî mirası ve egemenlik anlayışı çerçevesinde aldığı bir karar olarak değerlendirildi.
Peki, Türkiye'nin kendi iradesini daha güçlü biçimde ortaya koyması bölgedeki bütün aktörler tarafından aynı şekilde mi karşılanıyor?
Bunu sorgulamak gerekir.
Kutsal topraklar ve Türk askerinin bölgedeki varlığı
Türkiye'nin tarih boyunca Kudüs'ten Mekke ve Medine'ye kadar uzanan coğrafyayla güçlü tarihî ve kültürel bağları olmuştur.
Bugün Türkiye'nin bölgede daha etkin bir güvenlik ve diplomasi politikası izlemesi, yalnızca Türkiye'nin değil, Ortadoğu'nun geleceğini de etkileyebilecek bir gelişmedir.
Gazze'de yaşanan insanlık dramı, Suriye'deki gelişmeler, Irak'ın kuzeyindeki yapılanmalar ve Türkiye'nin sınırlarının ötesindeki güvenlik politikaları birlikte değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin bölgesel meselelerde daha fazla söz sahibi olması, “Türkiye'nin bölgedeki etkisi nasıl sınırlandırılabilir?” sorusunu bazı çevrelerin gündemine getirebilir.
Buna karşılık Suriye'deki PKK/YPG yapılanmasının Türkiye açısından ciddi bir güvenlik meselesi olduğu açıktır. Nitekim Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki PKK/YPG varlığını uzun süredir sınır güvenliği açısından tehdit olarak değerlendiriyor.
Bazı analizlerde İsrail'in Suriye ve bölgedeki Kürt yapılanmalarıyla ilişkileri üzerinden Türkiye'ye yönelik stratejik hesaplar yaptığı ileri sürülüyor.Gazze, Suriye ve Türkiye'nin sınırlarının ötesindeki planlar
Gazze'de yaşananlar bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşirken, Suriye'nin geleceği konusunda da büyük bir mücadele yaşanıyor.
Suriye'nin nasıl şekilleneceği, sınır bölgelerinde hangi yapıların bulunacağı ve terör örgütlerinin geleceği Türkiye'nin güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor.
Bu nedenle Türkiye'nin sınırlarının ötesinde yaşanan hiçbir gelişme Türkiye açısından “bizi ilgilendirmiyor” denilecek bir mesele değildir.
Türkiye'nin güvenliği yalnızca sınır kapılarından başlamaz.
Sınırlarımızın ötesindeki gelişmeler de Türkiye'nin güvenliğinin bir parçasıdır.
İşte tam da bu nedenle Türkiye'nin terörsüz Türkiye hedefi yalnızca ülke içerisindeki güvenlik açısından değil, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgesel güvenlik açısından da önem taşımaktadır.
Peki Zonguldak'taki kavga neden büyütülüyor?
Şimdi yeniden Zonguldak'a dönelim.
Bir işçi ile işveren arasında kavga yaşanmışsa, bunun gerçek nedeni araştırılmalıdır.
Kim haklı?
Kim haksız?
Kavga neden çıktı?
Kim başlattı?
Olay nasıl büyüdü?
Ve en önemlisi:
Bu olay neden Kürt-Türk çatışması gibi gösterilmeye çalışılıyor?
İşte asıl sorulması gereken sorular bunlardır.
Çünkü bir kişinin yaptığı yanlışı bir millete mal etmek doğru değildir.
Zonguldak'a ekmek parası için gelen Kürt vatandaşımız da bizim vatandaşımızdır.
Zonguldak'ta yaşayan Türk vatandaşımız da bizim vatandaşımızdır.
Hepimizin ortak vatanı Türkiye'dir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir kardeş kavgası değil, yıllardır süren terörün sona ermesidir.
Bugün Zonguldak'ın ihtiyacı da insanları birbirine düşürmek değil, huzuru korumaktır.
Bir fındık kavgasını alıp Kürt-Türk meselesine dönüştürmek kimsenin işine yaramaz.
Tam tersine, Türkiye'nin birlik ve beraberliğine zarar verir.
Biz olayların üzerinin kapatılmasını istemiyoruz.
Biz suçlunun korunmasını da istemiyoruz.
Biz sadece suçlu kimse onun hukuk önünde hesap vermesini, bir kişinin yaptığı yanlışın ise koskoca bir topluluğa mal edilmemesini istiyoruz.
Çünkü Türkiye'nin önünde çok daha büyük meseleler var.
Gazze var.
Suriye var.
Sınır güvenliği var.
Terörsüz Türkiye hedefi var.
Bölgedeki güç mücadeleleri var.
Ve Türkiye'nin geleceğiyle ilgili alınması gereken çok önemli kararlar var.
Böyle bir dönemde Zonguldak'ta yaşayan insanları bir kavga üzerinden birbirine düşürmek yerine, birlik mesajı vermek zorundayız.
Çünkü bu ülkenin Türk'ü de Kürt'ü de Laz'ı da Çerkes'i de Arabı da aynı bayrağın altında yaşamaktadır.
Bizim düşmanımız birbirimiz değiliz.
Bizim ortak hedefimiz huzurlu, güvenli, güçlü ve terörsüz bir Türkiye olmalıdır.
Bir fındık kavgasından yeni bir Türk-Kürt kavgası çıkarmaya çalışanlara karşı da hepimiz uyanık olmalıyız.
**Çünkü bugün Türkiye'nin ihtiyacı ayrışmak değil, birleşmektir.
Kin değil kardeşliktir.
Provokasyon değil sağduyudur.
Ve en önemlisi, terörsüz ve güçlü bir Türkiye'dir.**
İlimizde yaşanan bu talihsiz kavgayı hukuka bırakmak yerine Kürt kardeşlerimize bak ilimizin insanları bu kadar kötü işte algısı yaratmaya çalışanlara Kürt'ü Türk'e ,Türk'ü Kürt'e düşman etmeye çalışanlara , Cumhuriyetin ilanından sonra ilk il emeğin ve emekçinin başkenti olan bu şehri kirletmeye çalışanlara karşı yetkili birimler tarafından gereği yapılmalıdır .Barış sürecini baltalamaya çalışan kirli eller e asla taviz verilmemelidir Zonguldak insanı Karadeniz insanı merttir misafirperverdir.