Amerika’nın sömürgeci yapısını kullanıp, Irak’a yaptığı işgal hareketinin(21 Mart 2003) üzerinden yıllar geçti. Irak’ta kurduğu Maliki düzeni tutmadı ama Ortadoğu’ya vermek istediği ayar (!) tuttu.
Aslında Amerika’nın Ortadoğu da yaptığı, 1914 yılındaki Süperlerin (İngiltere- Fransa) cetvelle çizip yarattığı Ulus Devletleri (Irak - Suriye) ortadan kaldırma operasyonuydu.
Amerikan Muhalifleri bunu BOB (Büyük Orta Doğu Projesi) olarak yorumluyor.
Amerika; Irak ve Suriye’nin etnik(Türkmen, Arap, Kürt) ve dini (Sunni- Şii) özelliklerini ayrıştırıp, oluşturduğu toprak rekabetini çatışmaya çevirtti.
Bu kendisini bölge dışında ‘Arap Baharı’ şeklinde gösterdi. Yaptığı, bir anlamda ‘dünya’nın jandarması benim’ demekti.
Ancak, Amerika’nın unuttuğu, o topraklarda bayrakları bulunmasa da, tarih olarak bulunan devletlerin varlığıydı.
Ortadoğu; Din’i ve etnik yapısı ile dünyanın hiçbir yerinde olmayan özelliklere sahip bir merkez. Yer altı zenginlikleri açısından da, iştah kabartan bir toprak.
Bu bölge de, direkt etkili olamayacağını anlayanların, etnik ve dini özellikleri kaşıması, kardeşi kardeşe kırdırtması kadar doğal bir şey olamaz.
Yani, burada oyun’un kuralı yok. Para, silah ve siyasi gücü kullan ‘parçala - böl - yönet’.
İster toprağı yönet, ister insanı!
Hele hesap geçmişe dayanıyorsa ve insan: yarın, öbür gün ile bağlantılı bir varlıksa…
Hesap, sadece kendi gücüyle orantılı olmaktan çıkıp, iki bilinmeyenli denklem halini alabilir.
Ortadoğu satranç tahtasında, güçsüzlerin sonu Piyon olmaktır. Kullanılır, atılırlar tarihin çöplüğüne. Amaç ve hedefi olanlar ise paylaşım masasında Şah, Vezir ve Fil olurlar. Hesapta olmayan gelişmeler ve hesabın doğru yapılamayışı, bir savaşı kaybetmekten öte, bir devleti kaybettirir.
Geçmişte bunun örnekleri pek âlâ var. Dört kıta da at koşturan Osmanlı, bu hesaplarda yanlış yaptığı için eridi. Bakiyesi Türkiye, nihayetinde Anadolu coğrafyasında sıkışıp kaldı.
Hesabı toplamada mı, çarpma da mı yanlış yaptı hâlâ tartışılıyor!
Bu açıdan, Orta Doğu da herkes’in ince bir hesabı var.
Saddam’ın yeni versiyonu olarak çıkan Sunni IŞİD, Suriye Diktatörü ESAT, Suriye Arap Devleti için fırsat kollayan Suriye Özgür Ordusu, Rojava ve Kobani bölgeleri hâkimiyeti sonrası Suriye de devlet özlemi kuran PKK’lı Kürtler, Irak’tan bağımsızlık almaya çalışan Barzani, Irak ve Suriye topraklarından sonra Türkiye de bayrak açmak isteyen Kürt Terör Örgütü PKK, Iraklı Türkmenler, Ata yadigârı topraklarla ilgili fırsat bekleyen Türkiye, Arap baharı ile birlikte bölge de mezhep açısından güçlenen İran, IŞİD arkasında istihbarat gücü ile yayılan Rusya…
Son günlerin aktüel konusu; Suriye’de ki Kürt Bölgelerinin Işid saldırılarıyla önemli hasar görmesi karşısında, tezkere tartışmaları.
Meclisteki oylamada; CHP’nin, bölücü terör örgütü PKK’nın hamisi, HDP ile tezkere aleyhinde oy kullanması, tartışmaları alevlendirdi.
Tayyip Erdoğan karşısında 9 seçim üst üste kaybeden CHP’nin, bu güne kadar yaptığı değişik seçim koalisyonlarından sonuç alamaması, bu taktiği getirdi.
Son yerel seçimlerde (2014) 37 İl de baraj altına düşen CHP’nin Doğu ve Güneydoğu da örgütlenemeyişi ve Türkiye Partisi olamayışı, BDP’ye nazire yapmasına neden oldu bence.
Peki, BDP’ye ne oldu? Hem Türkiye’nin Kobani’ye (Arap Pınarı) yardım etmesini istiyor, hem sınır ötesi hareket demek olan Tezkere’ye hayır (!)diyor.
Bu, Bölücü Kürtlerin illegal temsilcileri PKK’nın, içerde ve dışarıda güvenilmez olduğunun bir kanıtı. PKK’nın hâlâ dış güçler’in piyonu olduğunun göstergesi.
Çözüm süreci içinde, HDP Milletvekili’nin Türk askerine taş atması, PKK çapulcularının okul yakması, çocuk kaçırması, Kürt Siyasilerin her fırsatta Türkiye’yi dış dünyaya savaş suçlusu şeklinde gammazlaması, hep güvensizlik belirtisi işler.
Çözüm sürecini baltalayan PKK’nın, Suriye’de ESAD kuyruğu PYD’nin de Kürt halkı üzerinde güvenirliği yoktur. Suriye’den IŞİD vahşetinden kaçan Kürtler, sadece IŞİD değil, PYD orada iken Kobani’ye (Arap Pınarı) dönmeyeceklerini belirtiyorlar.
SONUÇ;
Demek ki neymiş?
Amerika’nın yalan ve silah gücü bile Orta doğu bataklığına asker çıkartmaya yetmiyor.
Suriye’nin kuyruğuna tutunup, bir paçavrayı boyayıp bayrak yapmakla, Kürt Devleti olunmuyor. Lafla; Kurulan devletin toprakları ve insanları korunamıyor.
Demek ki neymiş?
Milliyetçilik; Muhalefette dün küfrettiğine, bu gün tezkere için açık çek vermekle olmuyor. Lafla kandırdım sanılan Toplum katmanları, sandıkta kandırılamıyor.
PKK hamisi HDP ile ‘tezkere’ konusunda aynı safta yer almak, değil Ana Muhalefet’e, Çözüm sürecine bile etki etmiyor.
Velhasıl-ı Kelam; Bu kısa zamanda kazanan, dik duruşu ile Türkiye olmuştur.
Bu coğrafyada Türkmen, Kürt ve Arap, üç milyon tarihi dostuna kucak açmış, bölgede aktör olduğunu kabul ettirmiş, savaşın uzun sürmemesi için çözüm üretmiştir.
CHP ve HDP; Terör Örgütü PKK’nın keyfine tezkere olup ufalanacağına, Devletin güçlü- Milletin mutlu olması yolunda kenetlenip, Türkiye Partisi olmak için mesafe almalıdır.
Görünen o ki, bu Ortadoğu, sadece Irak ve Suriye’yi yutmakla kalmayacak.
Amerika ve Tayyip karşıtı kafadarları da ufalayacak.