Ağız tadıyla bayram yaşamak ömür boyu yasak galiba bizlere. Şeker Bayramı’nda Siyonistlerin ağır bombardımanı altındaki Gazze halkının acısında yanan yüreğimiz, bu kez, IŞİD çetelerinin muhasarası altında kaldı. Şii, Alevi, Keldani, Ezidi, Türkmen, Arap demeden kendinden farklı kültürlere acımasızca saldıran barbarlar bu kez Kobane’yi koydu hedefe… Zalimler üç bir yandan kuşattığı kenti, tümden teslim alabilmek için durmaksızın bombalıyor… İçlerinde insanlıktan eser kalmamış nursuzların getirdiği tekbirler, makineli tüfeklerin, havan toplarının, tank paletlerinin seslerinde yitiyor… Huşu içinde getirilen salavatlara şen maytap seslerinin eşlik etmesi gereken bayram günlerindeyiz oysa…
Kobane yanıyor, insanlar değil yalnızca, insanlık da ölüyor… Ölümleri önlemenin değil, bölgede çok uluslu güçler tarafından kurulan denklemde köşe kapmanın derdine düşen AKP hükümetiyse, “büyük devlet, aziz millet” şişinmeleri içinde katliamı seyrediyor. Dalga dalga yayılan ulusalcı hezeyan, Hizbullahçı vahşilerle el ele vererek Kobane için sokaklara taşan çığlıkları boğmaya çalışıyor… Anlaşılan o ki, “Karşıya dört adam yollar, sekiz füze atarım” cümleleriyle deşifre olan provokatörler, ibrelerini, “Üç adam yollar, büstleri, bayrakları yakar, otobüsleri kundaklarım” a çevirmiş durumda şu sıralar…
MESELE ORTADOĞU OLUNCA AT İZİ, İT İZİNE KARIŞIYOR
Üzüntüyle izliyoruz, muazzam arkasındaki halk desteğinin sarhoşluğundaki AKP iktidarı ateşle oynuyor. Aklınca Neoosmanlıcı bir siyasetle bölgenin ağır abisi, büyük güçlerin jandarması olmaya özeniyor. İnsanlığa namluların ucundan bakıp, kendini peygamberin ordusu ilan eden kelle avcılarının yarattığıvahşeti fırsat bilip, ganimete çevirmek istiyor. Yaşanan insanlık dramı değil de, Suriye’deki rejimin devrilmesi, Rojava’da Kürtlerce yeşertilen başka yaşam ve yönetim biçimlerinin yok edilmesi çok daha önemli onlar için… “Tampon bölge”, “uçuşa yasak bölge” gibi aynı coğrafyada yaşayan halklar arasına duvar örmeyi amaçlayan stratejide ısrar etmelerinin nedeni de bu zaten…
Doğrusu ya mesele Ortadoğu olunca at izi, it izine karışıyor Türkiye’de… Türban konusunda takındığı anti demokratik tavırla AKP’nin yıllarca iktidarda kalmasının psikolojik koşullarını oluşturan ulusalcı tayfa, başka halklara yöneldiğinde “barbar” diye nitelediği IŞİD çetesini, Kürtlere yönelince alkışlayacak nerdeyse… Yerini yurdunu terk edip savaştan kaçan masum halkı, korkaklıkla suçlayıp ti’ye alan yazılar kaleme alınıyor gazetelerde. “Koridor açın, yardıma gidelim” diyen Kürt ulusal güçlerine, “Bize saldırırken izin mi alıyordunuz?” şeklinde düşmanlık dolu sözlerle yanıt veriliyor. Bu savaştaki dayanışmanın mazlum iki halkı birbirine daha da yakınlaştıracağı, Kürt sorunun böyle bir kardeşlik hukukuyla çok daha kolay çözüleceği hiç hesap edilmiyor nedense…
ŞİDDETİN OLDUĞU YERDEN İLK ÖNCE SAĞDUYU UZAKLAŞIYOR
Açıklıkla yazıyorum buraya, ne AKP hükümetinin, geçmişteki hamilerinin sergilediği “Bir koyup beş alacağız” açgözlülüğüne benzeyen bir yaklaşımı Kobane’de sergilemiş olması, ne de polis güçlerinin ödünsüz tavrı sokak gösterilerinin şiddete yönelmesinin gerekçesi olamaz… Doğu’da AKP bürolarına saldıran, kendinden başka kimsenin siyaset yapmasına izin vermeyen anlayışlar İstanbul Sultangazi’de parti bürolarında hapis kalmaya mahkûmdur… Hepimiz yaşayarak öğrendik ki, şiddet şiddeti doğuruyor ve şiddetin olduğu yerden ilk önce sağduyu uzaklaşıyor… Unutmayalım ki, barış ve demokrasi güçlerinin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey her yönüyle provokasyona açık, sonrası iyi düşünülmemiş kontrolsüz eylemler değil, toplum vicdanına seslenen sağduyulu çıkışlardır…
Bu şiddet sarmalından en çok yaralananın takiyyeci AKP olacağı çok açıktır. Gezi Direnişi sonrasında yapılan yerel seçimlerde de gördüğümüz gibi, AKP gerilimi sürekli yüksek tutarak kitlesini tahkim ediyor. Sandığa çuvallar dolusu oy olarak yansıyan bu durumsa toplumsal muhalefetin gerilemesine neden oluyor. Her fırsatta desteğimi açıkladığım HDP çevresinin toplumsal muhalefetin daha da mevzi kaybetmesine neden olacak davranışlardan uzak durması, provokasyona izin vermeyen bir eylem çizgisi izlemesi gerekiyor. Bizlerin toplum önünde sözünü söyleyemez, politika yapamaz hale gelmesinden en çok zararı barış ve demokrasi güçlerinin göreceği çok açıktır. Kobane halkı en çok da buna muhtaçtır.