Dün seçim geçirdik, taraf olduğum aday kazanamadı… “Adam yine kazandı.” Helal olsun, tebrik ediyorum… 

Yine aynı guruplar rutin olan zafer turlarını attılar, eğlendiler, slogan attılar. Yurtdışında yaşayan bir kısım Türkler ve Türkiye’deki mülteciler de onlarla karnaval yaşadılar. Biz yurt içindekilerin kaderini belirlemede etkili oldular. Zonguldak’ta akiller Uzun Mehmet Camii mahyasına “Zafer İnananlarındır” yazısı altında hatıra fotoğrafı çektirdiler. Bizler yani diğer inananlar da kendi dünyamıza çekilip dışarıdaki bu karnavalı izledik. Yarının Türkiye’sini öngörme endişesiyle tekrar baş başa kaldık. 

Bu moral ve motivasyon ile başımı yastığa koydum sabah oldu, ayaklarım beni geri götürse de yola koyuldum. Şemsiyem altında, yağmurdan korunarak yürürken karşıma ince elbisesi, şemsiyesiz ve tedbirsiz olarak sırılsıklam ıslanmış adaşım Yüksel çıktı.

Adaşım Yüksel’i özellikle liman arkası müdavimleri iyi tanır. Çok kibar, saygılı ve biraz takıntılı bir arkadaşımızdır. “Takıntılı” benzetmeme gücenmesin, bunu iyi anlamda yazıyorum. Yüksel, kendi iç dünyasında yaşayan topluma saygılı bir arkadaşımızdır. Bir video makinesi koleksiyonu takıntısı var bir de can yelekli, ayaklarında paletinle açık denizlere yüzme takıntısı var. Yüzme takıntısı düşündüğünüz kadar masum değil, limandan ayrılan bir gemi gibi uzak denizlere yüzer, 3-5 mil gider ve tekrar geri gelir. Bazen de kıyıya paralel yüzerek Ilıksu tarafına gider gelir. Bu işi biraz abartınca başını da derde sokar. 

Yüksel, bu yüzme sevdası yüzünden mahkemelik oldu. 2015 yılında hakkında defalarca "Denizde ceset var" ihbarı yapılan ve gemilerin rotasına girdiği gerekçesiyle kamu görevlilerini gereksiz yere meşgul etmekten Kabahatler Kanunu’na muhalefet olmak suçundan idari para cezası kesildi. Ayrıca Zonguldak Sahil Güvenlik tarafından 2,5 sene denize girmeme cezasına da çarptırıldı.

Karşımda sırılsıklam ıslanmış Yüksel’i görünce durdum, ayak üstü konuştuk. ‘-Nereye gidiyorsun’ diye sordum. ‘-Ilıksu’ya yürüyerek gidip gelecem’ dedi… ‘-Bu havada ıslanıp hasta olursun’ diye uyardım… ‘-Ben denizden yüzerek giderken zaten suyun içinde ıslanıyordum…’ benzeri bir cümle kurdu… 

Yüzüme bir tebessüm, İçime bir rahatlama geldi…
Seçimmiş, geçimmiş bir an kafam boşaldı…
Yüksel Ilıksu’ya vardı mı acaba diye düşünmeye başladım.
Keşke eşlik etseydim diye aklımdan geçmedi değil!
Memleket meseleleri, geçim derdi!
Mülteci meselesi, pahalılık!
Enflasyonmuş!
Geçinemiyormuş!
Yoksulluk, yolsuzluk!
Kime ne!
Gelip bana yakınan, dert yananlara da bir sözüm var.
İki yüzlülük yapmayın!

Ben yaya Ilıksu’ya gidiyorum!