13 yıldır ikamet ettiğim semtte her hafta pazar kuruluyor. Burada her türlü ürün (elbise, ayakkabı, çanak-çömlek, kuru gıda, meyve, sebze, baharat vb.) satılmakta.
Çorap, elbise, kazak, gıda vb. satan kişilerle ara sıra sohbet ediyorum. Hepsi de düzenden, gidişattan, ekonomiden memnunlar.
1. Belediye bunlardan çok az yer parası alıyor.
2. Devlete ödedikleri vergi yok denecek kadar az.
Sattıkları malların yüzde 99'una fiş - fatura düzenlemiyorlar.
Toptan satış yapan "çok uyanık" firmaların ticari araçları her hafta bunların ayağına kadar geliyor. Pazarın kurulduğu sokağın hemen arkasındaki sokaklara yanaşıyorlar. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra başka şehirlerden getirdikleri mallarını alel acele faturasız olarak teslim ediyorlar.
Türkiye'de 86 milyon insan yaşıyor. Bu da 25 milyon aileye tekabül ediyor. Bu devasa kitlenin 20 milyon kadarı gıda, giysi, ayakkabı gibi ihtiyaçlarını yüzde 90 oranında pazarlardan, vergisiz olarak tedarik ediyorlar.
20 milyon ailenin her biri, her hafta pazarda ortalama 1000 TL harcamış olsa bu 20 milyar TL, ayda 80-100 milyar TL, yılda ise 1,2 trilyon TL yapar.
Devlet, tüm vatandaşlara ödeme kartları verse, herkes alışverişlerde bu kartları kullansa, yıl sonlarında da kartı kullanıp alım yapanlara yüzde 5-10 vergi iadesi yapılsa; hiç vergi ödemeden, lüks, şatafat, bolluk içinde yaşayan pazarcı esnafları da vergilerini tam biçimde ödemiş olurlar.
Birkaç senedir tanıdığım pazarcıların hepsinin birden fazla konutu, lüks arabaları var. Çocukları da genellikle özel üniversitelerde okuyorlar...
Bu konuyu CİMER'e de yazdım. Gelen cevapta: "Vergi kaçağını ispatlayıcı somut deliller" talep ediliyordu. Devletin görevlileri pazarlara sanırım hiç uğramıyorlar. Bir gün 81 ildeki ve 930 ilçedeki pazarları dolaşsalar milyonlarca somut delil elde ederler. Zira fiş/fatura veren artık yok.
*
Devreklilere Mektup
2013-2015 ve 2019-2021 yılları arasında, toplam 4 yıl Devrek ilçesinde öğretmen ve idareci olarak çalıştım...
İlçede, ahlaklı, etik değerlere riayet eden, saygılı, edepli, dürüst yüzlerce insan ile tanıştım...
Son birkaç yıldır ulusal basında, Devrek'ten çıkmış, çok yüksek adli makamlara ulaşmış bir kamu görevlisinin Ankara'da faaliyet gösteren, karışık nitelikler taşıyan bir zattan etik dışı biçimde; lüks otomobil, mobilyalar vb. aldığına dair haberler çıkmaktadır...
Bu konuda sarsıcı bir haberi aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
https://t24.com.tr/gundem/suc-orgutu-lideri-ayhan-bora-kaplan-dosyasindan-eski-bassavci-olan-yargitay-uyesi-yuksel-kocamanin-ismi-cikti-arac-parasi-odemesi-kaplanin-asistanindan,1313063
Devreklilerin bu konuda bir tepkisini, eleştirisini, kınamasını, çığlığını yerel ya da ulusal basında göremedim.
Hukuk dışı işlere sessiz kalmak, bunu tasvip ettiğiniz anlamına da gelmektedir. "Sükût ikrardan gelir" şeklindeki kıymetli söz bir kez daha kanıtlanmış olmaktadır.
Yanlış işlere sessiz kalmayınız. Hukuk herkes için gereklidir.
*
Öğretmenler Hukuksuzluğa Neden Sessiz?
Öğretmenler arasındaki hukuksuzluk, adaletsizlik sahte sarı sendika ağalarını hiç rahatsız etmiyor...
Hiçbir patenti, projesi, makalesi, eseri, yayını olmadığı halde başöğretmen yapılan asilzadeler 85000-110.000 TL arası maaş alırken, ücretli öğretmenler maksimum 30.000 TL alarak, köle gibi çalıştırılıyor.
Sahte sarı sendikaların başkanları ise ayda 500-600 bin TL parayı cebe indiriyor.
Ayrıca, 875 bin civarındaki, sendika üyesi öğretmenlerin "aidatını" ise hala devlet ödüyor.
Bu rezilliğe, bu soyguna, bu kamu malı yağmasına dur diyen bir tek öğretmen de yok...